28 Mayıs 1987’de SSCB’nin başkentine, Moskova’nın Kızıl Meydanına Alman Mathias Rust (d. 1968) adında amatör bir pilot, Cessena tipi uçağını, tüm güvenlik duvarlarını aşarak indiriyordu. Avusturalya doğumlu Jullian Assange (d. 1971) ise 2006’da gizli bilgi ve fotoğrafları yayımlayan WikiLeaks’i kurdu. 2010’da ABD askerlerinin Irak’ta bir helikopterden ateş açarak 18 sivili öldürdüklerini gösteren görüntülerle dünya çapında manşete çıktı. 2010 yılının Kasım ayı sonuna doğru WikiLeaks adlı sitesinde kamuoyuna açıklanan belgeler büyük yankı uyandırmıştı.

Gerek Rust gerekse de Assange her ikisi de çılgın amatörlerdi ve herhangi bir devletin derin elemanları da değildiler.  Birisi SSCB’nin sisteminin artık çökmekte olduğunu gösterdi, bir diğeri ise totaliterliğin arka planı olarak gördüğü kapalı bilgi sistemlerinin çözülebileceğini bizlere hatırlattı.

Prusyalı Mareşal Von Moltke (ö. 1890) daha Türkiye’de iken Almanya’nın yayılma alanının daima Doğu’ya olması gerektiğini misyon olarak belirlemişti. Alman Kaiser’i II. Wilhem de aynı siyaseti sürdürdü. Ardından Naziler bu siyaseti askeri hedefler biçiminde devam ettirdiler. Son olarak eski solcu Beider Mainhoffçu Alman Dışişleri Bakanı Joshka Fisher, AB içinde Almanya’nın genişleme politikaları doğrultusunda bu siyaseti yumuşak güç yönüyle devam ettiriyordu. Almanlar için askeri diktatörlük, monarşi ve Nazilerle devamlı bu misyon, Cumhuriyetle yüz yılı aşkın süredir süreklilik kazanıyordu. Benzer misalleri Britanya veya Rusya’ya ilişkin de verebilmekteyiz.

Lenin, ölmeden “bizim yaptığımız çarlıktan intikal eden devlet kurumlarını cilalamak olmuştur” diyordu. Kurumlarıyla bir misyonu sürdüren ve derin düşünceye sahip devletlerin bu fonksiyonlarının tümüne belki “derin bir devlet yapılanması” adını verebiliyoruz. Böyle bir derin devleti tanımlarken tamamen güvenlik bürokrasisinin unsurları olarak tanımlama yanlışlığına düşmememiz de gerekiyor. Örneğin, Almanya’da böyle bir devletin ana unsurunu çoğunlukla düşünce kuruluşları ve araştırma merkezlerinin teşkil ettiğini görebilmeliyiz.

1990’lı yıllarda resmi kıyafetimle dönemin Adalet Bakanı’na gidip müttefik bir Balkan ülkesi seçimlerine ideallerim ve şahsi dostluklarımın hatırına seçim otobüsü yardımı istediğimde 34 yaşındaydım. Konuyu, ilgili STK’lar ile çözmüştük de. Muhtemelen Bakan Bey kendisi kamuoyunca derin adam bilinmesine karşın, kafasında beni derinlerde bir yerde kodlamıştı.

Biraz da böyle baktığınızda, 19. yüzyılın başından itibaren Ortadoğu’ya çöken Franko-Anglo öncülerin birçoğu, kısmen Bell ve Lawrens da dahil hep gönüllüler ve maceracılardı. Bu oryantalistlerin veya misyon yüklenicilerin hesabına derin Britanya’dan para yatmıyordu. Tam tersine bürokrasi işlerini zorlaştırıyordu.

Bu “derin” hikayesi sonradan resmi ve sivil hayatımda da benim peşimi pek bırakmadı. Böyle bir zan beni 28 Şubat’tan korudu ama genelde de siyasi zeminde önümü oldukça tıkadı. Aklımda hep Mathias veya Gertrude Bell vardı. Ekopolitik’i [1]bu mantıkla geliştirmiştik. Aslında bu örneklerde Ekopolitik (2005-2012) yaptıklarıyla benim gözümde derin devlet, derin düşünce veya derin milletti.

Sağ ve sol mahalle genelde kategorik düşünür. İdeolojilerin doğası da buna yatkındır. Siz inancınız ve fikirleriniz belki de cemaatiniz ile taraf olmalısınız. Sizin görüşecekleriniz okuyacaklarınız veya savunacaklarınız hep kategorik olmalıdır. Hep belirlenmiştir. Siz ya dost ya da düşmansınızdır. Bunların dışında ya hainsinizdir veyahut “derin”sinizdir. Belki de Asya-Ortadoğu toplumlarının kendi yarattıkları kaderidir bu.

“Derin devlet” denildiğinde genellikle gayri nizami harp yapılanmaları akla gelir. Osmanlı özellikle Makedonya sorunu (1878-1912) sürecinde ordunun içinde gayri nizami harp yapılanmalarını oluşturmuş ve geliştirmişti. 1911 yılında da Fransız Jandarma örgütlenmesini model almıştı. MİT’in tarihinin başlangıcı kabul edilen Teşkilatı Mahsusa 1912’den itibaren oluşmuştur. İstiklal Savaşı’nda adı sıkça geçen Karakol Cemiyeti’ni de bağlı olarak anmak gerekir. Cumhuriyetimizin kuruluşundan sonra NATO’nun ilgili sivil asker teşkilatı yapılanması dönemlerimizde belirleyici olmuştur.

Tüm bu devlet yapılanmalarının farklı yöntemleri vardı. Bunları iç isyanlarda kullanıyorlardı.  Balkan, Ermeni ve bugünkü ayrılıkçı isyanlar gibi. Maalesef bu yöntemler hakkında bugünlere kadar uzanan değişik belirsizlikler mevcuttur. 70’li yıllar ve 90’lı yılların ilk başlarındaki provokasyonlar ve faili meçhul cinayetlerin bir kısmının açıklığa kavuşamaması bugün ayrı bir kafa karışıklığı yaratmaktadır. Akıllarda hala “Vaka-i Hayriye” öncesi Yeniçeri ağalarının Osmanlı bürokratlarının bazıları ile olan hoş olmayan çıkar ilişkileri bugün de çağrışım yapmaktadır.

Tüm bu tartışmanın odağı, yetkileri kanunlarla düzenlenmiş bu unsurların kanunlarca ne kadar denetlenebildiğine ilişkindir. Devletin uluslararası veya ulusal terör, uyuşturucu veya kara para trafiğine karşı bir yapı oluşturması anlaşılabilir bir konudur. Bu yapıların Britanya ve ABD’deki gibi tarih boyunca yasal görevliler dışında suç örgütlerini de kullandıkları söylenmektedir. Ancak, bu yapıların hedeflerinin belirlenmesi devleti yönetenlere ait olmalıdır. Bu yapıların kendilerinin hedef ve yöntem belirleme keyfiyeti olmamalıdır. Bazen de “derin devlet “tanımlarımızı, güncel derin çetelerle/mafyadan encümen-i daniş toplantılarına giden emekli paşalarımıza uzanan tartışmalarla kafalarımızı karıştırırız. Derin devletin bazı popüler TV dizilerinde olduğu gibi Lümpen bir devlet olması kabule şayan doğal olarak olamaz.

Devlet bir kurumsa veya sahiciyse temelleri vardır. Bu temellerin derinliklerinde, tarihini, geleneğini, değerlerini ve tabii ki milleti/halkı ile olan bağını görebilmeliyiz. Bunlar ne kadar eski ve değerliyse temeller o kadar sağlamdır. Devletin ilgili bürokratları ve seçilmiş siyasetçileri, sayılan başlıkların sorumluluğunu taşımak zorundadırlar aksi durum düşünülmemelidir.

Derin devlet zannımızı; derin ahlak, derin uzgörü, derin milletin/halkın feraseti veya sağduyusuyla ile özdeşleştirebilmeye ihtiyacımız var.

Derin devlet tarihsel bir gereksinim ama lümpen devlet gerçek bir beka sorunu.

Fotoğraf: Kit Suman


[1] Öteki ile uzlaşmanın yolculuğu “Ekopolitik” A. Tarık Çelenk KDY 2020