Eşsiz futbol yeteneği ve profesyonel kariyerinin yanı sıra, kaotik yaşamı ile tüm dünyanın ilgisini üzerinde toplayan bir adam… Siyasi duruşu ve söylemleri ile toplumsal konulara ilgi gösteren, hatta yön veren bir vatansever, bir dünya vatandaşı… Kimden mi bahsediyorum? Diego Armando Maradona’dan…

O sahadayken, her birimiz için mutlu olmaya değer bir şeyler bulunurdu. Buenos Aires ve tüm Arjantin, onun top ile olan dansını izlemek ister ve eşsiz Dünya Kupası zaferleri için dua ederdi. Tüm Napoli sokaklarından Stadio San Paolo’ya giden taraftarlar, her daim onun adını anarlardı. Top onun ayağındayken, Dünya üzerinde hiç kimse göz kırpmaz, nefes almazdı. Çünkü her an akla hayale sığmayacak bir şey olabilirdi. Jorge Valdano’ya katılmamak ne mümkün. “Hiçbir top, sol ayağında olduğundan daha iyi bir deneyim yaşamadı.”

Hayallerinin peşinden gidebilmek uğruna Buenos Aires’in eteklerindeki yoksul Villa Fiorito’yu geride bırakan o çocuk, kendini en gösterişli sahnelerden birinin merkezinde buluverdi. 15 yaşında Argentinos Juniors’da profesyonel oldu. 16’sında ise yeşil sahanın içerisinde bir elmas gibi parlıyordu ve artık kendini herkese ispatlamıştı. 17 yaşında, Arjantin’de gerçekleşecek 1978 Dünya Kupası için Cesar Luis Menotti tarafından milli takım aday kadrosuna çağrıldı. Ancak ana kadroya davet alamadı ve kadrodan çıkarılan üç isimden biri oldu. Bu onun, bu gösterişli sahnedeki ilk hayal kırıklığıydı ve o, gözyaşlarını tutamadı.

O artık top hakimiyeti, kontrolü ve sürüşünün yanı sıra sarsılmaz dengesi ile saha içerisinde oyunu yeniden tanımlayan bir sihirbaza dönüşmüştü. Sert futbol onun tekniğine bir çözüm olamıyordu.

1986 Dünya Kupası, Maradona Dünya Kupası’dır. 29 Haziran 1986’da Mexico City’deki Aztek Stadyumu’nda, Arjantin’in Batı Almanya’yı 3-2 yenerek Dünya Kupası Şampiyonu olduğu turnuvada Arjantin’in 10 numarası ve kaptanı Diego Armando Maradona’ydı. Maradona, Arjantin’in turnuva boyunca attığı 14 golün 10’una, asist ve gol katkısı vermişti. Turnuvanın en çok dripling yapan ve en çok faul alan futbolcusu da oydu.

Bu büyük zaferin hemen ardından, Maradona’nın geri kalan Napoli günlerinde “kokain” ve “futbol” ikileminde geçen bir yaşamı oldu. Pazar günü, öğleden sonra oynanan maçın hemen ardından eve gider ve kokain partisi yapardı. Bu partileme hali çarşamba gününe kadar devam ederdi. Sonraki üç günde olağan dışı terlemeler ile vücudu uyuşturucudan arındırır ve pazar öğleden sonra yeniden maça çıkardı. Bu konu hakkında Maradona şöyle söylüyor: “Uyuşturucular beni daha iyi değil, daha kötü bir oyuncu yaptı. Uyuşturucular olmasaydı nasıl bir futbolcu olurdum herhangi bir fikriniz var mı?”

Maradona bu süreçte sadece uyuşturucu ile değil özel yaşamındaki pek çok olumsuz etkenle de yüzleşiyordu. Özel yaşamı ve evliliklerindeki kaotik ilişkileri, Sicilya Mafyası ile olan yakınlığı, onu futboldan uzaklaştırıp illegal bir yaşama yaklaştırıyordu. Camorra suç örgütü ile olan yakınlığı onu hem korkulan hem de eleştirilen biri haline getiriyordu. Korkuluyordu; çünkü, ülkenin (İtalya) yahut Dünya’nın en köklü çetesinin bir parçası, en tehlikeli gangsterlerin en yakın arkadaşıydı. Eleştiriliyordu; çünkü bir sporcu olarak böylesi kaotik bir yaşam sürdürüyor ve topluma yanlış örnek oluyordu.

Maradona; futbol, uyuşturucu ve mafya üçgeni içerisinde Napoli’ye iki İtalya Şampiyonluğu (Scudetto), bir İtalya Kupası, bir UEFA Kupası kazandırmayı başardı.

Ocak 1991’de, Maradona’nın bir seks işçisi ile yaptığı telefon görüşmesi polis dinlemesine takıldı. Ardından kokain bulundurmak ve dağıtmakla suçlandı. Bundan üç ay sonra ise yasaklı madde kullanması sonucu doping testi pozitif çıktı ve 15 ay boyunca dünya genelinde tüm futbol müsabakalarından men edildi. Böylece Napoli’deki unutulmaz günleri de son bulmuş oldu. ABD’de düzenlenen 1994 Dünya Kupası’nda doping testi bir kez daha pozitif çıkınca daha uzun süreli yasaklarla yüzleşti. En sonunda 1997’de çocukluk hayali olan Boca Juniors forması ile futbola veda etti.

1998’de, dört yıl önce gerçekleşen ve havalı tüfekle ateş etmesi sonucunda dört gazetecinin yaralanması ile sonuçlanan olayla ilgili ertelenen iki yıl on aylık hapis cezası onandı. Napoli’de evlilik dışı bir ilişkiden doğan oğlunu resmi olarak tanımasını sağlayacak dava 29 yıl sürdü. Süregelen süreçte de alkol bağımlılığı ve alkol komaları… Fernando Signorini’nin de dediği gibi “Diego için dünyanın sonuna kadar giderdim. Ancak, Maradona için bunu asla yapmam, onun yanında dahi durmam”. “Diego” ve “Maradona”. Tüm bu gerçekleri Maradona da biliyordu. O, yaşadıkları ve hataları ile yüzleşmiş, kendi öz eleştirisini yapmıştı. Öyle ki, kendisine “küçük siyah nokta-Cabecita Negra” lakabını koyacak kadar.

Maradona kökleri ile gurur duyuyordu. Elektriksiz ve susuz büyüdüğü Villa Fiorito’nun gecekondu mahallesine, Buenos Aires’in her köşesine, her sokağına; özellikle de La Bombonera’ya aşıktı. O, kargaşa içindeki bir ülkenin tutunacağı tek daldı. Arjantin’in 1978 Dünya Kupası zaferi, iki yıl önce kontrolü ele geçiren askeri cuntanın bir propagandası niteliğindeydi. 1986’da Maradona’nın yıldızlaşması ile Meksika’da kazanılan zafer ise yeni bir Arjantin’in var oluşunu sembolize ediyordu.

Geçmişten günümüze pek çok hayranlık uyandıran futbolcu yeşil sahaya çıktı ve bizler onları izledik. Yeni neslin en yeteneklileri Messi ve Ronaldo, Maradona’ya oranla çok daha uzun süreler mükemmellik seviyesinde kalmış olacaklar. Ancak herhangi bir oyuncunun, kitleler üzerinde Maradona kadar büyük bir coşku yaratması veya o çoşkuya ilham olması pek mümkün değil. O, Napoli ve Arjantin halkına benzersiz bir sevinç yaşattı. Bir zamanların fakir Napoli halkının/takımının itibarını kurtardı ve gururunu okşadı. Arjantin halkının yere eğdikleri yüzünü kaldırdı. O, kahraman bir futbolcudan ziyade kültürel bir ikona dönüştü ve ünü tüm dünyaya yayıldı.

Fotoğraf: Jack Hunter