Dünyada aşılama hızının artışına bağlı olarak iktisadi toparlanma da güçleniyor. İktisadi hayatın normale dönüşü tüm enerji emtialarında olduğu gibi doğalgaz fiyatlarını da yukarı çekerek geçen seneye göre 4,5 kat artışa neden oldu. Türkiye’nin 2020’de 48 milyar metreküp olan toplam doğalgaz ithalatının yaklaşık %60’ı uzun dönemli kontratlardan, %40’ı ise spot piyasalardan karşılandı. Türkiye’nin bu sene ekonomide beklenen telafi üretimlerinin etkileriyle yıllık tüketiminin 60 milyar metreküp gibi rekor seviyelere çıkabileceği tahmin ediliyor. Spot piyasalarda LNG fiyatlarının artmasının yanı sıra Türkiye’nin Rusya’dan uzun dönemli kontratlar çerçevesinde aldığı gazın 8 milyar metreküplük bölümünün süresi 2021 yılı sonunda doluyor. Soğuk geçmesi beklenen bir kışa daha girilirken, uluslararası piyasalarda enerji fiyatlarının artmasının kamuya ve tüketicilere olası etkilerini Moskova Büyükelçiliği Eski Ticaret Müşaviri
Aydın Sezer ile konuştuk.

Türkiye’nin Rusya’dan uzun dönemli kontratlar çerçevesinde aldığı 8 milyar metreküplük doğalgazın süresi doluyor. Rusya ile yapılmakta olan doğalgaz müzakerelerinin, bölgesel olarak tarafların uluslararası siyaset tercihlerine etkilerini değerlendirebilir misiniz?

Rusya ülke olarak çok net bir doğalgaz sağlayıcısıdır. Türkiye söz konusu olduğu zaman adrese teslim yapabilen bir ülkedir. Adrese teslim doğalgaz, Türkiye’nin enerji arz güvenliği açısından büyük önem arz etmektedir. Uzun dönemli kontratların temelindeki değer ise, planlanan alım ve satım miktarının taraflarca karşılıklı garanti altına alınmasıdır. Örnek olarak, Türkiye eğer bu yıl Mavi Akım üzerinden 16 milyar metreküp doğalgaz alacaksa, Rusya bu gazı sağlamakla yükümlüdür. Her şeyden önce yapılan tartışmalarda buradaki yükümlülüğün altını çizmemiz gerekmektedir. Buna karşılık olarak, kuşkusuz Türkiye de kontratta anlaşılan oranlardan almakla yükümlüdür. Enerji arz güvenliği söz konusu olduğunda kapıya teslim gazın stratejik bir anlamı bulunmaktadır. Tabii ki kapıya teslimin maliyete de bir yansıması var. Buraya şimdilik girmiyorum.

Uzun yıllardan beri enerji krizlerinde Türkiye karşısına somut olarak bir sorun çıktığında, aceleyle çözmeye çalışmış bir ülkedir. Bürokratik geçmişimize baktığımızda 1970’li yıllarda petrolde, 80’lerde elektrik üretiminde ve 90’lardan itibaren ise doğalgazdaki enerji tedarik konularımız ancak karşımıza çıktığı zamanlarda kurumsal gündemimize alınmıştır. Yani Türkiye’nin enerji güvenliği konularında uzun vadeli olmayan bir yaklaşım söz konusudur. Bu durumun bir yansıması olarak iktisadi ya da stratejik düzeydeki ikili ilişkilere yarattığı olumsuz iklimi de bir kenara yazmalıyız. Bu durum Türkiye’nin sadece Rusya ile yürüttüğü ilişkilerde değil, başka ülkelerle de yürütülen müzakerelerde bizim karşımıza çıkmaktadır. Dolasıyla Türkiye açısından uzun dönemli kontrat denildiği zaman kendi talebini güvenceye almanın ötesinde, bir de belirlenmiş fiyattan ödeme yapma rahatlığı ya da kolaylığı sağlanmaktadır. 1990’larda Mavi Akım’dan Samsun’a kadar, Türk Akım’ın  Kıyıköy’e kadar getirilmesinin maliyetini de Rusya’nın karşıladığını düşünürsek, o zaman bu konuya içinden geçtiğimiz kriz içerisinde de daha gerçekçi bakmamız gerektiği ortaya çıkmaktadır.

Enerji tedarikinde somut problemlerle karşılaşıldığı zaman önemli kararlar için harekete geçilmesi, dış politikada bir zayıflık doğruyor mu?

‘‘Klasik bir ifadeyle; enerji demokrasi gibidir, olmadığı zamanlarda asıl değeri anlaşılır.’’

Hiç kuşkusuz doğurur, bunu net olarak söyleyelim. Öte yandan ortada çözemediğiniz bir problem var. Yıllardan beri de arz bağımlılığı konusunda bir milim yol ilerleyememiş, içeride gerekli reformları yapamamışsınız. O zaman anlık olarak fiilen günün sonunda enerji tedarikinizi yapıp yapamadığınıza bakmanız gerekiyor. En pahalı enerji, olmayan enerjidir. Klasik bir ifadeyle; enerji demokrasi gibidir, olmadığı zamanlarda asıl değeri anlaşılır. Bugün Avrupa’da satılan, bin dolara bin metreküp mertebesindeki doğalgaz fiyatları oldukça pahalıdır. Yarın bunun da olmadığını düşünürsek hangisini tercih edersiniz? 1.000 doları göğüslemeyi mi yoksa sanayinin durmasını mı? Ya da insanların donmasını mı tercih edersiniz? Türkiye için bu bir tür dilemma haline dönüşmüştür ama maalesef başka bir çıkarı da bulunmuyor. Bu dilemmanın temelinde de salt enerji kaynakları açısından fakir olmamız değil, bunu yönetememekle alakalı kurumsallık sorunu bulunmaktadır.  

Geçtiğimiz sene Türkiye 48 BCM olan toplam doğalgaz ithalatının yaklaşık olarak %60’ını uzun dönemli kontratlardan, %40’ını spot piyasalardan LNG tedariğiyle karşıladı. Bu oranın dengesi ne kadar idealdir?

Bu oranın ideal dengesini X bir ülke için konuşuyor olsaydık, eminim enerji uzmanları veya bilim adamları, bilimsel bir çalışmayla bu oranların optimal seviyesini bize söylerlerdi. Hesapladıkları optimal sonuçlar 40-60, 50-50 veya 75-25 olabilirdi. Bu oranın idealine ilişkin bir yorumda bulunmayacağım. Fakat, ben Türkiye açısından bu oranların herhangi bir anlam ve önemi olmadığını net olarak ifade edebilirim. Bunu iktisadi anlamda söylemiyorum. Spot ya da uzun dönemlilerden alınan farklı fiyatlarla, bir ortalama fiyat yaratılmasından da bahsetmiyorum. Bizim Türkiye olarak önceliğimiz ucuz gaz temin etmek değildir. Bunun altını özellikle çiziyorum… Önceliğimiz derken bunu eleştirel anlamda da söylüyorum. Türkiye’nin enerji tedarikinde hiçbir zaman böyle bir lüksü de olamadı. Hiçbir zaman en ucuz gazı nasıl temin ederiz diye bir arayışımız olmadı. Keşke olabilseydi. Buradan yola çıkarak, bizim temel noktamız hep arz güvenliğe odaklanmak ve sağlamak oldu. Bir defa bunun altını çizelim. Yıllık tüketimimiz nedir? Bu sene 48, gelecek sene 60 BCM. Yaklaşımımız biz bu açığı nasıl sağlarız oldu. Geçmiş dönemlerde yaptığımız uzun dönemli kontratlarımızda, yıllık doğalgaz tüketimimizin güvenceyle sağlanabileceği deneyimini verdi.

Enerji tedarik opsiyonlarında sabit fiyatlarla uzun dönemli kontratlar, bir pahalılığa sebep olmaz mı?

‘‘Türkiye’de enerji tedarikinde yaşanabilecek sorunlardan dolayı fabrikalarınız çalışmamasının maliyeti nedir? Bu sorunun da tartışmalarda gündeme getirilmesi gerekmektedir.’’

Olabilir. Ona herhangi bir yorumda bulunmuyorum ama bunun tersi de gerçekleşebilir. Nitekim, geçen yıl LNG’nin fiyatı 100 dolar oldu. Biz de ucuz gaz temin etme hevesine kapıldık. Daha doğrusu LNG’nin yalancı baharına kapıldık. Ardından bütün yumurtaları aynı sepete koyduk.” Efendim biz 100 dolara LNG alıyoruz” dedik. İşte o LNG bugün 1.000 dolar seviyelerine çıkmış durumdadır. Geçen yıl ile bu yılı paçallasanız, ortalaması 600 dolara gelmektedir. Bu fiyatı Rus gazıyla paçallasanız, bugün tam iki katına çıktığı görülecektir. Bununla birlikte bu şu demek değil; uluslararası piyasalarda 100 dolara LNG varken biz seyredelim, almayalım. Asla, böyle bir şey söylemiyorum. Fakat böyle bir işe girişilecekse, LNG’nin depolama tesisleri, alternatifleri, planı, programı nedir? Bu konularda henüz eksiklerin olduğu görülüyor. Öte yandan uzun dönemli anlaşmalar yaptığınız diğer ülkelerle müzakere edebileceğinizi akılda tutmalıyız. Mesela, miktar kısıtlamasına gidebileceğimiz boyutlar var mıdır? Örnek olarak, Rusya’ya; ”Evet 8 Milyar metreküp alacağım ama ben bu sene 6 çekmeyi planlıyorum, programın ne kadar etkilenir?” diye sormanız gerekmektedir. Buradaki asgari alım fiyatlarında (take or pay) çerçevesinde oynama hakkınız var mı yok mu? Buna da müzakere masasında konuşabilirsiniz. Eğer %85 yükümlülüğünüz varsa %15’e kadarını almazsınız bu kadar basittir. Onu ister LNG’ye kaydırın, ister başka bir alternatifle sağlayın. Dolasıyla siyaset ayrı bir yana, Türkiye’de enerji konusunda bürokrasinin perspektifine göre hareket ettiğimizden biz her sene farklı krizler yaşadık. Bir dönem de pahalıya doğalgaz alıyoruz krizi yaşamıştık. Hatta hatırlarsınız bizim için Avrupa’dan iki kat fazla para ödüyoruz dendi. Bu verilere dayanarak ciddi muhalefet partileri soru yönergeleri verdiler. Bugün de Avrupa bizden dört kat daha fazla pahalı alıyor. Bu hesaplamaların bir mantığı bir hesabı bir kitabı var. Dolasıyla bu %40-%60 dengesi çok iyi niyetli bir düşünce olur. Siz eğer tedariklerinizi güvence altına alabiliyorsanız yani %60’ınız varsa, onun üzerinde oynayabilirsiniz. Siz enerjiniz olmadığı zaman kesintiye mi gideceksiniz, hatta buna bağlı olarak sanayiniz duracak mı? sorusuna bir yanıt aramalısınız. Bir de bunların maliyetini hesaplayın. Türkiye’de enerji tedarikinde yaşanabilecek sorunlardan dolayı fabrikalarınız çalışmamasının maliyeti nedir? Bu sorunun da tartışmalarda gündeme getirilmesi gerekmektedir.

Spot piyasalardaki fiyat değişimleri ve doğalgaz depolama kabiliyetlerimiz göz önünde bulundurulduğunda, yakın zamanda Rusya ile yapılması planlanan uzun dönemli kontratların yapısında ve fiyatlama politikasında bir değişime ihtiyaç var mıdır?

‘‘Türkiye, tüm fiyatları tek formüle bağlayarak hiç olmayacak bir şey yaptı.’’

Şöyle yanıt vereyim, bizim Rusya ile daha önce yapmış olduğumuz her bir anlaşma için farklı  formülümüz bulunmaktaydı. Batı Hattı 1 için ayrı bir fiyat formülü kullanıldı, Batı Hattı 2 için başka ve Mavi Akım’da farklı şekilde formül yaratıldı. Yani bizim toplam üç adet formülümüz vardı. Üç formülün oluşturulmasında gelen gazın rotası, süresi ve miktarları farklı olmasından kaynaklanmaktaydı. Birbiriyle de çakışan kontratlar olmadığından ayrı fiyat formülleri üzerinden anlaşıldı. Mesela 1984 tarihindeki yapılan anlaşmanın formülü çok uygundu. Fiyat formülasyonu doğrudan gaz yağına ve fuel oile bağlanmıştı. İkinci dönem Rusya Federasyonu ile yaptığımız Batı Hatları’nda formüller biraz değişti ve fiyatlar daha yükseğe çekildi. Mavi Akım tarafında ise farklı bir perspektif denendi çünkü arada geçiş ülkesi kalmadı. AKP’nin ilk döneminde ise hangi akla hizmetten yaptık bilmiyorum, çok özür dileyerek söylüyorum, hangi sivri zekalı bürokratın veya siyasinin fikriydi bilmiyorum. Biz, bu kontratların tümünü tek bir formüle indirgedik. Dolasıyla bu formül çerçevesinde de mevcut üç anlaşmayı kıyasladığımız zaman, Batı Hattı 2’den gelen gazın fiyatı düştü, ama Mavi Akım’da fiyat yükseldi. Mavi akım -ki en büyük kapasitesi olan o tarih itibariyle, en uzun dönemli anlaşmaydı… 25 yıl gündemde kalacak anlaşmaydı. Biliyorsunuz, 2025’e kadar da gündemdedir.

Türkiye, tüm fiyatları tek formüle bağlayarak hiç olmayacak bir şey yaptı. Hatta buna ilişkin bir anekdot anlatılır. Mavi Akım’da formül değişikliği açıklandığı zaman, İtalyan Başbakan Berlusconi hemen Türkiye’ye gelir. Neden Türkiye’ye geliyor? Mavi Akım’ın yarısı İtalyan ENI şirketine ait. Berlusconi tek fiyat formülü için ”Böyle bir şey olamaz” diyor. Sonra ona diyorlar ki; ” formülü değiştiriyorlar ama size daha fazla ödeme yapacaklar.” Bu bir anekdottur, espri değildir. Berlusconi bu duruma inanamıyor tabii. Anlaşma yapmış, müşteri anlaşmayı tadil ediyor ve size daha fazla ödeme yapılacağı ortaya çıkıyor. Tabii o dönemki yönetim; ‘‘Biz eski anlaşmalardan fiyat düşüyoruz.” diye açıkladı.  

Dolasıyla, bugün Rusya ile yeni bir anlaşma yapılması zorunluluğu var mı? Evet var, var ki Türk Akım’a onay verdik. Eğer anlaşma yapmayacaksak ve madem almayacaktık o zaman Türk Akım’ı Ruslara neden yaptırdık? İkincisi; Ne kadarlık bir gaz ihtiyacımız olabilir? Tıpkı Batı 1 ve 2’deki toplam  14 Milyar metreküplük gibi olabilir diye Türk Akım’ı 15.75 BCM’e bağladık. Yani miktar aynı ilave yeni bir gaz yok. Piyasada yanlış bir algı oluştuğundan özellikle altını çizmek istiyorum. İnsanlar Batı Hattı’nda devam ediyor, 14 oradan geliyor, 16 Mavi Akım’dan gelecek, 15 de Türk Akım’ı ekliyor ve gerçek dışı bir hesaplama yapıyorlar. Bu hesaplamalara dayanarak piyasa Rus gazı doldu gibi söylemler geliştiriyorlar. Böyle bir şey yok çünkü Batı Hattı diye bir hat artık yok. Dolasıyla bizim Batı Hattı üzerinden açığımız belli, hat yapılmış o da belli, bu yıl süre sona erecek o da belli… 2019’dan bugüne kadar bizim bu kontratı tamamlamamız gerekiyor. Sonuç itibarıyla bizim bu kontratı 2019-2020 hatta 2021 başı en geç, Ruslarla oturup bunu bağlamamız gerekiyordu.

Eğer masaya otursaydık hangi formül kullanılacaktı?

Muhtemelen “Ya Mavi Akım formülünü copy-paste yapalım buraya alalım ya da daha ucuz bir fiyat verin çünkü Batı Hattı’ndan geçen ülkeler bypass ediliyor.” diyecektik. Bunu dedik mi demedik mi bilmiyorum ama biz bu anlaşmayı yapamadık. Öte yandan Batı Hattı’ndan gelen gazla özel sektör payıyla ilgili bizim Türkiye olarak bir başka sıkıntımız var. Siz hep 8’i ifade ediyorsunuz, bu rakam doğrudur ama yarısı, yani 4 Milyar metreküplük kısım özel sektörün Gazprom’la yaptığı kontratlarından gelmektedir.  

‘‘Ruslar müzakere pozisyonunda, bizim tarafımıza salt şunu söylüyorlar: ‘‘Biz size bugüne kadar ısrar ettik, yapmadınız. Şimdi Avrupa’da doğalgaz size sattığımızın 4 katı, biz size hangi formülle verelim, gelin yarısından verelim.’’

Mavi Akım’dan gelen doğalgazın fiyatını Ruslar, özel sektör BOTAŞ ile rekabet edebilsinler diye ucuzdan veriyor. Bu çok ironik bir durumdur. Bir sorun çıktı, fiyat revizyonuyla ilgili tahkime gittiler. Tahkimde Türk firmaları kaybetti, zaten indirimli fiyatlarla almalarına rağmen tahkime gittiler. Bu da ayrı bir garip durumdur. Sonradan özel sektör tarafında bu anlaşmaları yapan şirketlerin bazıları FETÖ’den dolayı TMSF’ye devredildiler. Ayrıca kontratlar açıkta kaldı.   

Bu sene 60 BCM seviyesinde bir tüketim bekleniyor. Buna karşılık olarak 1 Ocak 2022 itibariyle uzun vadeli kontrat toplamımızla, 42,5 BCM’de kalmış durumdayız.   Şimdi ne olacak biliyor musunuz? Bizim Rusya ile 16 Milyar metreküplük gaz anlaşması yapmamız gerekmektedir.  

Ruslar bizim gaza mecbur olduğumuzu biliyorlar ama bize gazı silah olarak kullanmıyorlar. Günün sonunda Rusların da bunu satmaları gerekiyor çünkü o hattın geleceği de Türkiye-Rusya ilişkilerinin karşılıklı bağlılık ilişkisi çerçevesinde gerçekleşti. Dolasıyla bize  blöf yapma gibi bir lüksleri yok. Biz de o gazı alacağız, gazsız kalmayacağız. Burası çok net. Fakat hangi fiyattan alacağız sorusu var. Bugün katıldığım bir televizyon yayınında bana şu soruyu yönelttiler. ‘‘Suriye’ye müdahale karşılığında bu gaz anlaşmasını yapar mıyız?’’ ”Bizim elimiz mahkûm. Suriye’ye şart koşma gibi bir durumumuz yok. İkili ilişkilerde sorun yaratan S-400, ya da Akkuyu Nükleer anlaşması gibi konuların bu nedenle müzakerelerde karşılığı olamaz. Kış geldi, doların halini görüyorsunuz ve doğalgaz fiyatları belli. Geçen seneyle ortalaması 600 dolar seviyelerinde gidiyor.

1 Ekim’de BOTAŞ doğalgaz tarifelerinde sanayi ve elektrik üretim amaçlı tarifeye yüzde 15 zam gerçekleştirdi. Doğalgaz fiyatlarındaki mevcut artışın, bir sonraki fiyat hesaplama tarihi olan Ocak ayında da görüleceğini ve devamında benzeri bir zam politikasının uygulanacağını düşünüyor musunuz?

‘‘Bu sene tahminlere göre BOTAŞ’ın 5 Milyar doların üzerinde zarar etmesi bekleniyor.’’

Hayır düşünmüyorum çünkü zam uygulayacaklarına %100’de eminim, biliyorum. Doğalgaz fiyatları 275 dolar paritesinde sabit kalsa dahi Türk lirasının uluslararası piyasalarda düşüşü BOTAŞ’ın maliyetlerine son çeyrekte yansıyacaktır. Bugün dolar 9.50 olur, yarın 10 olur. BOTAŞ’ın son çeyrek bilançosuna yaptığı dolar bazlı anlaşmalardan kaynaklı Türk lirası etkisi kendisini gösterecektir. Bu sene tahminlere göre BOTAŞ’ın 5 Milyar doların üzerinde zarar etmesi bekleniyor. Hükümet uluslararası doğalgaz fiyatlarının arasındaki farkı konut tüketimine yansıtmamak için sübvanse ediyor. Konutlara sübvansiyon konusuna girmeyeceğim ama sanayi ve elektrik üretimine, zam yapıyorsanız onların da dolaylı olarak nihai ürünündeki fiyat artışlarıyla zaten tüketiciye zam olarak yansıtıyorsunuz.  Konutlara gerçekten sübvanse edeyim diyorsanız, o zaman boğazdaki yalıyla  Çankırılı Ahmet Efendi’nin konutuna da aynı şekilde sübvansiyon yapmamalısınız.

BOTAŞ’ın özellikle konut ısınmasında yapabileceği sübvansiyonların, uluslararası doğalgaz fiyat artışları karşısında etkinliğini değerlendirebilir misiniz? Finansal olarak bu uygulama rasyonel midir?

Bilançoya atıfta bulundum ama Türkiye’de artık bilanço veya istatistiklerle ilgili herhangi bir güvenilirlik kalmadı. Hükümet kendi popülist politikası çerçevesinde eksi yazabilir ve BOTAŞ’ın bilançosunu artıya getirebilir. Bir gece hazineden para gönderir, yani herhangi bir kural olmadığı için bu tartışmamız afaki kalır. Normal şartlarda BOTAŞ’ın zarar ettiğini düşünüyorum. Fakat insanlar diyebilir ki BOTAŞ, devlet kuruluşudur. Zarar etse ne olur, etmese ne olur, hazine açığı kapatsın diyebilir. Piyasa ya da bir pazar ekonomisine sahip olmakla ilgili şeyler değil ama burası Türkiye. Bunların bu şekilde tartışılması son derece sıradan ve normal olaylar.

2021 yılının sonunda Türkiye’nin Rusya ile uzun dönemli kontratlarının bitmesiyle birlikte enerji güvenliği açısından sanayi ve elektrik sektörleri başta olmak üzere oluşabilecek riskleri değerlendirebilir misiniz?

Öncelikle doğalgazda dışa bağımlılık konusu Türkiye için başlı başına bir sorundur. Türkiye için bunu hiç tartışmaya gerek yok. Neredeyse tamamını ithal ediyoruz. Bu mantıkla devam edilmez, edilemez. AKP’de iktidara ilk geldiğinde bu oranı düşüreceğini söyledi. Bununla beraber doğalgazda Rusya’ya bağımlılık konusu ne yazık ki bilinçli olarak çarpıtılan ya da bilgisiz bir kısım enerji uzmanının diline doladığı bir konudur. Bizim Rusya’ya enerjide bağımlılığımız tarihin hiçbir döneminde %50’nin üzerinde olmadı. Mavi Akım’dan gelenin yarısının parasını İtalya’ya ödüyoruz. Fatura İtalya’dan geliyor oradan para Hollanda’ya gidiyor. Bu nedenle BOTAŞ’a çift fatura gelmektedir. Doğusundan aldığımız her gaz için ikincisi; bizim ilk doğu ve batı hattı anlaşmamız 6 BCM, ikinciyse 14 BCM sonrasında Mavi Akım, bunların hiçbirisi plato değerlerinde bir arada seyretmedi. O seyrettiği belirtilen yıllarda da bizim ekstra talebimiz oldu. Ruslar anlaşmanın ötesinde bize onu da verdiler.

Şimdi diyebilirsiniz ki; ya çok Rus perspektifinden yaklaşıyorsunuz. Tam tersine Türkiye’nin enerji politikasındaki yeteneksizliğine ve ihtiyaçlarına bakarak söylüyorum. Burada tek taraflı değil, karşılıklı bir bağımlılık söz konusudur. Rus gazı Karadeniz’den iki ayrı boru hattıyla önce Türkiye’ye sonra dünyaya çıkıyor. Rusya açısından Türkiye’ye bağımlılık getirmediğini mi düşünüyorlar insanlar? Bir de şu var; Bugün aldığımız doğalgaz, en ucuzu Rusya’dan ise ben kâr maksimizasyonu peşinde olan bir şirketsem, BOTAŞ veya Türkiye ise niye en ucuz gazı neden almayayım? Bugün 275 Dolar seviyelerinden bahsediyoruz. Cezayir’den 305 Dolar’a geliyor. TANAP’tan 330+345’e geliyor. Eskişehir ya da Trakya’ya geliyor.  Ekim başında Spot LNG’yi 1.300 Dolar’a aldılar. Şimdi revize ediyor; 1.300 değil, 1.100 diyorlar. Halbuki orada bir artı var yani yurtdışı piyasalar +%15 marjı var. Onu hesaplamadan bu rakamları söylüyorlar. Yeni imzalanan anlaşma ile Azerbaycan 2’den 800 Dolara gelecek  . Şimdi, dolasıyla bir defa eğri oturup doğru konuşmamız gerekmektedir.  

Türkiye’nin enerji politikasındaki genel bir eksiklikten bahsettiniz. Sizce gazın, gazla rekabet edebildiği bir piyasa yapısı reformunun yapılamaması bunun bir sonucu mudur?

‘‘Biz ne enerji ticaret merkezi olmayı becerdik, ne de transit ülke olmanın avantajlarından yararlanabildik.’’

Türkiye 2000’lerin başından itibaren enerjide hub olma hayalini kuran bir ülke. Bu nedenle de piyasayı serbestleştirmeye çalışan, enerjide merkez ülke olmayı hedeflemiştir. Bugün ise enerjide merkez ülkelerin bazılarına bakarsak, başta Avusturya, İtalya’da ya da Hollanda gibi enerji hublarının fiyatları belirleme yetisi kazanmış piyasalar görüyoruz. Fiyatları belirleme yetisiyle beraber buradan gazı aldığınızı ve bir de sattığınızı da düşünün biz bu amaçla mücadele ettik. Türkiye’nin konumu bunu olanaklı kılacak bir durumdadır. Fakat biz ne enerji ticaret merkezi olmayı becerdik, ne de transit ülke olmanın avantajlarından yararlanabildik. Koridor olduk. Bu plansızlıkta ikisinin arasında gidip geldik. Bu transit rolünü ya da geçiş ülke olma rolünü de hub olduk zannediyoruz maalesef. Dolasıyla, Türkiye’nin bu konuda aktif politika üretmesi gerekiyordu. TANAP bunun için çok iyi bir fırsattı çünkü muhatabımız Azerbaycan’dı.

Her ne kadar Azerbaycan’ın arkasında BP olsa da biz BP’yi buna ikna edebilseydik, biz bunu Türk Akım’da Ruslara emsal gösterebilecektik veya Trakya’yı da emsal gösterebilecektik. Bu bizim için altın bir fırsattı, kaçırıldı. Fakat bir daha geri dönmeyecek gibi bir fırsat da değil. Enerji hub’ını yapmamız için öncesinde bir vizyon gerekiyor. Bu konuda da tabii bizim adım atmamız gerekiyor. Bununla beraber enerji arz güvenliği kısmına da ekleme yapmak isterim. Türkiye’nin  gaz depolama tesis kapasitesi 3 BCM seviyelerindedir. 3 BCM rakamı Türkiye’nin aylık enerji ihtiyacını bile karşılamıyor. Bu oranın yetersizliği bile böyle bir perspektif olamayacağını gösteriyor. Yarın belki LNG tekrar 100 dolar olur ama şunu söyleyeyim. Mavi Akım müzakereleri sürdürülürken ABD ve Katar bize; ”Rusya’dan doğalgaz almayın Katar’dan LNG alın, hatta uzun vadeli verelim” dediler. O dönem biz hesap ettik Rus gazı 130 dolardı, LNG 250 Dolar’a  gelecekti. Yani bundan net 22 sene öncesinin size rakamını veriyorum… Siz LNG piyasasında bir oyuncu olmak istiyorsanız ve oyuncu olabilecekseniz, bununla ilgili olarak arkanızda bir yük ya da bagajın olmaması lazım. Siz hem Rusya’dan garantili alayım kapımda olsun hem ucuz alayım. Böyle bir dünya yok maalesef.