Hayallerinizin ve planlarınızın üstüne atılan bir çiziğin ağırlığı nedir? Şayet bir ağırlıktan söz edilecekse, en ağır çizik hangisidir?

Neticede bir çizgi, oluşturması saniyelik bir hamleden ibarettir. Dolayısıyla, bir çiziğin ağırlığı, çizilirken harcanan efordan ya da üstü karalanan kavramın ağırlığından bağımsızdır. Asıl ağırlığı yaratan, çizik atılmasına vesile olan olay ya da durumdur. Bazen öyle şartlar gelişebilir ki, atılan bir çizik kişinin benliğine ve kişiliğe atılmış olur. Peki, bu durumda en ağır çiziğin hangi çizik olduğunu nasıl anlaşılabilir? Neyin üstünün çizilmesi her şeyden daha dramatiktir? Siyasi iktidar nedeniyle, son yıllarda ülke olarak en “yerli ve milli” ortaklığımızın, benliğimize atmak zorunda kaldığımız çizikler olduğu söylenebilir mi?

Bu sorunun cevabını vermek kolay değildir. Zira, hayatımızın ilk aşamalarında hayallere ve planlara çizik atmak herkese son derece uzaktır. Türkiye’de eğitim sistemi, muhtemelen dünyanın her yerinde olduğu gibi, bir adım ileri atmak ve her aşamada bir tuğla eklemek üzerine kuruludur. Kimileri için bu daha sistemli ve başarılı şekilde gerçekleşir, kimileri için savruk ve tutarsız. Netice itibariyle nihai hedef hayatın içinde var olabilmek, hayallerimizi ve benliğimizi yaşayacağımız bir düzene kendimizi hazırlamaktır. Eğitim sistemi içinde çizik ya da geriye adım atmak yoktur. Teoride her kazanım değerlidir ve kendi başına bir anlam ifade etmiyormuş gibi görünen bir bilgi, öğrenme süreçlerinde tetikledikleriyle kişiye eklenmiş bir tuğlaya dönüşebilir. Yaş büyüdükçe, hayaller biraz daha somutlaşmaya başlar, artık çocukluğun hülyalarından çıkılmış, bazı rüyalardan uyanılmış ve planların üstüne ilk çizikler atılmaya başlanmıştır. Lakin, ergenliğin kişinin kendisini kolayca harap etmesine müsait psikolojisi haricinde, bu çizikler o kadar da ağır değildir. Bu yıllarda hayaller değişebilir, eksilebilir ya da artabilir. Değişim, olağanüstü gelişmeler haricinde, henüz şaşırtıcı ya da şoke edici değildir. 

Bu yıllarda hayaller farklı şekillerde revize edilmeye başlansa da değişmeyen tek şey sahip olunan hayalin dinamiklerinin kusursuz tasarlanmasıdır. Daha yaygın senaryolarda, stabil bir iş hayatına eklemiş bir enstrüman becerisi, yurt dışı tatilleri ya da öğrenilecek bir dil olduğu görülür. Daha sıra dışı senaryolarda da durum benzerdir. Örneğin erken yaşta çoluğa çocuğa karışmayı düşünen ve kariyerle ilgili hedefleri olmayan bir kişi ailesiyle mutlu Pazar kahvaltıları, çocuğunu yemyeşil parklarda gezdirmeyi hayal eder. Derslerle arası pek de iyi olmayan haylaz bir çocuk, hayalindeki küçük bakkalı işletmeyi, okuma lüksüne bile sahip olamayan biri çalıştığı konfeksiyonda kısa sürede yükselmeyi düşler. Kişilerin eğitim hayatı içinde var olma becerisi ve başarısı değişkendir lakin potansiyel hayatların “kusursuzluğu” ve görece optimum olma durumu sabittir. Hayaller değişmiştir ve yara almıştır lakin hayallerin kusurluluğu içindeki kusursuzluk, ilerleme ve her şeyin yolunda gideceğine dair içi doldurulamayan umut çok geniş bir kitle için sabittir. 

Elbette, kimilerimiz daha zorlu hayaller kurar ve bu hayalleri sınırlı sayıda kişi yaşayabilecektir. Bu durum istisnadır. Daha da önemlisi, adeta oyunun kuralları ve potansiyel riskler yarışmacılara önceden bildirilmiştir. Az kişinin girebildiği okullarda okumayı istemek, spesifik şirketlerde/pozisyonlarda çalışmayı düşlemek ya da bir hisse senedine yatırım yaparak hızlı bir şekilde zengin olmayı planlamak buna örnek olarak verilebilir. Bu tercih, görece bilinçli bir tercihtir ve ister istemez zihnimiz bunun risklerini algılar ve bizi tetikte tutar. Başarılı olunur ya da olunmaz. Genelde hayata devam edilir. Neticede oyunun kuralları önceden belirlenmiştir ve riskli bir hayal olduğu bilinmektedir. Başarısız olunduğu senaryoda hayal revize edilir. Yeni hayal biraz buruk karşılanır lakin, yeni planda bile tüm hayallerin ortak noktası olan kusurluluk içindeki kusursuzluk baki kalmıştır. Umut henüz tükenmemiştir. Bu tarz planların üstüne atılan çizik görece hafiftir. 

Peki atılan çizikler ne zaman ağırlaşır? Bana kalırsa en ağır olanlar, peşinen taviz verilerek oluşmuş ve kusurlar üzerinden doğmuş “kusursuz” hayallere atılmak zorunda kalınan çiziklerdir. Bu çiziklerin sorumlusu kişilerin kendisi değildir. Kişiler çaresizdir, acizdir ve elinden bir şey gelmez. Bunlara atılmak zorunda kalınan çizikler adeta kişinin benliğine, karakterine, varoluşuna atılmıştır. İstemsiz ve geleneksel zümre tanımlamalarının üstünde olan ortak bir öfke ve isyan hissiyatı yeşertir. İşte Türkiye’de siyasi iktidarın kendi siyasi/ekonomik çıkarları ve hesapları doğrultusunda bizi atmaya zorladığı çizik, bu aşamayı kapsar. Zaten birtakım tavizler verilmiştir, hayatın adil ve dürüst olmadığı anlaşılmıştır. Kusurluluk içinde bir kusursuzluk yaratılmaya çalışılmıştır. Fakat, siyasi iktidarın küçük bir grubun varlığını sürdürmeye ve güçlendirmeye yönelik hamleleri, sizi zaten tavizler vererek oluşturmuş olduğunuz planlarınızın üstüne çizikler atmaya zorlar. Bir gün biri sonuçlarının ne olacağını bile bile konuşur, döviz artar ve ailesinin arabasını satarak yüksek lisansa göndermeyi planladığı apolitik bir genç bu hayaline çizik atmak durumunda kalır. Bir gün biri (ya da aynı kişi) imzaladığınız bir bildiriyi iktidarına tehdit olarak algılar, sizi tüm haklarınızı gasp kapının önüne koyar, belki de tüm hayatınızın üstüne bir çizik atar. Çok farklı gözüken bu iki çizik, özünde aynı ağırlıkta olabilir mi?

Benzer dinamikler mütevazı bir bütçeyle ve üç çocuğuyla yaşamaya çalışan ailenin alışveriş listesi için de farklı değildir. İktidara kaynak gereklidir, reformlar yapılır, vergiler değişir, kredi dağıtılır. Artık bu ailenin alışveriş listesinde kıymanın ve bayramda çocuklara alınacak yeni giysilerin üstü çizilmiştir. Başka bir ifadeyle, bu ailenin yastığa kafasına koyduğunda çocuğunu mutlu ettiğine dair kafasında defalarca oynattığı bir hayal, mutlu bir an silinmiştir. İşte buna atılan, atılmak zorunda bırakılan çizikler çok ağırdır. Geçim sıkıntısı üzerinden verilen örneklerin olayı dramatize ettiği iddia edilebilir ama ilk bakışta basit görünen çizikler de aynı ağırlıkta olabilir. Neticede aynı dinamiklerle oluşmuş, aynı onursuzluk ve adaletsiz hissiyle benliğe saldırı hissiyatını vermiştir. Birilerinin yıllardır hayalini kurduğu kurduğu interrail seyahati, çocuğunun geleceği için biriktirmeyi planladığı para, arkadaşlarıyla gitmeyi planladığı meyhane ya da para kazandığında satın almak istediği marka bir spor ayakkabı ya da giysiler… Hepsi bu anlamı konusunda spekülasyon yapmayı haddime görmediğim hayatın kusurluluğu içindeki kusursuzluklardır. En ağır çizik, bunlara atılan çiziktir. Zira, hayatın henüz başında zaten çokça taviz verilmiştir. Daha fazlası gurur kırıcıdır, öfkelendirir, onursuz hissettirir. Üstelik, “global” naralarıyla reklamı yapılan modern zamanlarda, kişiyle aynı pozisyonda bulunan lakin başka siyasi iktidarlar altında yaşayanların bu çizikleri atmak zorunda olmadığı görülmektedir. Başkasının hatasıyla ya da çıkarları uğruna, hayallerine ve benliğine çizikler atmak çok ağırdır işte. Üstelik hatalarını yapanlar hiçbir bedel ödemiyor, üstüne hayallerine hayal katıyorken. 

Dolayısıyla; belki de en ağır çizik, üstünü karaladığı kavramla değil, çiziğin atılma sebepleriyle alakalıdır. Zira, bazen hayallere ve planlara atılan bir çizik materyal vazgeçişlerin ötesinde, benliğe, kişiliğe, kusurluluk içindeki kusursuzluk hayallerine atılmış bir çiziktir. Bu doğrultuda, alışveriş listesinde kıymaya ya da kaliteli bebek mamasına atılmış bir çizikle gidilemeyen bir yurt dışı tatilinin üstüne atılan çizik pekala aynı ağırlıkta olabilir, aynı eziklik ve sıkışmışlık hissini uyandırabilir. Aynı adaletsizlik hissiyatını uyandırabilir. Vurgulanması ve unutulmaması gereken asıl mesele, tüm bu çizik atmak durumunda kalanların, kusurluluk içindeki kusursuzlukları bozulanların aslında aynı tarafta olduğudur. Size aksini iddia etmek, çizikler arasında maddi ya da ahlaki hiyerarşiler kurmak elbette siyasi iktidarın işine gelecektir. Zira, buna ikna edildiğiniz taktirde, attığınız çiziklerin sorumlusu siyasi iktidar değil, sizden daha düşük bir hiyerarşide planlarını çizik atmadan gerçekleştirme mücadelesi veren kişilerdir. Siyasi iktidarın bu algıda başarılı olmaması amaçlanmalıdır. Zira başarılı olursa, planlarını gerçekleştirmek için aynı tarafta bulunan insanlar arasında kazananı olmayan bir nefret ve mücadele güdüsü oluşur. Kişiler aynı tarafta olduğunu unutur.  

Dolayısıyla, yazının başında sorduğumuz sorunun cevabı kendiliğinden belirmektedir. En ağır çizik, benliğin ve kişiliğin üstüne atılan çiziktir. Görününüşte, her çizik farklı kavramların ve nesnelerin üstünü çizmektedir. Lakin, kişilikte yarattığı tahribat ve ağırlık eşittir. Son yıllarda hayallere çizik atma noktasında ortaklaşan Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının bu empati fırsatını kaçırmaması en büyük dileğimdir. 

Fotoğraf: Perry Grone