Türkiye’de 2018 Haziran seçimleri sonrasında yaşanan kur krizi ittifaklara dayanan siyasi dengelerin değişmesine yol açtı. Ekonomik küçülme, artan enflasyon ve işsizlik 2019 yerel seçim kampanyasına damga vurdu. Seçmenin ekonomiye bakışını yansıtan tüketici güven endeksi 2009 ekonomik krizi seviyesine geriledi. Hızlı bir şekilde hükûmetin aleyhine gelişen şartlarda muhalefet, 2017 referandumunda bir araya gelen Hayır blokuna benzer şekilde organize olmayı başardı.

31 Mart yerel seçimlerinde, muhalefetin stratejisi ekonomiden daha çok etkilenen büyükşehirlerde öne çıkarken, Cumhur İttifakı sadece ekonomik krizden daha az etkilenen az nüfuslu şehirler ve kırsal bölgelerde oyunu koruyabildi. Millet İttifakı İstanbul, Ankara, Adana ve Antalya’yı Cumhur İttifakı’ndan almayı başardı. Öte yandan Cumhur İttifakı ekonomik olumsuzluklara rağmen oy oranını %50 seviyesinde tutmayı bildi ve kaybettiği büyükşehirlerde meclis çoğunluğunu elde etti.

2019 yerel seçimleri sonrasında ekonomik kötüleşmenin etkisini sürdürdüğü görülüyor. Ekonomide küçülmenin durmasıyla beraber piyasaların güveni artsa da tüketici güven endeksi halen 2009 ekonomik krizi seviyesinde. Yaygın olumsuz ekonomik algılar ve eski AK Partililerin yeni partilerini kurmaları erken seçim söylentilerine neden oluyor.

Bir yandan muhalefetin İstanbul ve Ankara belediye başkanlarıyla gündemi belirlemesi, diğer yandan Cumhur İttifakı’nın dış politika hamleleri ve güvenlik politikalarıyla çekirdek seçmenini koruması yerel seçim sonrasında oy dağılımlarının nasıl şekillendiği sorusunu beraberinde getiriyor. Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemiyle önü açılan ittifaklar ve %50+1 çoğunluk esasına dayalı başkanlık seçimi oyları birbirine yakın olan muhalefet ve ittifak bloklarının kazanma olasılıklarını değerlendirmeyi zorunlu kılıyor.

Yazıda AK Partinin 2010’lardaki ekonomi politikası, kur krizi ve mevcut ekonomik durumu ele alacağım. Sektörlerin ekonomik güvenindeki iyileşmeye rağmen neden tüketici güveninin olumsuz seyrettiğini açıkladıktan sonra tüketici güven endeksinin oy verme davranışı üzerindeki etkisine odaklanacağım. Tüketici güven endeksi – AK Parti oy oranı ilişkisi analiziyle birlikte 2020 Ocak’taki oy dağılımlarını değerlendireceğim.

AK Partinin 2010’lar Ekonomi Politikası, 2018 Kur Krizi ve Sonrası

Ekonomik büyümeyle oluşan refah ortamı, yüksek istihdam ve düşük enflasyonun partizan olmayan seçmeni iktidar partilerine yaklaştırdığı biliniyor. AK Parti bu amaçla 2008 ekonomik krizi sonrasında %10’dan düşük faiz ve tüketimle büyüyen ekonomi modelini uyguladı. Model 2010’larda işsizliği %10’un altında tutarken, yıllık enflasyonun %15 bandının aşağısında kalmasıyla beraber bu politika 2018 kur krizine kadar sürdürülebildi.

2018 yazında yaşanan Brunson krizi sonrasında gelen ani kur artışı piyasada maliyetleri artırdı ve enflasyon yükselmeye başladı. 2011-2018 arasında yaşanan seçim maratonunda ekonominin sürekli büyümeye zorlanması ani kur artışına karşı bir kırılganlık da yaratmıştı. Bu kırılganlık zemininde kur krizi hızlı bir şekilde tüketimin azalmasına, ekonomik küçülmeye ve işsizliğe neden oldu.

Grafik 1: Kişi Başına Düşen GSYİH ($)
Kaynak: Dünya Bankası

Bununla birlikte ithalata dayanan Türkiye ekonomisinde düşük faiz politikası nedeniyle 2013’ten bu yana Türk Lirası zayıflarken kişi başına düşen gelir dolar bazında azalma eğilimindeydi. 2018’de yaşanan kur krizi hem TL’nin değer kaybını hem de ekonomik küçülmeyi beraberinde getirdiği için kişi başına düşen gelir seviyesi 10 bin doların altına kadar geriledi.

Grafik 2: Merkez Bankası Faiz Oranları (2010-2020)
Kaynak: Trading Economics, TCMB

Artan enflasyon, ekonomik maliyetler ve TL’nin değer kaybı Merkez Bankasını hükümetin düşük faiz baskısını kırarak faiz oranlarını 2018 Nisan – Eylül arasında %8’den %24’e kadar yükseltmeye itti. Merkez Bankası eski Başkanı Murat Çetinkaya’nın haziranda görevinden alınmasına kadar faiz oranları %24’te kaldı. Düşük faiz – ekonomik büyüme modeline geri dönmek isteyen hükümetin baskısından sonra Merkez Bankası’nın başkanlığına Murat Uysal getirildi. Uysal’ın başkanlığında faiz oranları 2019 Haziran – 2020 Şubat arasında %10,75’e kadar düşürüldü.

Grafik 3: Ekonomik Büyüme
Kaynak: TÜİK

2019 3. çeyrekte Merkez Bankası’nın faizleri düşürmesiyle gelen talep canlılığıyla beraber %0,9 büyüme gerçekleşti. Önceki dönemlerde ekonomi 24 Haziran 2018 seçimlerinden önceki iki çeyrekte %7,4 ve %5,6 büyümüştü. 2018 üçüncü çeyreğin bitişine yakın gelen kur kriziyle birlikte ekonomi 2018 4. çeyrek ve 2019 3. çeyrek arasında üst üste üç dönem küçüldü. Bununla birlikte düşük faiz ve tüketimle gelen büyümenin sürdürülebilirliği soru işareti. Ayrıca düşük faizle artan kredi kullanımının batık kredi sorununu büyütmesi de ekonomi için risk oluşturuyor.

Öte yandan ekonomik büyüme kendini halen seçmende hissettirebilmiş değil. İşsizlik ve enflasyon halen kur krizi öncesine göre çok yüksek. Ayrıca dolar/TL kuru yeniden 6’nın üzerinde. Sektörlerin ekonomiye güvenini ölçen ekonomik güven endeksi artış gösterse tüketici güven endeksi 2009 ekonomik krizi seviyesinde sabit seyrediyor.

Grafik 4: İşsizlik
Kaynak: TÜİK

İşsizlik ve genç işsizliği son 3 ayda görece azalsa da büyük bir sorun olmaya devam ediyor. %13,2 olarak ölçülen işsizlik 2018 Haziran’a göre 2,3 puan, son bir yıla göre 0,9 puan artmış. Genç işsizliği %24 seviyesine ulaşırken 2018 Haziran’a kıyasla 3,9 puan, son bir yıla kıyasla 1 puan artmış. 2018 krizi ve sonrası 2005’ten bu yana Türkiye’de en yüksek işsizliğin görüldüğü dönem.

Grafik 5: Enflasyon
Kaynak: TÜİK


Türkiye’de enflasyon 2018 öncesinde %10 ve aşağısında seyrettiği için fiyat artışı önemli bir sorun değildi. Fakat 2017-2018 döneminde gerçekleşen hızlı büyüme ve kur kriziyle gelen maliyet artışı enflasyonu 2018 yazından sonra %25 seviyesine kadar taşıdı. Yıllık enflasyon 2019 sonbaharında baz etkisiyle tek haneli sayılara gerilese de son dönemde çift haneye ulaştı ve beklentinin 1-2 puan üzerinde seyrediyor.

Grafik 6: 2018 Haziran’a Kıyasla Birim Fiyat Artışı
Kaynak: TÜİK

2018 Haziran Tüketici Fiyat Endeksi baz alındığında 2018 Haziran’a göre fiyat artışı 2020 Ocak’ta %25’e ulaşmış durumda. Enflasyon Ocak ayında bir önceki yıla kıyasla %12 olarak ölçülmüştü. Fakat seçmenler fiyatları kur krizinin travmatik etkisiyle birlikte bir yıl öncesiyle değil kriz öncesiyle kıyaslama eğiliminde. 2018 Haziran – 2020 Ocak arasındaki fiyat artışı 2020 Ocak yıllık enflasyonunun 2 katından fazla.

Grafik 7: Dolar/TL kuru
Kaynak: TCMB

Seçmenin algısını belirleyen en önemli göstergelerden biri Dolar/TL kuru. Kur 2018 Haziran – 2020 Ocak döneminde 4,64 seviyesinden 6.11’e ulaşırken, artış %32’yi buldu. 2018 yazında kur kriziyle travma yaşayan seçmen ekonomiyi değerlendirirken dolar kurunu kriz öncesiyle kıyaslıyor. Seçmene göre %32’lik artış neredeyse üçte bir fakirleşme demek.

Sektörel Güven – Tüketici Güveni Farkı

Grafik 8: Ekonomik Güven Endeksi & Tüketici Güven Endeksi
Kaynak: TÜİK

Ekonomik güven endeksi, tüketicilerin ve üreticilerin genel ekonomik durum hakkındaki değerlendirmelerini, beklentilerini ve eğilimlerini kapsayan bir bileşik endeks. Endeks reel sektör (imalat sanayi), hizmetler, perakende ticaret ve inşaat güven endekslerini kapsıyor. Tüketici güven endeksi de seçmenin ekonomiye dair bireysel ve ulusal düzeydeki değerlendirmelerini ölçen 18 anket sorusundan oluşturulan bir gösterge. Endeksler 100’ün üzerindeyken genel ekonomik durum hakkında iyimser bir görünüm gösterirken, 100’ün altında olduğunda karamsar bir görünüm gösteriyor.

Son dönemde faizin düşürülerek talebin canlandırılması ve ekonomik büyümenin sağlanması hizmet, perakende ticaret ve inşaat sektörlerinde olumlu karşılandı. Dolayısıyla bu sektörlerdeki pozitif hava ekonomik güven endeksinde 2019 – 2020 Ocak arasında 14,6 puan artışla %18’lik bir yükseliş getirdi.

Buna karşılık tüketici güven endeksi 2019 – 2020 Ocak arasında 58 puanda kaldı. Yerel seçim sonrasında oluşan istikrar havasıyla 63,5 puana yükselen endeks 6 Mayıs YSK İstanbul tekrar seçim kararının etkisiyle tekrar 60’ın aşağısında sabit seyrine geri döndü.

Grafik 9: Tüketici Güven Endeksi
Kaynak: TÜİK

Kur krizinden sonra tüketici güven endeksinin 70 seviyesinden 55-60 aralığına sıkıştığı görülüyor. Faiz indirimi ve tüketici kredileri beklenen etkiyi getirmemiş. Ayrıca tüketici güven endeksindeki negatif trend 2018 Haziran-2020 Ocak arasında fiyatlarda ve dolar/TL kurundaki %25 ve %32 oranlarındaki artışlarla bağlantılı. %13’ü aşan işsizliğin kısmi bir azalmaya rağmen 2009 ekonomik krizi seviyesinde kalması da bu olumsuz algıların sürmesinde pay sahibi.

Özetle son çeyrekteki ekonomik büyüme ve sektörel güven endekslerinde %18’lik artışa rağmen tüketici güven endeksinin 58 gibi düşük bir seviyede sabit kalması; (1) sektördeki iyileşmelerin geçim sıkıntısına çare olmadığına, (2) hükümetin çekirdek Cumhur seçmeni haricinde ekonomik algıları yönetmekte zorlandığına işaret.

Tüketici Güven Endeksi ve AK Parti Oy Oranı İlişkisi

Grafik 10: Tüketici Güven Endeksi – AK Parti Oy Oranı
Kaynak: TÜİK

Rasyonel oy verme modeline göre seçmen davranışı üzerinde en belirleyici etkenlerden biri ekonomik değerlendirmeler. Bu noktada tüketici güven endeksi ve AK Parti oy oranında bir paralellik söz konusu. AK Parti’nin %50’ye yaklaştığı seçimlerde tüketici güven endeksi 80 civarında seyrederken, AK Parti’nin %45’in altına gerilediği seçimlerde tüketici güven endeksi 70 ve aşağısında.

Grafik 11: Tüketici Güven Endeksi – AK Parti Oy Oranı (Kararsızlar Dağıtılmadan)
Kaynak: TÜİK

2018 Haziran seçimlerinden sonra yaşanan Brunson ve kur kriziyle gelen ekonomik kötüleşmeyle tüketici güven endeksi 72’den 55-60 aralığına gerilerken, Metropollün kamuoyuyla paylaştığı verilere göre AK Parti’nin oyu kararsızlar dağıtılmadan 44’ten 33-35 aralığına düşmüş.

Ekonomik algılardaki olumsuz gidişatın ve AK Parti oy kaybının derinleşmeden sabit kaldığı görülüyor. Ayrıca Barış Pınarı Harekâtı ve dış politikanın gündemin üst sıralarda kalması AK Parti’nin oy kaybını durduran gelişmeler arasında sayılabilir.

Barış Pınarı Harekâtı ve Sonrasında Parti Oyları Dağılımı

Grafik 12: 2020 Ocak Parti Oy Dağılımları
Kaynak: Metropoll

Metropoll Ocak araştırmasında katılımcıların yüzde 33,7’si AK Parti’ye, yüzde 21,5’i CHP’ye, yüzde 10,1 HDP’ye, yüzde 8,5’i MHP’ye, yüzde 7’si İYİ Parti’ye, yüzde 1’i SP’ye, yüzde 1’i Gelecek Partisi’ne, yüzde 0,6’sı Ali Babacan’ın partisine ve yüzde 0,7’si de diğer partilere oy vereceğini belirtiyor. Kararsızlar, cevap vermeyenler ve protesto oy kullananlar toplam %15,9 seviyesinde.

Grafik 13: 2019 Eylül-2020 Ocak İttifak ve Parti Oy Dağılımları
Kaynak: Metropoll

İttifakların ve partilerin oy oranı incelendiğinde Ekim ayındaki Barış Pınarı Harekâtı döneminde Cumhur İttifakı oylarının 2,5 puan arttığı, kararsızların oranını yükseldiği ve Millet İttifakı’nın oyunun 2,5 puan azaldığı görülüyor. Harekatın etkisinin geçmesiyle beraber ocak ayında oy dağılımları Eylül seviyesine geri dönmüş gözüküyor.

Barış Pınarı Harekatı’nın bitişinden sonra kararsızların ve oy kullanmayacakların bir bölümünün tekrar alternatif aramaya başladığı görülüyor. Davutoğlu’nun Gelecek Partisi’nin aralık ayında kurulması ve Babacan’ın parti kurma yolunda olması bir grup seçmeni sandığa geri dönmeye ikna etmiş gözüküyor. Fakat diğer partilerin toplam oyu aralık ayında 4,2’yi bulmasına rağmen medya görünürlüklerinin az olması ve Babacan’ın henüz partiyi kuramamasıyla beraber Ocak ayında 2,3’e gerilemiş.

Özetle Cumhur İttifakı %42’lik kitlesini korurken, Millet İttifakı %30’u aşamıyor. HDP %10’da kalırken, diğer partiler henüz beklenen sıçramayı gerçekleştirememiş durumda. Cumhur İttifakı’nın kararsızlar dağıtılımadan %42’yi koruyabilmesi, muhalif aktörlerin meclis çoğunluğunu elde edebilmek ve başkanlığı kazanabilmek için seçimlere katılımı en az %84’ün üzerine taşıyabilmesi gerektiğini ortaya koyuyor. %84 ve aşağısında katılımın gerçekleştiği bir seçimde Cumhur İttifakı’nın oyların %50’sine ulaşma olasılığı mevcut.

Grafik 14: Erdoğan’ın Görev Onayı
Kaynak: Metropoll

Metropoll tarafından açıklanan veriye göre, Ekim ayında %48’e yükselen Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın görev onayı, ocak ayında düşüş gösterse bile %42’de tutunabilmesi düşük katılımlı bir seçimde Cumhur İttifakı ve Erdoğan’ın şansının hiç de az olmadığını gösteriyor.

Sonuç

2018 kur kriziyle gelen ekonomik buhran muhalefete yerel seçimde büyükşehirlerde zafer getirmişti. Kur krizi sonrası dönemde tüketici güven endeksi 2009 ekonomik seviyesinde kalmaya devam ediyor. Bununla birlikte hükümetin oy kaybındaki azalmayı bir ölçüde durdurmayı başardığı görülüyor. Barış Pınarı Harekâtı döneminde safların sıklaşması bloklar arası geçişi azalırken, yeni partilerin kararsızları yanına çekerek katılımı artırması ve Cumhur İttifakı’nın pastadan aldığı payı azaltması ihtimali söz konusu.

Bloklar arası geçiş kısa vadede tıkanmış olsa da CHP’li belediyelerin icraatlarının orta ve uzun vadede makul Cumhur İttifakı seçmenini ikna edebilme olasılığını da göz ardı etmemek gerekiyor. Neticede halkın büyük çoğunluğu geçim sıkıntısı yaşıyor ve hükûmet çekirdek Cumhur İttifakı seçmeni haricinde kalan kitleleri ekonomi konusunda kolayca ikna edemiyor. Yeni partilerin ekonomik vizyonu ve muhalefet tarafından yönetilen belediyelerin somut politikaları sandığa gitmeyenleri motive edebilir.