Türk-Amerikan ilişkilerinin Başkan değişse bile aynı kalacağı her yeni başkan seçildikten sonra söylenen yuvarlak diplomatik bir söylemdir. Elbette kurumsal ilişki yürüten iki müttefik arasındaki ikili ilişkiler, hükümetler değiştikçe kökten dönüşüme uğramaz. Zira bu ilişkiler kişilerin birbirine olan yakınlığı ve uzaklığına göre değil, yerleşik ve ortak çıkarlara, imza atılan anlaşmalara ve yazılı olmayan kültürel ilişki hafızasına dayanır.

Buna karşın Donald Trump gibi revizyonist bir başkanın ardından restorasyoncu Joe Biden’ın gelmesi ile ilişkilerin aynı çizgide gideceği beklenmemeli. Hem ABD’de yaşanan dış politika değişimi hem de Türkiye’nin 100 yıla yaklaşan Cumhuriyet’in temel dış politika parametrelerini değiştirdiği eksen kayması sürecinde Biden’ın başkan seçilmesinin birtakım taşları yerinden oynatacağını öngörmeliyiz.

Erdoğan ve Trump arasında kurumsal yapıdan uzak özel bir ilişki tesis edildi. Bunun yanında ikilinin damatlarının kendi aralarında bir iletişim mekanizma kurması ve Trump’ın iyi ilişkileri olduğu liderler arasında Erdoğan’ı sayması; ikili arasındaki yaklaşımın göstergeleri. Bundan dolayıdır ki Bloomberg’de yayınlanan makalede Trump’ın kaybetmesinden zararlı çıkacak liderler arasında Erdoğan da sayıldı (diğerleri: Kim Jong Un, Mohammed Bin Salman, Xi Jinping, Vladimir Putin, Jair Bolsonaro, Benjamin Netanyahu, Andrzej Duda and Viktor Orban).

Seçim sürecinde Erdoğan ve Trump arasındaki ilişki, Biden tarafından sıkça kullanıldı. Özellikle Trump’a Erdoğan üzerinden yüklenen Biden, Erdoğan’a dünya kamuoyundaki antipatiyi içeride Trump’a karşı olan antipati ile yan yana getirerek buradan siyasi enerji üretme yoluna gitti. Biden’ın Erdoğan ve Türkiye hakkında sadece açık kaynaklardan verdiği beyanatları alt alta koyarak bu konuda bazı çıkarımlar elde edebiliriz.

Ayasofya

Ayasofya’nın camiye çevrilmesi sonrasında Joe Biden şu açıklamayı yaptı:

“Ayasofya bir mimari harika ve farklı inançlardan insanlar için değerli bir kutsal alan. 1985’ten beri UNESCO Dünya Mirası listesinde yer alan Ayasofya, 85 yıldır, bir müze olarak dünyanın her yerinden insanların ziyaret ettiği, hayranlık duyduğu ve dua ettiği bir yerdi. Türk hükümetinin Ayasofya’yı camiye çevirmesinden büyük üzüntü duyuyorum ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a bu kararından vazgeçerek orayı müze olarak herkesin ziyaretine açık şekilde koruması çağrısında bulunuyorum.”

Kıbrıs

Erdoğan ve KKTC’nin yeni Cumhurbaşkanı Ersin Tatar’ın iki devletli çözüm yönündeki açıklamasının ardından Biden’ın dış politika danışmanı, aynı zamanda Türkiye’yi de yakından tanıyan, Antony Blinken, twitter hesabından şu mesajı paylaştı:

“Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Kıbrıs Türklerinin lideri Tatar’ın Kıbrıs’ta iki devletli çözüm çağrısından üzüntü duyuyoruz. Joe Biden Kıbrıs’a iki bölgeli, iki toplumlu bir federasyonun tüm Kıbrıslılara barış ve refah getireceğini uzun zamandır dile getiriyor.”

Halkbank

Joe Biden Başkan Yardımcısı iken onun Ulusal Güvenlik Danışmanı olan Colin Kahl bir tweet’inde Zarrab davasıyla ilgili Erdoğan’ın Obama’ya baskı yaptığını ancak kendilerinin davaya müdahil olamayacaklarını kendilerine açıkladığını aktardı. Biden’ın dış politika danışmanı Antony Blinken de Biden’ın Erdoğan’a kibar ama kararlı bir dille Amerika’da işlerin böyle yürümediğini söylediğini aktarıyor.

Suriye

Türkiye’nin Suriye politikasına sert eleştiriler getiren Biden, Türkiye’nin askeri müdahaleleri karşısında şu sözleri sarf etti:

“Başkan Trump’ın aksine Erdoğan’la nasıl pazarlık yapılacağını biliyorum. Başkan olsaydım ona yaptıkları için ağır bir bedel ödetirdim.“

Suriyeli Kürtler

Trump’ın Erdoğan’a YPG’ye karşı operasyona kapı açmasının ardından Biden şunları söyledi:

“Trump önce Erdoğan’a IŞİD’i yenmemizde bize yardım eden Kürtlere etnik temizlik yapmasına yeşil ışık yaktı. Şimdi de açmış kollarını Erdoğan’a sevgi gösterisinde bulunuyor. Bir kez daha ortaya çıktı ki Trump, Amerika’nın çıkarlarına göre değil kendi kişisel çıkarlarına göre politikalarını yürütüyor.”

Dağlık Karabağ

Azerbaycan ve Ermenistan arasında henüz savaş devam ederken Biden’ın çağrısı şu şekilde oldu:

“Dağlık Karabağ’da kayıplar hızla artarken Trump yönetimi Ermenistan ve Azerbaycan liderlerine durumu daha da çıkmaza sokmama yolunda çağrı yapmalı. Ayrıca (Türkiye gibi) diğer ülkelerden de çatışmanın dışında kalmasını talep etmeli.”

Erdoğan İktidarı

Joe Biden’ın New York Times’a verdiği röportajda sarf ettiği fakat aylar sonra fark edilerek büyük tartışma yaratan sözleri şöyleydi:

“Erdoğan bir otokrat. Kendisi Türkiye’nin Cumhurbaşkanı ama aslında daha fazlası. Ona karşı farklı bir yaklaşım benimsemeliyiz ve muhalefet liderlerini desteklediğimizi açık şekilde belirtmeliyiz. Açıkça parlamentoda bulunmak isteyen Kürt nüfusunun entegrasyonunu sağlamaları gerektiğini söylemeliyiz. Yanlış olan şeyler hakkında ses çıkarmalıyız. Yaptıklarının bedelini ödemeli. Bazı silahları ona satıp satmaya devam edip etmeyeceğimiz ile ilgili bir bedel ödemeli. Özellikle de üzerinde F-15 uçurarak çözmeye çalıştıkları bir hava savunma sistemleri olduğunu düşündüğümüzde… Muhalefetle iletişim kurarak hala varlığını sürdüren muhalefet unsurlarını destekleyerek Erdoğan’ı indirmeleri için cesaretlendirebiliriz. Darbeden bahsetmiyorum ama seçimle…”

Biden ile Ne Değişir?

Joe Biden’ın yukarıda bahsedilen sözleri elbette seçim döneminde söylendi ve masaya oturulduğunda geride bırakılacaktır. Ancak tamamen bir kenara itilerek hayal ürünü gibi de yaklaşılamaz. Biden’ın genel paradigmasının Türkiye’nin son dönem uyguladığı agresif ve hard power’a dayalı dış politika denemesine toslayacağı tahmin edilebilir. Zira Biden açıkça Trump dönemindeki kendi içine kapanmış Amerikan dış politikasını eski haline getireceğini ilan ediyor.

Biden, seçilmiş başkanlar arasında Türkiye’yi en çok tanıyan başkanlardan biri. Türkiye’nin dış politikasına yönelik bir çizgi çekecek ve Türkiye’nin bu çizginin gerisine geçmesini isteyecektir. Zira Rusya’nın etkinliğini azaltmak isteyen, Çin ile ekonomik rekabeti kızıştıran ve popülist aşırı sağ hareketlerin yayılmasını engellemek isteyen Amerika için Türkiye ciddi bir engel teşkil ediyor. Türkiye’nin bu konuda tutunabileceği en güçlü dal NATO olabilir zira Biden’ın NATO mekanizmasını daha etkin çalıştırmak istediği biliniyor. Bu entegrasyon sürecine katkı, Türkiye hükümetinin kendi politikalarını korumak adına elindeki en güçlü direnç noktası olacak öne çıkıyor.

Tüm bu dönüşüm sürecine pragmatizmiyle ün salmış Recep Tayyip Erdoğan’ın pozisyonunu yeniden gözden geçirmesi kaçınılmaz. Kasım 2020’de Türkiye’de esen istifa, görevden alma ve atama fırtınasının temelinde yatan da budur. Hükümet, gerek ekonomik yaklaşımında gerekse dış politikasında ciddi revizyon yapmak zorunda kalacaktır. Aksi takdirde Trump döneminde girişilen maceraperest politikalara Biden döneminde de devam ederse kendisi için hiç olmadığı kadar zor bir dönem başlamış demektir.