İYİ Parti, geçtiğimiz günlerde 2. Olağan Kurultayı’nı yaptı. Parti yöneticileri kurultayın ana mesajını “Millet Bizi Çağırıyor” olarak belirlediler. Uluslararası bir Fast-Food markasının Türkiye’de yayınladığı bir reklamı çağrıştırdığı için kopyalama bir slogan olmuş olsa dahi, siyasi olarak çekici bir slogan belirlendiğini söyleyebiliriz. Neticede siyaset kurumu, milletin, vatandaşın ve seçmenin taleplerini dinleyecek, bu taleplere cevap üretecek ve onu temsil edecek kurumdur.

Milletin kimi çağırdığını anlayabilmemiz için ilk önce ortalama vatandaşın neler yaşadığına bir göz atmamız gerekiyor. Türkiye’de toplumun büyük bir bölümü ciddi şekilde ekonomik zorluk yaşıyor. Gıda fiyatları başta olmak üzere birçok mal ve hizmetin fiyatı yüksek oranda artıyor. Milyonlarca insan işsiz. Çoğu insan artık iş aramaktan vazgeçmiş durumda veya iş arıyor ama iş bulamıyor. Covid-19 salgını sebebiyle ayrıca birçok sektörde ciddi anlamda daralma mevcut.

Ekonominin yanı sıra hukuk sisteminde yaşanan çifte standartın yarattığı büyük bir adaletsizlik var. Mahkemeler adalet dağıtmıyor. Hakim veya Savcılar’ın politik görüşlerine göre karar verdiklerine dair yüksek oranda bir kamuoyu algısı var. Kamu yönetiminde yaşanan sorunlar, keyfiyetin yaygınlaşması ve kamuya alınacak personellerin seçilmesinde yaygın bir şekilde yaşanan kayırmacılık uygulaması ortalama vatandaşın devlete/hükümete olan aidiyetine darbe vuruyor.

Bunlarla birlikte, Türkiye’nin dış politikasında yaşanan sorunlar ve iktidarın bu sorunları çözmek yerine, tansiyonu yükselterek bu sorunları iç politikanın ana gündemi yapmaya çalışması ortamı geriyor. Ortadoğu’da, Doğu Akdeniz’de ve Ege’de, iktidarın yanlış dış politika uygulamaları sebebiyle içine girdiğimiz kaosun sonucunda Avrupa Birliği ile ilişkilerimiz geriliyor ve her zaman olduğu gibi ekonomik yaptırım ile “tehdit” ediliyoruz.

İşte tam bunların olduğu bir ortamda, İYİ Parti kurultayını yaptı. Genel Başkan Meral Akşener, konuşmasında toplumun hemen hemen bütün kesimlerin yaşadığı sorunlara vurgu yaptı. Geçim darlığı yaşayan vatandaşlar, işsiz gençler, şiddete uğrayan kadınlar, istismar edilen çocuklar, siftah yapamayan esnaflar, ürünü para etmeyen çiftçiler, EYT’liler, sokak hayvanları ve katledilen doğa Akşener’in konuşmasının ana gündemiydi. Akşener, yaşanan bu sorunların temelinin, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın şahsı üzerinden şekillenen “Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi” ve Erdoğan’ın yönetim anlayışı olduğunu söyleyen bir konuşma yattı. Yönetim sistemi ve yönetim anlayışı sorununun yegane çözümünün de “İyileştirilmiş ve Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem” ve liyakati önceleyen yönetim anlayışı olduğunu söyledi.

Kamuoyunun ve siyasi çevrelerin pek fazla dikkat çekmediği bir başka husus ise Akşener’in yaptığı konuşmanın ideolojik tonunun geçmiş kurultay ile kıyaslandığında ciddi bir şekilde düşmesi oldu. Akşener, sorunları ve çözümünü anlatırken ideolojik bir perspektif sunmadı. Ortalama insanın ve toplumun bir çocuk kesiminin yaşadığı ortak sorunlar üzerinden bir Türkiye okuması yaptı ve çözümün yönetimin kurumsallaşmasında yani devlet kurumsallığında olduğunu söyledi.

Bu aslında İYİ Parti açısından önemli bir dönüşüme işaret etse de kurultayda Genel İdare Kurulu’na seçilenler ve seçilemeyenler arasında yaşanan ve kamuoyuna yansıyan tartışma ön plana çıktı. Bunun tipik bir kurultay tartışması olduğunu söyleyebiliriz. Geçmiş dönemlerde sadece CHP kurultaylarında gördüğümüz bu tartışma ortamı bugün İYİ Parti’de yaşanıyor. Bunun sebebi, bu partilerin yönetim organlarını seçerken blok liste yerine çarşaf liste uygulamasını tercih etmesi. Ak Parti veya MHP’de bu tip tartışmalar görmüyoruz çünkü o partiler blok liste uygulaması ile seçim yapıyor. Genel başkan bir liste veriyor verdiği listeye kurultay delegeleri müdahale edemiyor.

İYİ Parti’de ise bunun aksine bir rekabet ortamı var. Birbiri ile yarışan taraflar, bir tarafının galip gelmesini diğer tarafın kaybı olarak yorumluyor. Bu açıdan bakıldığında, tartışmanın merkezine merkez sağ siyasetçilerin tasfiye edildiği, partinin giderek daha çok MHP’ye benzediği gibi ifadeleri koymayı, yanlış ve maksat içeren bir ifade olarak görüyorum. Partinin hangi ideolojik veya politik hatta olduğunu gösteren şey, sadece parti yönetimine giren veya giremeyen kişilerin ideolojik kimlikleri değildir. Ayrıca, parti yönetimine giren kişiler arasında Milliyetçi/Ülkücü siyasi gelenekten gelmeyen kişilerin sayısı azımsanmayacak kadar çoktur. Bırakalım siyasi geçmiş üzerinden değerlendirmeyi, parti yönetimine giren insanlar arasında siyasete İYİ Parti’nin kurulmasıyla başlayan çok sayıda insan mevcuttur. Bir partinin nasıl bir parti olduğunu belirleyen şey, Genel Başkanı, genel başkanının geçmiş siyasi kimliği, parti programı, yaşanan sorunlara karşı gösterdiği refleks ve kadrolarıdır. Bugün Türkiye’de “İstanbul Sözleşmesi” konusunu siyasi alanda en çok savunan parti İYİ Partidir. Hayvan haklarını ve doğa cinayetlerini siyasi gündeme taşıyan İYİ Parti’dir. Bunları yapan bir partinin MHP’ye benzediğini söylemek çok hakkaniyetli bir eleştiri değildir.

Kurulduğu günden bu yana İYİ Parti’nin ana taşıyıcı kolonu Genel Başkan Meral Akşener oldu. Partinin hangi yöne gitmek istediğini ona bakarak, ne anlattığını dinleyerek anlayabiliriz. Benim görüşüme göre, Meral Akşener toplumun ortaklaştığı konuları siyasetin gündemine taşıyarak toplumun merkezine doğru yürümektedir. Bunun başarı mı başarısızlık mı getireceğine ise vatandaş karar verecek.

Yazının başlığına dönersek, milletin kimi çağırdığını görebilmemiz için biraz daha zaman gerekiyor. Milletin istekleri, talepleri ve duygularına tercüman olan ve bu sorunları çözebileceğine milleti ikna eden hangi parti/partiler olur ise millet onları çağıracaktır. Partiler ve kadroları milleti dinlemeye ve duymaya devam etsin. Siyasette, milleti dinleyenler her daim kazanır…