Kendini İslam Devleti’nin halifesi olarak ilan eden Ebu Bekir El Bağdadi, kısa süre önce hayatta, sağlıklı ve görevinin başında olduğunu gösteren kısa bir videoyla yeniden ortaya çıktı. Irak ve Suriye’de, üzerinde neredeyse 10 milyon insanın yaşadığı, İngiltere büyüklüğündeki toprakların kontrolünü elinde bulundurduğu ve halifeliğini ilan ettiği o parlak günler artık geride kalmıştı. IŞİD’in savunulmasında hayatını kaybedenlere teşekkür ettiği; sadakatleri ve davalarına küresel düzeyde biat etmeyi sürdürmeleri dolayısıyla sözde ‘vilayet’lerine minnetini ifade ettiği bu gösterişsiz hareket, aslında çatırdayan örgütü yeniden canlandırma girişimiydi. Görüntülerin bu anlamda, ABD destekli SDG güçlerinin IŞİD’in kontrolündeki son toprak parçası olan Bağuz’u ele geçirmelerinin hemen ardından ortaya çıkmış olması da manidardır.

Bugün Bağdadi’nin önünde iki seçenek bulunuyor. Birinci seçenek, Irak ve Suriye’deki kaotik durumdan yararlanıp, direnişe öncülük etmek. Batı’nın, IŞİD ile mücadele iradesi zayıfladı, Amerikan kuvvetleri eve dönmek üzere toparlanıyor. Esasen İran destekli grupların mezhepçiliği ile Bağdat ve Şam’ın etkin hükümet otoritesini tesis edememesi IŞİD’e, mevcut binlerce destekçisinin yanı sıra, Irak’ta Sünnilerin köklü düş kırıklığından istifade ederek yeni savaşçılar temin etme imkanı vaat ediyor. İkinci seçenek ise toprak hakimiyetine dayanan bir devlet fikrini askıya alması ancak Afrika ve Asya’daki bağlı yapılar başta olmak üzere geniş bir coğrafyaya yayılan bir sanal örgütlenme inşa etmek. IŞİD; her iki seçeneği da deneme olasılığı çok yüksek olmakla birlikte, toprak kontrol etme konusunda azalan yetkinliği sebebiyle ikincisine yoğunlaşacaktır.

Bağdadi Sri Lanka’daki Paskalya saldırılarının Bağuz’daki savaşın kaybedilmesine yönelik bir tepki olduğunu söyledi. Mali, Burkina Faso, Batı Sahra, Pakistan ve Horasan‘daki (Doğu İran) grupların bağlılığının altını çizdi. Videosundaki broşür Batı Afrika’yı, Somali’yi, Sina Yarımadası’nı, Libya’yı, Orta Afrika’yı, Kafkasları ve Türkiye’yi yeni vilayetler olarak tanımlıyor. Buna ilaveten, Hindistan’ın Keşmir bölgesini Hint Vilayeti adında bir vilayet ilan etti. IŞİD bu hamlelerden önce bile batıdaki aşırılıkçı terörün çoğunluğunda direkt aktif olarak veya örnek olarak rol oynuyordu. Uluslararası terörizmin bu kapasitesini göz önüne alırsak bu sorulara hızla cevap verilmesi gerekiyor: Sanal devlet görüntüsündeki IŞİD’in yapısı nasıl olur? Değişen IŞİD’in yeni stratejisi ne olur? Hedefleri kimler veya neler olur?

Sanal terörizm ile mücadele eden stratejilerin, “IŞİD neler yapabilir” sorusu üzerine ciddi vakit harcaması gerekiyor. IŞİD daha küçük terörist grupları ona bağlayan uluslararası desteğe ve ittifak ağına sahip olduğunu gizlemiyor. Bu durum IŞİD ağının kuvvetlenen tehdidi üzerine daha kapsamlı bir strateji gerektiriyor. Al-Kaide’ye karşı olan mücadelenin baştaki başarısızlığı muhtemel teknolojilerin kullanımı ve ideolojinin rolü hakkındaki yaratıcı düşüncenin olmamasıydı. Geçmiş tecrübeler ve oturmuş pratiklerden tamamen kopmayan ancak bunların yeni fikirlerin önüne geçmesine izin vermeyen ileri görüşlü analizlere ihtiyaç var.

Bu mücadelenin dini ve ideolojik ayağının olduğu kabul edilmeli. IŞİD’in ideolojisi Müslümanların büyük çoğunluğunu dışlıyor ancak cihatçıları içine alarak örgütün amaçları uğruna hizmet etmelerini sağlıyor. IŞİD başka herhangi bir inanç grubundan daha çok Müslümanı öldürdü. Müslüman ülkelerde ve nüfusta IŞİD ideolojisi ve pratiğine şiddetle karşı çıkıldığı bilinen bir gerçek. Ancak bu şiddetli muhalefet, IŞİD tipi radikalleşmenin sonlandırılmasını sağlayamıyor.

IŞİD petrolden ve himayesi altındakilerden aldığı vergilerden edindiği geliri kaybetti ancak halen uluslararası terörü finanse edebilecek kapasitede. Suriye ve Irak’a para aktığı sürece, ki önümüzdeki yıllarda muhtemelen yeniden inşa formunda akıyor olacak, IŞİD ile bağlantılı gruplar yolsuzluk aracılığı ile kendilerine pay alacaklar. Dahası, IŞİD üyeleri para transferleri için kriptopara, sahte kredi kartları ve hawala sistemlerini kullanıyor.

Başka bir nokta olarak: IŞİD propagandası, sosyal medya kuruluşlarının hükümetlerle işbirliğine rağmen Facebook, Twitter ve Youtube’da son derece yaygın. Online platformlar üzerinden radikalleşmenin ciddi bir sorun haline geldiği, post-truth ve özel medya kuruluşlarının çağında IŞİD’e karşı propaganda yapmak hükümetler için zorlayıcı bir görev haline geldi. Bu platformlarda ayrıca yıkıcı bir etki yapan İslamofobi gibi üçüncül etkiler de mevcuttur. Üstelik, tarafların yapay zeka ve algoritmalar kullanıyor olması durumu iyice karmaşık bir hale getiriyor.

IŞİD’in hücre sistemi, muhtelif coğrafyalardaki kollarının ortak bir psikoloji ve düşünce yapısına aşina hale gelmesini gerektiriyor. Fikirler ve algıların bu terör şebekeleri tarafından bir kılavuz haline gelmesi, IŞİD liderliğinin, görünürdeki dağınık yapısına rağmen, operasyonel bir kapasiteye ulaşma ihtimalini güçlendiriyor. Zamanı geldiğinde IŞİD yıpratma savaşına, kitle zayiatına, kritik altyapı imhasına, intihar saldırılarına, siber teröre ve diğer yöntemlere başvurmaktan veya bunları yaymaktan kaçınmayacaktır.

Uluslararası koalisyon, toprak hakimiyetinden yoksun bir IŞİD’in meydan okumalarıyla baş edecek yeterince kaynağa sahip bulunuyor. Teröre karşı koymanın, askeri ve istihbarat boyutları üzerinde durulduğu kadar, yasal ve siyasal boyutları üzerine de çalışılması gerekmektedir. Yükselen terör tehdidine karşı koymanın sihirli bir formülü bulunmuyor ancak kesintisiz mücadele, koalisyonlar oluşturma ve terörist anlatıya devamlı bir şekilde karşılık verme çabası ortaya koymak gerekiyor. Açık bir IŞİD tehdidi küresel bir mesele. Bu tehdide karşı koyma stratejisi aynı düzeyde sabitlenmelidir; gelişen tehdidin karşısında hareket etme becerisine sahip, esnek ve kapsamlı bir yanıt geliştirmek gerekmektedir.