Berat Albayrak’ın sürpriz istifası sonrasında Abdulhamit Gül herkesi şaşırtan hukukun üstünlüğüne dair art arda açıklamalar yaptı. 8 Kasım 2020’de Berat Albayrak’ın sürpriz Instagram istifası gerçekleşti. İstifa her ne kadar kabulüne gerek olmayan bir işlem de olsa, Soylu istifasında yaşandığı gibi ikna süreci yaşanacak mı sorusu cevabını 27 saat sonra gelen “affının kabulü” açıklamasıyla buldu. 

9 Kasım’da AK Partililer sessizliğe gömülürken 10 Kasım münasebetiyle Adalet Bakanı Abdulhamit Gül şu mesajı yayınladı:

 “Vefatının 82. yıl dönümünde Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü minnet ve şükranla anıyoruz. Atatürk’ün “en büyük eserim” dediği Türkiye Cumhuriyeti, 97. yılına erişti. Bu büyük kazanımı bundan sonra da güven ve istikrar ile korumak ve daha ileri noktalara taşımak hepimizin ortak görevidir. Türk yargısı, Cumhuriyetimizi; demokrasi, hukukun üstünlüğü, insan hakları ve evrensel hukuk çerçevesinde adalet üzere payidar kılmak için üzerine düşen sorumlulukları yerine getirmeye devam etmektedir. Bu duygu ve düşüncelerle, Cumhuriyetimizin banisi Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü, Millî Mücadele kahramanlarını, ülkemizin ve milletimizin bekası için canlarını feda eden bütün şehitlerimizi ve gazilerimizi saygı, minnet ve şükranla anıyoruz.”

10 Kasım 2019’da (1 yıl önce) ise mesaj şu şekildeydi:

“Atatürk’ün en büyük eseri olan Türkiye Cumhuriyeti’ni her türlü dahili ve harici tehlike ve tehditlerden korurken bugün dahi Millî Mücadele ruhundan güç alıyoruz. Nice zorluklardan selametle çıkan devletimiz, demokrasisine, hududuna ve hukukuna mütecaviz girişimleri 15 Temmuz’da olduğu gibi Fırat Kalkanı’nda, Zeytin Dalı’nda ve Barış Pınarı Harekatı’nda da büyük bir başarıyla savuşturmuştur, 2023’e daha güçlü, daha müreffeh bir Türkiye’yi ulaştırmanın gayreti ve heyecanı içinde olmuştur. Tüm kurum ve kuruluşlarıyla Cumhuriyetimizi payidar kılmak paydasında buluşan Türk yargısı da her dönemde olduğu gibi vazifesinin başında, sorumluluklarının bilincindedir. Yargı Reformu Stratejisi ile yakaladığımız ivme ile yargıya güveni artıracak, adaleti vatandaşımızın her daim sığındığı güvenli bir liman olarak tahkim etmeye devam edeceğiz.”

Görüleceği üzere 2019 yılında yayınlanan mesaj, 2016 yılından sonra milli güvenlik eksenli politika izleyen Cumhur İttifakı’nın genel mesajları çerçevesinde oluşturulmuşken, 2020 yılında Berat Albayrak’ın istifasından sonra ise hukukun üstünlüğü, insan hakları ve evrensel hukuk ilkelerine çerçevesinde bir mesaj yayınlandı. 

Sayın Adalet Bakanı Abdulhamit Gül daha sonra 2021 yılı bütçe görüşmelerinde mecliste yaptığı konuşmada şu sözleri söyledi: “Yargı mercileri, bir idari teşkilat olmadığı gibi, kamu tüzeli kişiliği hiyerarşisinde bir taşra müdürlüğü de değildir. Yargı yetkisinin kullanımı, münhasıran ve ancak yargıya aittir. Bunun anlamı açıktır; yargı, hiçbir kişi, kurum veya merciden emir, talimat, tavsiye, telkin almaz. Hiç kimse ve Adalet Bakanlığı da dâhil olmak üzere hiçbir kurum yargı yetkisini kullanan mahkemelere vekâleten konuşamaz. Yargı, ele geçirilecek bir mevzi değil, her türlü siyasi mülahazanın üstünde tutulması ve korunması gereken, toplumun ortak bir değeridir. Yargının kurumsal varlığı hukuk devleti ve hukukun üstünlüğünü gerçekleştirmenin, korumanın da güvencesidir.” 

Söz konusu bu konuşma nafaka ve aile arabuluculuğu gibi çalışmalara ilişkin soruların cevaplandığı sırada geldiğini de dikkate almak gerekir.  Bu açıklamadan bir gün sonra 12 Kasım’da yapılan Ceza Hukukunda Alternatif Uyuşmazlık Çözüm Yolları sempozyumunda ise asıl gündem olan sözleri şu şekilde:

“Bırakın adalet yerini bulsun, isterse kıyamet kopsun. Yargı konjonktüre, birilerinin dediğine bakmaz. Yargı dosyaya, vicdanına, hukuka, Anayasa’ya bakar. Bizim beklentimiz budur. Özellikle beraat oranları, bize Faruk Erem’in ‘Adalet, yanıldığını anlayınca geri veremeyeceğini hiç almamalıdır’ sözünü tekrar hatırlatıyor. Haksız yere içeride tutuklu kalan kişinin o günleri geri gelmiyor, ticari kayıpları geri gelmiyor. Dolayısıyla ‘pardon’ dediğinizde, özür dilediğinizde veremeyeceğiniz o günleri, o özgürlüğü, o kararı verirken çok iyi düşünmek, haksızlık ve mağduriyete neden olmamak lazım. Aslolan tutuksuz yargılamadır. Tutukluluk istisnadır. Deliller toplanmış, kaçma şüphesi yok, yeri yurdu belli, seneler geçmiş, ‘Hadi tutuklayalım…’ Bu konuda yargının kamuoyuna değil, dosyaya bakarak adaleti ve hakkı tecelli etmesi hepimizin ortak beklentisidir.”

Söz konusu açıklamaları “keşke bizim Adalet Bakanımız da böyle olsa” gibi popülist söylemler dışında geniş bir perspektifte incelemekte fayda var. Bu açıklamaların birbirini takip eden günlerde, Biden’ın ABD Başkanı seçilmesi ve Berat Albayrak’ın istifası sonrasına denk gelmesi tesadüfle açıklanamaz. Geçtiğimiz bir yılda Berat Albayrak’a yakınlığı ile bilinen Turkuvaz Medya Grubu ve çevresinde özellikle Sayın Bakan, revizyon ve kabine değişikliği olması durumunda değişmesi gündemde olan isimlerden biri olarak gündeme getiriliyordu. Bu grup ile bakanın arasının iyi olmadığı da bir gerçek.  Trump’ın kaybetmesi, Trump’la kişisel ilişkileri kuran Berat Albayrak’ın istifa etmesi ile Abdulhamit Gül ve benzer AK Partililerin güçlendiği düşünülebilir. Ancak, akıllara AK Parti içindeki kaynayan kazanın yargıya sıçrayıp sıçramayacağı sorusu geliyor. HSK’nin yapısının değişmesi ve Adalet Bakanı’nın konuşmasında, HSK vurgusu yapması göz önünde bulundurulduğunda, hâkim-savcılara ilişkin toplu bir işlem veya yargı içinde bir operasyon mu olacağı şüpheleri de gündemde. Bu kapsamda Sayın Gül’ün açıklamalarının detaylarına inmekte fayda var.

Gül, 12 Kasım’da yapmış olduğu konuşmada uzun süren dosyalarda delillerin toplandığı, kaçma şüphesinin olmadığı, durumda (Deliller toplanmış, kaçma şüphesi yok, yeri yurdu belli, seneler geçmiş, ‘Hadi tutuklayalım’) tutuklamanın istisna olduğunu yeniden hatırlatıyor. Burada bahsedilen olay olarak, seneler geçtikten sonra yeniden tutuklanan HDPli siyasetçilere ilişkin 6-7 Eylül davası akıllara geliyor. Üstelik Anayasa Mahkemesi kararının bağlayıcı olduğuna ilişkin 11 Kasım’da yapmış olduğu açıklama ile de yine Enis Berberoğlu kararının Ağır Ceza Mahkemesi tarafından uygulanmamasını akıllara getiriyor. Sayın Gül farklı günlerde yaptığı açıklamada “bizim tek pusulamız Anayasadır, HSK idari müdürlük değildir, yargı kimseden talimat almaz” hususlarının üzerinde oldukça durmaktadır. Bu kapsamda 2016 Yılında FETÖ darbe teşebbüsü sonrasında birçok hâkim-savcının ihraç edilmesi ve bazılarının mesleğe iadesine rağmen çoğunun durumunu aynı kalması “yargı içinde yeniden kazan kaynar mı?” sorusunu akıllara getiriyor. Bu kapsamda yapılacak değerlendirmede Abdulhamit Gül’ün aslında hâkim-savcılara yönelik olduğu anlaşılan mesajlarında özellikle kanunlara riayet edilmesini, hukukun üstünlüğünü, konjonktüre göre karar verilmesinin mümkün olmadığını belirtmesi, 2016 yılından bu yana güdülen milli güvenlik siyaseti yerine daha adil bir sistem olmasını vurgulamaktan ibaret. Turkuvaz Medya Grubu ve çevresinin iktidar içindeki etkisinin azalması ile aralarının pek iyi olmadığı Abdulhamit Gül’ün hukukun üstünlüğüne ilişkin “ben buradayım” açıklamaları hâkim-savcılara ilişkin geleceğe dair teminat olarak okumak mümkün. Geçmişte yapılan yargılamalara ilişkin adaletin tam sağlanamadığı anlaşılan konuşmasında Sayın Gül “Hangi İskandinav ülkesinde parlamento bombalandı? Hangi ülkede seçilmiş Cumhurbaşkanına, ailesine silahlar, F-16’lar yöneltildi?” açıklamalarında bulunmuş ve 2016 sonrası yapılan yargılamaların aslında konjonktürden etkilendiği düşüncesini akıllara getirmiştir.

Bu kapsamda ne olacağı konusunda ise belirsizlik varken hâkim-savcılara yönelik toplu ihraç gibi spekülasyonların mantıklı bir dayanağı bulunmuyor. Öyle ki, ihraç edilen hâkim savcılar yerine yapılan atamaların tamamı 2016 sonrasında gerçekleşmiş ve her ne kadar siyasi iklim değişecek gibi olsa da olağanüstü bir değişiklik olmadıkça hâkim-savcıların görevde kalmaya devam edecekleri gerçektir. Ancak, bazı “özel” davalara ilişkin bazı istisnai işlemler yapılabilir. “Peki neden bu açıklamaları yaptı?” sorusuna ise bundan sonra 2016 sonrası milli güvenlik siyasetinin yumuşayacağını ve yargıda “şahin” görevleri yönetenlerin yer değişikliği ile HSK içinde yapılacak olan atamalarda da buna dikkat edileceğini beklemek gerekir. Özellikle Turkuvaz Medya grubu ve çevresinin müdahil olma çabası ve etkinliğinin daha da azalacağını; ancak, olağanüstü değişiklikleri beklemenin anlamsız olduğu ortadadır.  Ancak, bu okumayı Biden’ın seçilmesi ile de yapmak mümkün. Dünya Hukukun Üstünlüğü endeksinde 128 ülke içerisinde 107. Sırada bulunan Türkiye ile ABD’nin ilişkilerinin düzeltilebilmesi için Trump’la kurulan kişisel ilişkilerin azaltılıp kurumların devreye gireceği bir gerçektir. Ancak, ABD’nin yaptırım kıskacından kaçmak için yapılması gereken neredeyse herkesin artık ezberlediği demokratikleşme hamleleridir. Bunun da en önceliği tutuklu siyasilerin, siyasi davalarda tutuklananların ve gazetecilerin tutukluluk halinin sona erdirilmesidir. Sadece bu halde dahi Türkiye’nin hukukun üstünlüğü endeksinde yükseleceği ve bunun demokratikleşme yolunda büyük adımlar anlamına geleceği bir gerçektir. Adalet Bakanının açıklamalarını “Yargı’da kazan kaynıyor mu?” sorusundan ziyade Trump ile kurulan kişisel ilişkinin sona ermesi, Berat Albayrak’ın istifası ve 2016 sonrası oluşan siyasi iklimin sona ermesi çerçevesinde okumak gerektiği kanaatindeyim. Bunun yanında gelecek dönemde Osman Kavala gibi Selahattin Demirtaş gibi siyasilerin tutukluluk halinin sona ereceğini düşünmek de abartı olmayan bir tespit olacaktır.