Yüzyıllar boyunca tarihçiler, Orta Doğu olarak bilinen bölgeyi tanımlamak için “Medeniyetlerin Beşiği” terimini kullandılar. Doğu ve Batı arasında yer alan Orta Doğu, en eski medeniyetlerin, dinlerin, kültürlerin ve idari kurumların doğum yeri olarak kabul edilir.

Kamu Politikaları Profesörü Ali Farazmand’ın sözleriyle, “Orta Doğu tarihte bürokrasinin doğduğu yerdir… Zengin kaynaklara ve eski geleneklere sahip olmasına rağmen, Orta Doğu’nun çoğu bölgesi azgelişmişlik, ekonomik yoksulluk, siyasi istikrarsızlığa yol açan krizler, sürekli dış müdahaleler ve demokratik kurumlar açısından genel bir ilerleme eksikliğine mahkûm kalmıştır.”[1]

Orta Doğu’da devlet, bürokrasi ve toplum gibi kavramların anlamı, Batı merkezli kavramlardan oldukça farklıdır. Bu çerçevede düşünüldüğünde bürokrasi kavramı, Orta Doğu coğrafyasında fazlasıyla karmaşık ve kişiselleştirilmiş iktidar ile ilintili olan bir kavramdır. Orta Doğu’da bürokratik sistemlerin tarihi, ana yapıları ve uygulamaları Osmanlı yönetimine kadar uzanabilir. Daha sonra Fransız ve İngilizlerin manda dönemi ile yeniden şekillendiği bilinir. Tarih boyunca bölge çeşitli savaşlar, devrimler, karşı-devrimler, darbeler ve krizler yaşamış ve hala yaşamakta. Tüm bunlara rağmen bürokratik yapı, bu krizlerin Orta Doğu’da neden olduğu tüm siyasi, sosyal ve ekonomik koşulların yarattığı değişimlere karşı dirençli kalmış ve kala kalmakta.

Sadece Batı kaynaklı modernleşme hareketine karşı direnmemiş, aynı zamanda 2010 yılında Tunus’ta başlayan ve Mısır, Libya, Suriye ve Yemen üzerinde domino etkisi yaratan Arap ayaklanmalarına karşı da sağlam kalmıştır. Her ne kadar bu ülkelerde yönetim sistemlerinin çoğunun çökmesine yol açmış olsa da katı ve çağın gereksinimlerini karşılamayan, askeri ya da kabileleşmiş bürokratik yapılar hala bölgedeki ülkelerin çoğunda varlığını sürdürmekte ve ilerlemenin önündeki en büyük engel teşkil etmektedir. Aynı zamanda gelecek hayalleri olan bölge halklarının refah seviyesine ulaşmasının önündeki en önemli engellerden biridir.

Elbette ki ayaklanmaların yaşandığı ülkelerde halkın sokağa çıkmasının tek sebebi bürokratik sistemin doğasına yönelik hayal kırıklığı ve kızgınlık değildi. Fakat, Kasım 2010’da Tunuslu seyyar satıcı Muhammed Buazizi’nin satış arabasına polisin el koyması üzerine kendini yakması, insanların adil olmayan bürokratik sistemden artık fazlasıyla bıkmış olduğunun en önemli sembolüydü. Bugün Arap sokaklarında, iş adamından öğrencisine, gazetecisinden akademisyenine, yerel halktan herkes, yaşadıkları ülkenin işlemeyen, gerici ve geleceği belirsiz bürokrasisini her zamankinden daha fazla sorguluyor ve eleştiriyor.

İnsanlar, genel olarak, mevcut bürokratik sistemi yozlaşmış, taraflı, kayırmacı ve yetersiz olarak karakterize ediyor. Bu durum bölge halkını hükümetlerinin neden bürokratik sistemlerini iyileştirme ve modernize edemediklerini sorgulamaya yöneltiyor. Bölgedeki bazı hükümetler reform girişimlerinde bulunmuş olsalar da bu çabalar yetersiz kalmıştır.

Bugün, Orta Doğu ülkelerinin çoğu yüksek işsizlik, finansal durgunluk ve artan siyasi çekişmeler yaşamaktadır. Örneğin, toplumsal cinsiyet eşitliğinde kaydedilen bazı ilerlemelere rağmen, kamusal alanda ve siyasette çok az kadına yer verilmektedir. Sosyal-kültürel faktörler bölgedeki bürokratik sistemlerin doğasını ve toplumsal cinsiyet eşitsizliğini önemli ölçüde etkilemektedir.

Bölge halkı, bürokratik modernleşmenin Orta Doğu ülkelerinin ilerlemesi ve iyileşmesinde yapılması gereken en önemli adım olarak görmektedir. Ancak bölge halkı, bunun Batı merkezli modernleşme ya da Weberian türü bürokrasinin benimsenmesi ile mümkün olacağına inanmamaktadır. O yüzden bürokratik reform, Orta Doğu ülkelerine gümüş bir tepsiyle getirilemez çünkü bölgedeki her ülke için uygun bir modernizasyonun bileşenleri kendi iç politik mutfaklarında bulunmaktadır. İyileşme yönündeki her adım, önce her ülkenin siyasal kültürüyle harmanlanmalıdır.

Tarih bize demokrasiyi ihraç etmeye inananların, bir ülkenin veya bölgenin kültürel yapısını anlamada ne kadar yetersiz olduğunu gösteren başarısız örneklerle doludur. Bürokrasi, Orta Doğu’da her ulusun varyantlarıyla gelişmiştir ve mevcut bürokratik sistemlere alternatifler de ulustan ulusa farklılık göstermektedir. Doğudaki İran’dan Batı’daki Kuzey Afrika ülkelerine kadar her bir ulusun bürokratik kalkınma ve modernizasyonu için kendine özgü koşulları vardır.

Orta Doğu farklı bir dönemden geçiyor ve bu dönem bölgenin dinamiklerini önemli ölçüde değiştirmeye başlamıştır. Bölgedeki yönetimlerin, bu dalgayı kendi lehlerine çevirmek için bu duruma uyum sağlamaları gerekmektedir. Bu, ancak ülkelerinin sosyokültürel dinamikleriyle uyumlu daha aktif ve etkili bürokratik kurumların oluşturulmasını isteyen insanların seslerini dinlemekle mümkün olabilir. Etkin kamu hizmetleri sağlayan yetkin bir bürokrasiyi geliştirebilecek bir değişikliğe ihtiyaç vardır. Bu değişiklik sadece halkın yararına değil, uzun vadede bu bölge yönetimlerinin de yararına olacaktır.

Orta Doğu halklarının gelişmiş bürokratik sistemlere asla sahip olamayacağını söylemek açıkça kötümser bir bakış açısı olur. Son yıllarda, özellikle Körfez’deki bazı hükümetler, ülkelerini modernize etme planlarının bir parçası olarak sosyal, ekonomik ve idari reformları ön plana almıştır. Bölgedeki her ülke er ya da geç kendi demokratik dönüşüm sınavına girmek zorundadır. Fakat burada önemli olan Batı’nın dayattığı bir sınav değil. Nitekim yüzyıllardır bölgede bu sistemin kurbanı olanların ne istediği asıl önemli olan.

Fotoğraf: Damon Lam