Bugün 26 Nisan Lezbiyen Görünürlük Günü! Her kadının görünmez kılınmaya çalışıldığı erkek egemen düzende, iki kadının aşkının görünürlüğünden söz edebileceğimiz o özel gündeyiz. Heteroseksist sistem, homofobik devlet ve erkek egemenliğin demir kafesinde sıkışan kadınlar, bugün aşklarıyla var olduklarını gösteriyorlar. Ataerkinin makbul kadın imgesinin bir hayli dışında kalan lezbiyen kadınları görünür kılabilmek, bugün hayati bir önem taşıyor.

1980’lerden itibaren kimlikler kısaltması olan GLBT, LGBT olarak değiştirilip kadın kadına aşkı görünür kılmak adına pozitif ayrımcılık yapıldıysa bile, bugün hala lezbiyenliğin görünmezliği hakkında tartışıyoruz. Bunun asıl sebebi, lezbiyen bir kadının hem kadın hem de lezbiyen kimliğiyle iki kez görünmez kılınması olarak anlaşılabilir. Kolektif hafızanın erkek eşcinselliği hakkında düşünceleri, korkuları, endişeleri belirgin bir biçimde seçilebilse de kadın eşcinselliği yalnızca erkekleri tahrik etmek için var olan bir fetiş nesnesi olmaktan öteye gidemiyor; çünkü lezbiyen kadınların bedenleri, erkeklerin hâkimiyetlerini gösterebilecekleri bir oyun alanı gibi görülüyor. Bu sarmalın temelleri, İkinci Dünya Savaşı ve sonrasında gelen Soğuk Savaş dönemiyle birlikte birçok erkeğin benlik kaybına ve kendini yetersiz hissetmesine dayanıyor[1].  Bahsedilen süreçte “lezbiyen” imgesi, iki kadın arasındaki aşktan ziyade erkeklerin kendilerini kanıtlayabilmek için sosyal olarak inşa edilip düzeltilebilecek bir olgu olarak algılanıyordu. Bu algı, günümüzde hala yaygın olmakla beraber, lezbiyen ilişki yalnızca cinsel fantezi olarak görülmekle kalmayıp heteronormatif erkeklik tarafından onarılabilecek bir durum olarak görülüyor. Lezbiyen kadınlar, bu algının yaşamlarına yansımasının olumsuz etkileriyle karşı karşıya gelmeye devam etmekteler.

Lezbiyen kelimesi, başka bir kadına fiziksel ve/veya duygusal çekim hisseden kadın anlamına gelirken, çeşitli olumsuz anlamları da anımsatıyor. Lezbiyen kelimesinin anlam kazandığı mekân olarak medyaya baktığımızda, lezbiyen kadını ve lezbiyen ilişkiyi kontrol eden kişi olarak günün sonunda yönetmen koltuğunda oturan bir erkek görüyoruz. 2017 yılında Güney Kaliforniya Üniversitesi’nde yapılan bir araştırma, son 100 yılda yapılan en iyi 100 filmin yüzde 96’sının erkekler tarafından yönetildiğini gösteriyor[2]. Erkek bakış açısından izlediklerimiz, lezbiyenler hakkında basmakalıp kanaatlerin hafızamızda yer etmesine sebep oluyor. “Erkek gibi”, “çirkin”, “erkeklerden nefret eden”, “sapkın”, “doğru erkekle beraber olmamış”, “feminist”, “hevesin peşinden giden”, “doğru yolu bulunca kadınlarla ilişkilenmekten vazgeçecek” kadın olarak karikatürize edilen lezbiyen kadın imgesi, çoğunlukla gözümüzün önünde duruyor. Öte yandan, medyaya yansıyan lezbiyen kadın portresi aşırı derecede cinselleştiriliyor ve böylelikle iki boyutlu bir kadın olmaktan kurtulamıyor. Bütün bu damgalamalar, hem toplum nezdinde hem de kendilerini tanımlamaya çalışan genç kadınlara “lezbiyen” terimini kullanmamaları için bir direnç oluşturuyor. Medya tıpkı siyahları kriminalize ettiği, kadınların zayıf ve kurtarılmaya muhtaç olarak gösterdiği gibi, lezbiyenleri ve “lezbiyen” kelimesini kötü-iğrenç olarak marjinalize ediyor. Bu marjinalizasyon, lezbiyen görünürlüğüne ve dolayısıyla lezbiyen olarak beyanda bulunan kadınlara vurulan, en büyük ketlerden biri olarak karşımıza çıkıyor.

İhtiyacımız olan son şeyin, medyanın onu tasvir etme şekli nedeniyle kim olduğundan kaçan bir lezbiyen kadın olduğunu hatırlayarak, lezbiyen görünürlük gününde lezbiyen kelimesini kullanmaktan utanmamalıyız. LGBTI+ içerisindeki çeşitliliği ortaya koymak adına “L” harfini benimsemeli, lezbiyen kadınları “gay”, “homoseksüel” etiketlerinden ziyade kendilerini daha iyi ifade etme olanağı sağlayacak olan “lezbiyen” kelimesini kullanmaları konusunda cesaretlendirmeliyiz.

Böyle bir günde hala, lezbiyen deneyimin LGBTI+ dayanışmasında “öteki” olarak konumlandırılmasının lezbiyen görünürlüğünü güçleştiriyor olmasından bahsetmeden yazımızı sonlandırmak istemedik. Ataerkinin hüküm sürdüğü toplumda olduğu kadar; LGBTI+ içerisindeki görünmezliğin de tabakaları olduğunu göz önünde bulundurursak, “bir kadından daha görünmezi iki kadındır” mantığı bize lezbiyen deneyimin neden ciddiye alınmadığı hakkında çok şey anlatıyor. Lezbiyen kadınları örgütlenememekle ve görünmezliklerini kendi elleriyle inşa ettikleri gerekçesiyle sorumlu tutan LGBTI+ ve kadın dayanışmalarına rağmen, lezbiyenler burada!

Son olarak, 12 senelik geçmişiyle lezbiyenlerin görünürlüğü konusunda kilometre taşı ola gelen 26 Nisan Lezbiyen Görünürlük Günü’nde, lezbiyen yazar Audre Lorde’u ve onun ilham veren sözünü sizlerle paylaşmak istedik:

“Bizleri savunmasız bırakan görünürlük meselesi, aynı zamanda en güçlü kılar! Bizler diyoruz ki: Kadın kadına aşk ve cinsellik yaşanabilir, lezbiyenler erkeklerin hayal dünyasını süslemek amacıyla değil, kendi hayatlarını özgürce yaşayabilmek amacıyla ataerkiden ve homofobinin kıskaçlarından sıyrılıp görünür olmak için mücadelelerini sürdürmeye devam edecekler!”

Fotoğraf: Yannis Papanastasopoulos


Kaynakça

Jenkins., J. (2021). ‘Fear Or Fetish? The Fetishisation Of Lesbians In Cold War America.[1]

http://www.historymatters.group.shef.ac.uk/fear-or-fetish/ [1]

Lopez., I. (2019). Lesbian Is Not a Dirty Word.[2]

https://aninjusticemag.com/lesbian-is-not-a-dirty-word-dea5f427891b