Close Menu
Daktilo 1984Daktilo 1984
    • Hakkımızda
    • İletişim
    • E-Bültene Abone Ol
    • Destek Ol
    Facebook X (Twitter) Instagram Telegram
    X (Twitter) Facebook YouTube Instagram WhatsApp
    Daktilo 1984Daktilo 1984
    Destek Ol Abone Ol
    • İZLE
      • Çavuşesku’nun Termometresi
      • 2’li Görüş
      • İki Savaş Bir Yazar
      • Cumhuriyet’in Edebiyatı
      • Varsayılan Ekonomi
      • Yakın Tarih
      • Tümünü Gör
    • OKU
      • Yazılar
      • Röportajlar
      • Çeviriler
      • D84 INTELLIGENCE
      • Asterisk2050
      • Yazarlar
      • Kitap Yorum
    • D84 FYI
      • Hariçten Gazel
      • ABD Gündemi
      • Avrupa Gündemi
    • daktilo2
    • Project Syndıcate
    Daktilo 1984Daktilo 1984
    Anasayfa » Çin’in Yükselişi: “Dış Yardımın Politik Teorisi”
    Forum

    Çin’in Yükselişi: “Dış Yardımın Politik Teorisi”

    By Emre Erdemir25 Nisan 20207 Mins Read
    Share
    Twitter Facebook LinkedIn Email WhatsApp

    [voiserPlayer]

    Dünyanın küreselleşmenin etkisiyle artık “küçük bir köy” haline gelmesi, gezegende yaşanan her gelişmenin de yeni değişimlere ve dönüşümlere evrilmesine yol açmaktadır. Bu değişim ve dönüşüm süreçleri, Uluslararası İlişkiler disiplini açısından da kırılma noktaları meydana getirerek, uluslararası sistemdeki aktörler arasındaki güç mücadelesini etkilemektedir. Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nin (SSCB) yıkılmasıyla birlikte, uluslararası sistemin iki kutuplu yapısının sona ermesi ve bu sona ermeyi liberal dünya düzeninin başarısı olarak yorumlayarak “tarihin sonu”nun geldiğini öngören düşünceler, Amerika Birleşik Devletleri (ABD) liderliğindeki tek kutuplu yapının egemenliğini nitelemiştir. Ancak 11 Eylül saldırısı sonrasında ABD’nin Ortadoğu coğrafyasına “demokrasi ve insan hakları” ihraç etme hedefinin, 2000’li yılların başından günümüze kadar gelen süreç değerlendirildiğinde başarılı olamadığı görülmektedir. Böyle bir sonucun ortaya çıkmasında ABD’nin işbirliği, çok taraflılık vb. gibi liberal değerlerin aksine; kendi çıkarlarını düşünen, başta askeri olmak üzere diğer güç politikalarını önceleyen realist perspektifinin etkisi büyüktür. Belirtilen etkinin dışında; ABD ve Avrupalı devletlerin başını çektiği Batı merkezli oryantalist bakış açısının geçmişten ders almadan sürekli olarak Doğu toplumlarını “düzeltilecek ve kendi çıkarları için dönüştürülmesi gerekli” bir yapı olarak görmeleri de başka bir çelişki olarak karşımızda durmaktadır. Lübnanlı yazar Amin Maalouf’un “her şeye üzülen ancak hiçbir şeyle ilgilenmeyen insanlar” olarak gördüğü Ortadoğu coğrafyası, Batılı devletler için ekonomik refahları için bir sömürü alanı olarak görülse de bu coğrafyadaki insanların hayata bakış açılarını görmezden gelmek de başka bir sorunsal olarak görülmektedir. Batı’nın belirtilen düşünce sistemi, sadece Ortadoğu’ya değil, genel olarak kendisinden her alanda daha zayıf gördüğü Asya ve Afrika kıtalarındaki devletlere ve toplumlara yönelik olmuştur. 

    Soğuk Savaş’ın sona ermesi sonrasında Batı’nın zaferini ilan etmesi, uluslararası ilişkilerin her alanında kendisini birinci derecede önemli gören Avrupa Birliği ve ABD’nin etkinliğinin de artmasında etkili olan ideolojik faktörlerden biri olmuştur. Soğuk Savaş’ın iki kutuplu sistemi içerisinde Batı’nın gözden kaçırdığı başka bir aktör ise Çin Halk Cumhuriyeti (ÇHC) olmuştur. 1949 yılında Mao Zedong öncülüğünde kurulan Çin, sosyalist devrimi amaçlayan bir ülke olarak uluslararası sistemdeki yeri almıştır. Ancak Sovyetler ile yaşanan ideolojik kavga ile Mao’nun ülkeyi dış etkilerden koruyarak izole bir toplum olarak yönetmesi, Çin’in küresel bir aktör olmasını engellemiştir. 1976 yılına kadar süren Mao Dönemi’nde, 1966’dan itibaren on yıllık süreçteki “Kültür Devrimi” dönemi, Çin açısından ekonominin kötüleştiği ve ülkenin kaos ortamına girdiği bir dönem olarak hatırlanmaktadır. 1978 yılında Deng Xiaoping’in iktidara gelmesi sonrasında Çin,  dış dünyaya açılan ve serbest piyasa ekonomisine geçen bir ülke olmuştur. Böyle bir dönüşüm, Çin’in ideolojik bilinç altında da değişimlere neden olarak, ülkenin liberal dünya düzeni şartlarına adapte olmasını gerektirmiştir. Böyle bir uyum hem Çin ekonomisinde yükselişi ifade ederken, aynı zamanda Çin’in BM başta olmak üzere uluslararası sistemdeki diğer devletlerle ve aktörlerle ilişkiler kurmasına da yol açmıştır. Bu ilişki biçimi, Soğuk Savaş’ın yarattığı konjonktür içerisinde, Çin’in siyasi sistem olarak da liberal değerlerle entegre olmasını öngörmesine rağmen gerçekleşmemiştir. 1989 yılında Tiananmen Olayları gibi Çin’in ideolojik dönüşümünü ifade edecek toplumsal hareketler mevcut olsa da, Merkez ve Doğu Avrupa ülkelerinde gerçekleşen sistem değişiklikleri ortaya çıkmamıştır. Çin’in “zamanın ruhuna aykırı” gelecek şekilde, Batı sistemine entegre olmadan yoluna devam etmesi, ABD ve Avrupa tarafından gözden kaçırılmış ve Çin’in küresel anlamdaki etkisi gözardı edilmiştir.

    Çin kültürü ve toplum yapısının tarihsel süreç içerisindeki uzun serüveninde kendine özgü toplumsal kurallarının var olması ve bu konuda taviz vermeyen bir yapıya sahip olması, Çin’in Soğuk Savaş sonrasındaki yükselişini açıklamaya yardımcı olmaktadır. Batı’nın mutlak egemenliğine şahit olunan 1990’lı yıllar, Çin’in ihracata dayalı üretim modeli üzerinden bir ekonomik sistem inşa etmeye başladığı ve bu inşa sürecinin hem parti devletinin meşruiyetini sağlamasına hem de toplumsal anlamda bir zenginleşme sürecinin başlamasına olanak verdiği bir dönem olmuştur. Bu dönemde Çin’in ekonomik dönüşümünün en önemli göstergelerinden birisi artan enerji ihtiyacının yarattığı arzın karşılanamaması nedeniyle ülkenin enerji ithalatçısı bir durumuna gelmesidir. Enerji alanında diğer ülkelere karşı oluşabilecek bağımlılık durumunun getireceği sorunlar nedeniyle enerji güvenliği; Çin için çözülmesi gereken bir faktör olmuştur. Enerji güvenliğinin sağlanması bağlamında kurulan petrol şirketleri, yurt dışında Çin’in enerji ihtiyacının karşılanması noktasında faaliyetlerde bulunmasını gerektirmiştir.

    Özellikle 2001 yılında Çin’in Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ) üyeliği, ülkenin liberal kurumsal organizasyonlara entegre olduğunu sağlayan kaldıraçlardan birisi olmuştur. Bu anlamda Batı merkezli düşünce, Çin’in 1989 yılında başarılamayan ideolojik ve siyasi dönüşümünün tamamlandığı heyecanına kapılmıştır. 2008 yılında ABD ve Avrupa ülkelerini derinden sarsan küresel ekonomik krizin yansımaları, diğer ülkelere nazaran Çin açısından kötümser bir görünüm ortaya koymamıştır. Bu bağlamda Çin’in ekonomik büyümesi, küresel ekonomideki olumsuz tabloya rağmen devam etmiştir. Çin’in uluslararası ortamda kendisinin yükselişi konusundaki sessiz ve derinden adımlarını, John Mearsheimer “barışçıl büyüme” retoriği ile açıklamaktadır. Belirtilen retoriğe göre Çin, diğer devletler tarafından bir tehdit olarak görülmeden, sistem içerisindeki büyümesini sürdürmeyi amaçlamaktadır. Çin’in belirtilen retoriğinin arka planında ise Konfüçyüs’ün felsefesi yatmaktadır. Bu felsefeye göre; uluslararası arenada barışın sağlanması konusunda devletlerin dostane ilişkiler kurmasının yanı sıra uyum ile işbirliği içinde olmasına bağlıdır. Konfüçyüs’ün ‘barış içerisinde bir arada yaşama’ tezi, Çin’in dış politikasının ana argümanı olarak günümüzde uygulanmaktadır. Fakat, bu retorik gerçeği mi yansıtmaktadır yoksa Çin’in çıkarlarının üstünü örtmek için kullandığı bir kılıf mıdır, halen tartışma konusudur.

    2013 yılında Çin Devlet Başkanı Xi Jinping tarafından ilan edilen “Tek Kuşak, Tek Yol” girişimi de, yukarıda belirtilen Çin’in dış politikasının temel perspektifini ortaya koymaktadır. Bu girişim sayesinde Çin, Donald Trump’ın başkanlığı sonrasında ABD’nin ve bazı Avrupa devletlerinin uygulamaya çalıştıkları korumacı ekonomi politikaları yerine, çok taraflılığı ve işbirliğini temel alan bir ekonomik modeli yürütmeyi hedeflemektedir. Bu hedefin gerçekleştirilmesi anlamında Asya’dan Afrika ve Avrupa’ya uzanan deniz ve kara yolları projelerini kapsayan tarihi İpek Yolu Projesi ile ekonomik alandaki yükselişinin diğer coğrafyalarda da etkiler göstermesini amaçlamaktadır. Çin’in nihai olarak amaçladığı durum; ABD’nin kendi politika görüşlerini kabul ettirmek için diğer devletlere karşı kullandığı sert güç unsurları yerine; altyapı yatırımları, ulaştırma ve enerji projeleri gibi uygulamalarla diğer devletlerin ekonomik gelişmişliğine yardımcı olmak istemektir. Başta Afrika kıtasındaki ülkelerde olmak üzere Batı Balkanlar ve Güneydoğu Asya gibi coğrafyalarda “Kuşak ve Yol Girişimi” ile Çin, uyguladığı ekonomik modelinin kendisine sağladığı refah ortamını diğer ülkelere de sağlayarak yumuşak gücünü kullanmaya çalışmaktadır. Çin’in yumuşak güç noktasında ne kadar başarılı olup olamayacağı başka bir  tartışmanın konusu olsa da, asıl değerlendirilmesi gereken Çin’in gerçek niyetinin ne olduğu sorusudur.

    Yukarıda belirtilen sorunun cevabını realist teorinin en önemli temsilcilerinden Hans Morgenthau’nun “Dış Yardımın Politik Teorisi” (A Political Theory of Foreign Aid) üzerinden okumak mümkündür. Morgenthau 1962 yılında yazdığı makalesinde, dış yardımın dış politikanın bir aracı olduğunu belirtmiştir. Ona göre dış yardım, dış politikada yumuşak güç siyaseti uygulamak isteyen ülkeler için önemli bir araç olarak görülmektedir. Bu durumun nedeni, söz konusu devletlerin istikrarsız ve gelişmemiş devletlere çeşitli konularda yardımlarda bulunarak kendi rejimlerini güvence altına almak istemesi ve bu yardımlar aracılığıyla zayıf olan ülkeleri kendilerine çekerek dış politika hedeflerini gerçekleştirmek istemesidir. Morgenthau’nun bakış açısına göre; Çin’in “Kuşak ve Yol” projesiyle yaptığı yardımlar politik bir gerçekliktir. Bu bağlamda Çin’in yaptığı kredi ve dış yardımlar temelli politikaları; yardım alan devletleri bir anlamda “borç batağına” sürükleyerek, yardım eden devlete bağımlı hale getirmektedir. Oluşan böyle bir durum ise borç içerisinde olan devletlerin, Çin’in çıkarları doğrultusunda hareket etmesine ve politik kararlarda bağımsız olmalarına engel olmaktadır. Böylece Çin; “barışçıl yükselme” retoriği çerçevesinde, devletlerin iç işlerine doğrudan karışmadan, yarattığı ekonomik bağımlılık çerçevesinde yardım alan ülkelerin devlet davranışlarını etkileme olanağı elde etmiş olmaktadır. Realist perspektiften bakıldığında Çin’in “Kuşak ve Yol” girişimi ile hedeflediği de budur. 

    Sonuç olarak; Çin’in uluslararası sistemdeki hegemonya mücadelesinde, diğer büyük güçlerden bir farkı bulunmamaktadır. Gücü elinde bulunduran devlet, kendi güç potansiyeli doğrultusunda çıkarlarını maksimize etmek için çalışmaktadır. Bu süreç, aslında uluslararası ilişkiler disiplini içerisinde bir döngü şeklinde ilerlemektedir. Tarihsel süreç içerisinde ulus devletler arasında güç dengesinin değişimine bağlı olarak hegemonya da el değiştirerek, sistem içerisinde bir “tahterevalli” gibi aktörlerin yükseliş ve düşüşlerine yol açmaktadır.    

    Fotoğraf:  chuttersnap

    Dünya
    Share. Twitter Facebook LinkedIn Email WhatsApp
    Previous ArticleSon Söz: Hepimiz Kolpacıyız
    Next Article Tiger King | The Unorthodox | Tales From The Loop

    Diğer İçerikler

    PROJECT SYNDICATE

    İngiltere’nin Yeni Başbakanı Andy Burnham’ın Yerelden Yönetim Planı

    29 Temmuz 2026By Daktilo1984
    D84 INTELLIGENCE

    Beyond the NATO Summit Communiqué: The Human Front of NATO

    24 Temmuz 2026By Nancy Snow
    Çeviriler PROJECT SYNDICATE

    Dünyanın Soyguncu Baronu Olarak ABD

    23 Temmuz 2026By Daktilo1984

    Comments are closed.

    İçerik
    • Yazılar
    • Podcast
    • Forum
    • Röportajlar
    • Çeviriler
    • Özetler
    • Bültenler
    • D84 INTELLIGENCE
    Konular
    • Siyaset
    • Ekonomi
    • Dünya
    • Tarih
    • Kültür Sanat
    • Spor
    • Rapor
    • Gezi
    Sosyal Medya
    • Twitter
    • Facebook
    • Instagram
    • Youtube
    • LinkedIn
    • Apple Podcast
    • Spotify Podcast
    • Whatsapp Kanalı
    Kurumsal
    • Anasayfa
    • Hakkımızda
    • İletişim
    • Yazarlar
    • D84 Yayınları
    • İçerik Sağlayıcılar
    • Yayın İlkeleri ve Yazım Kuralları
    © 2026 DAKTİLO1984
    • KVKK Politikası
    • Çerez Politikası
    • Aydınlatma Metni
    • Açık Rıza Beyanı

    Type above and press Enter to search. Press Esc to cancel.

    Çerezler

    Sitemizde mevzuata uygun şekilde çerez kullanılmaktadır.

    Fonksiyonel Her zaman aktif
    Sitenin çalışması için ihtiyaç duyulan çerezlerdir
    Preferences
    The technical storage or access is necessary for the legitimate purpose of storing preferences that are not requested by the subscriber or user.
    İstatistik
    Daha iyi bir kullanıcı deneyimi sağlamak için kullanılan çerezlerdir The technical storage or access that is used exclusively for anonymous statistical purposes. Without a subpoena, voluntary compliance on the part of your Internet Service Provider, or additional records from a third party, information stored or retrieved for this purpose alone cannot usually be used to identify you.
    Pazarlama
    Size daha uygun içeriklerin iletilmesi için kullanılan çerezlerdir
    • Seçenekleri yönet
    • Hizmetleri yönetin
    • {vendor_count} satıcılarını yönetin
    • Bu amaçlar hakkında daha fazla bilgi edinin
    Seçenekler
    • {title}
    • {title}
    • {title}