11 sene önce bu günlerde, İran’da milyonlarca vatandaş rejimi protesto etmek için sokaktaydı.

Teokratik otoriter rejimi daha fazla istemiyorlardı. 1979 öncesinde olduğu gibi seküler ancak otoriter yanlarından arınmış bir demokrasi ve cumhuriyet arzuluyorlardı. Tabiri caizse, 1979 cumhuriyetçi devrimini -ki İslamcı kesim tarafından çalınan bir devrimdi bu- geri istiyorlardı.

90’lı yıllarda Sırbistan’da başlayan ve 2000’li yıllarda Gürcistan ve Ukrayna gibi ülkelerde devam eden renkli devrimler gibi İran Yeşil Hareketi’nde bazı özellikler bulunmaktaydı:

Seçim Ortamı

Yarı otoriter rejimlerde seçim şeklen bile olsa bulunmaktadır. Böylece, genel seçimlerin sonucu elbette seçimden önce farklı farklı mekanizmalar ile belirlenmiştir, yenen ve yenilen bellidir. Ancak, bazı durumlarda, öngörülemeyen bir aktör veya aday hesapları ve planları tamamen değiştirip, yarı otoriter rejimin siyasal ve hukuki yapısı içinde bulunan yasal imkanları kullanarak ve diğer taraftan da halkın iradesini arkasına alarak dengeleri değiştirmeye kalkabilir, demokratik devrimlere yol açabilir. Öyle ki, onlara 21. asrın yeni tip devrimleri veya şiddetsiz inkilaplar deniliyor. Gerçi, Yeşil Hareket başarıyla sonuçlanmadı ve 1.5 senelik bir süreçte İslamcı rejimin baskısı ile yorgunluğa uğrayıp yıprandı ve nihayet sözde de olsa bastırıldı ama Ortadoğu’da manevi varlığını devam ettirebildi. Nitekim, Arap baharı denilen ve Yeşil Hareket’in İran’da son nefeslerini aldığı zamanda ortaya çıkan devrimler ve  sosyal hareketler kaçınılmaz bir şekilde Yeşil Hareket’ten etkilenmekteydi.

Yeşil Devrim günlerine geri dönelim. Dini rehber sıfatıyla, halk tarafından seçilmemiş ve demokratik meşruiyete sahip olmayan ama siyasi gücü ağırlıklı olaraki kendinde toplayan Ali Hamaney ile ona olan görüş yakınlığı ile tanınan Mahmut Ahmedinejad 12 Haziran 2009 Cumhurbaşkanlığı seçimlerini kazanılmış farz ediyorlardı. Ne var ki, Nisan 2009’da iki reformcu adayın seçime girmesi, rekabetsiz ve kolay görülen seçimi İslamcı otoriter siyasi yapı için bir kabusa dönüştürdü. Nisan 2009’da, Hüseyin Musevi ve Mehdi Kerrubi’nin seçime girmesiyle ortam iyice ısınıyordu. Demokratik değişimlere çok umutlu bakmayan İran’ın güçlü, eğitimli, modern ve Batıcı orta sınıfı bir ay içinde canlanmaya başladı. Tam bu noktada ikinci özellikten bahsetme zamanıdır.

Toplumsal Seferberlik

Mayıs ayının ortalarından itibaren daha bir sağlam seçim yapıldığı taktirde Ahmedinejad’ın kaybedecek olduğu açıkça görülmektedir. Orta sınıf, kadınlar ve gençlerin değişim dinamiği öyle bir toplumsal uzlaşı ve seferberlik yaratıyordu ki, başörtülü-başörtüsüz, sakallı-kravatlı, dindar-dine sıcak bakmayan kesimler bir araya gelip demokrasi, temel özgürlükler ve insan hakları adına bir şemsiye altında toplanıyordu. Toplumsal seferberlik tüm hızıyla gelişiyordu ama bu seferberliğin amacına ulaşabilmesi için teşkilatlanma ve şiddetsiz protesto olgunluğu gibi iki koşul daha gerekliydi. Bu da bizi üçüncü özelliğe, yani liderliğe götürüyor.

Liderlik

Hem Musevi’nin yeşil adı verilen kampanyası hem de  Kerrubi’nin Obama kampanyasından etkilenerek “change” adı verilen kampanyasında süratli bir teşkilatlanma söz konusu oldu. Yüz binlerce vatandaşın katılımı ile küçük şehirler ve hatta köylere kadar uzanan teşkilatlanmanın görevi, öncelikli bir şekilde olası oy çalma meselesinin önüne geçmek ve oyları korumaktı. Ancak, oy hırsızlığına karşı hazırlıklı olmak aynı zamanda şiddetsiz ve çok geniş çaplı protestolara da hazırlıklı olmayı gerektiriyordu. Böyle bir olası vaziyette, liderliğin değeri kendisini göstermekteydi. Yiğit lider için gözlerden kaybolmak değil, ilk dakikadan itibaren meydanda olup hareketi yönetmek icap ederdi.

Böyle bir ortamda 12 Haziran seçimleri saat sabah 8’de başladı ama saat 10’u geçmeden iki reformcu adayın sandık görevlileri İçişleri Bakanlığı yetkilileri tarafından sandıklardan ihraç edildiler. Raporlar çuvallarla sandıklara oy taşındığı yönündeydi ama henüz seçim saatleri bitmeden Musevi’nin Tahran Geyteriye semtinde olan kampanya binası, sipahiler yani devrim muhafızları tarafınden basıldı. Onlarca genç destekçi ile birlikte reformcu ünlü siyasetçi yakalandı. Milyonlarca vatandaş sandık önlerinde beklerken seçime saat 21.00’de İçişleri Bakanlığı tarafından son verildi ve nihayet saatler henüz 23.00 olmadan İçişleri Bakanı devlet televizyonuna çıkıp, Ahmedinejad’ın büyük bir oy farkile önde olduğunu duyurdu. Öyle bir fark ki, ertesi gün öğle vaktine kadar ve Ahmedinejad’ın nihai sonuçlara göre kazanan aday olmasının ilan edilmesine kadar sabit bir şekilde korunacak kadar fazla. Yani Ahmedinejad yüzde 63 oy alırken ve ona karşı olan Musevi bu rakamın yarısından bile az oy aldı!

Öte yandan,  İçişleri Bakanlığı kulislerinden kaynaklanan haberlere göre Musevi seçimin kesin başarılı adayıydı. Üstelik Musevi, bir basın toplantısı yaparak kendisinin seçimi  büyük bir farkla kazandığını ve yasal Cumhurbaşkanı olduğunu ilan etti. Ertesi sabah, yani 13 Haziran Cumartesi günü, halk Tahran Fatimi caddesinde konumlanan İçişleri Bakanlık binasına doğru yola çıkarak “oyum nerdedir” sloganları ve pankartlar ile durumu protesto etmeğe başladı. Ama bu milyonlarca vatandaşa karşı 1 gün sonra Ahmedinejad devletin bütün imkanlarını kullanarak Tahran şehir merkezinde birkaç bin taraftarını topladı ve protestocuları çöp ve atık olarak adlandırdı!

Ahmedinejad’ın söz konusu konuşması kitleyi daha fazla kışkırtmak için önemli bir rol oynadı. Öyle ki, Pazartesi, yani 15 Haziran’da, Tahran Üniversitesi’nden başlayan “susma yürüyüşüne” belediyenin resmî tahminlerine göre 5 milyon vatandaş katıldı. Seçim öncesi gerçekleşen teşkilatlanma ve sosyal medyada sayesinde protestolar öyle etkin hale geldi ki, 5 milyonluk bir kitle dünyada örneği görünmemiş veya çok nadir olan bir şekilde bırakın kamu mallarına zarar vermeyi, 20 kilometrelik yürüyüşte slogan bile atmıyorlardı!

Reformist ve cumhuriyetçi siyasetçilerin bir çoğunun tutuklanmasına rağmen protestolar hiçbir şiddet ve kargaşa yaşanmadan hafta sonuna kadar devam etti. İslamcı otoriter cenah siyaset satrancını ne kadar kaybetmiş gözükse de son kozunu henüz oynamamıştı: Devrim rehberi ve ülkemin seçilmemiş ama gerçek başkanı olan Ali Hamaney!

20 Haziran Cuma günü, Hamaney kendi Cuma namazını kılmak üzere Tahran Üniversitesi’nde bulunan ve Cuma namazı için kullanılan alana geldi. Namaz kıldıktan sonra hutbe okuyor ve protestocuları “sokaklar ordusu” diye adlandırarak, “yarından itibaren kim sokağa çıkarsa kanının dökülmesinden biz sorumlu değiliz” diye kesin bir tehditte bulundu. O günkü Cuma’dan sonra Tahran, İsfahan, Şiraz ve birçok büyük şehir kan gölüne dönüştü ama Yeşil Hareket kalkışmasının bastırılması 1.5 sene sürdü.

Neda Agasultan isimli protestocunun hayatını kaybettiği anlar

Şubat 2010’da yeşil hareketten etkilenen Arap baharı, doğuş anlarını yaşadığı zaman, Hamaney yeşil ayaklanmanın tekrar alevlenmesinden korkarak, hareket liderleri sıfatı ile tanınan Hüseyin Musevi ve Mehdi Kerrubi hakkında hiçbir yargı kararı olmadan, bir ulusal güvenlik önlemi olarak ev hapsi kararı verdi ki, şu ana kadar da 10 sene geçmesine rağmen hala devam etmektedir.

Yeşil Hareket’in ruhu halen daha İran’da o kadar güçlüdür ki, ev hapsinde olan siyasi liderlerden millete hitaben mektup veya birkaç mısralık şiir bile İran siyasetini hareketlendiriyor. Öyle etkin ki, Hasan Ruhani 2013 seçimlerini “ev hapsinden onları kurtaracağım” vaat ederek kazanabilmiş oldu.

Yeşil Hareket’in başka bir sonucu da yüzlerce İranlı gazeteci ve siyasetçinin ülkelerini terk etmek zorunda kalmaları oldu. Bugün bir çoğu ABD ve AB’de istikrara kavuşmuş ve İran rejimi aleyhine etkili bir pozisyona gelmiş durumdadırlar. Ortadoğu tarihinde önemli değişimleri tetikleyen Yeşil Devrim, sokaklardan belki çekilmiştir ama 11 sene geçmesine rağmen bütün tazeliğiyle İran halkının zihnindedir.

Fotoğraf: Mehrshad Rajabi