Yazının orijinaline buradan ulaşabilirsiniz.

Birleşmiş Milletler, kuruluşunun 75. yılını, 21 Eylül günü, yine Eylül ayında gerçekleşecek üst düzey bir toplantıda imzalanacak üzerinde anlaşılmış bir bildirgeyle kutlayacak. Üye ülkeler, bu yıldönümünü adeta bayram havasında kutlamalılar.   

Birleşmiş Milletler; Müttefikler’in, saf kötülükten beslenen bir ideolojiyle harmanlanmış ve akıl almaz büyüklükte vahşetlere ilham kaynağı olmuş, hatta bu vahşetleri savunmuş bir rejimi alt ettiği İkinci Dünya Savaşı’nın ardından kuruldu. BM’nin kuruluşu, bu tür bir facianın gelecekte yaşanmaması adına, iş birliğine ve çok taraflılığa dayalı yeni bir döneme kapı aralaması bakımından dünyamız için bir dönüm noktasıdır. 

Ancak, 20. yüzyılın seyrini belirleyecek diğer büyük kırılma, BM’nin ortaya çıkmasından önce kendini göstermeye başlamıştı bile. Dünyayı bir tarafta Amerika’nın önderliğindeki Batı Bloğu, diğer taraftaysa Sovyetler Birliği’nin önderliğindeki Doğu Bloğu olmak üzere iki parçaya bölen Soğuk Savaş’ın başlangıcı, BM rüzgârının 1945’te yarattığı heyecanı paramparça etmişti.

Bugün dünyamız, bu sefer ufukta sonu gözükmeyen bir faciayla karşı karşıya. COVID-19 bir yana, epidemiyolojistlerin, insanlığın gelecekte bundan daha büyük bir pandeminin etkisi altında kalacağına yönelik öngörüleri çok daha endişe verici. Bu senaryodan sağ kurtulsak dahi; iklim bilimciler, sera gazı salınımını 2050’ye kadar sıfıra indiremediğimiz takdirde insanlığın ağır bir hasara maruz kalacağı konusunda uyarılarda bulunuyor. Bu hedef, önümüzdeki on yılda köklü değişikler yapmamızı gerektiriyor.

Yapay zekâ ve insan hücrelerinde genom düzenleme teknikleri gibi yeni teknolojilere acilen regülasyonlar uygulanması da büyük önem taşımaktadır. İnsanlığın refahındaki artış bakımından umut veren bu yenilikler, kötüye kullanıldıkları takdirde, bizleri iyi yönlerine oranla çok daha büyük tehlikelerle karşı karşıya bırakabilir.

Öyleyse, soru belli: BM, 75. yıldönümü dolayısıyla, bütün dünyanın pandemiye karşı yenilenmiş bir “çok taraflılığın” arkasında birleştiği bir başka rüzgâr yakalayabilecek mi? İçinde bulunduğumuz kriz, bir dünya savaşından çok farklı olsa da ikisini büyüklükleri açısından mukayese etmek mümkün. İnsanlık için hakiki bir küresel sorun teşkil eden pandemi, enternasyonalizmi BM’nin himayesi altında çok daha güçlü bir hale getirmek için gereken itici gücü hiç değilse ilkeler bazında sağlayabilir.

BM75 Bildirgesi, bu tür bir ortak bildirgeden beklenecek şekilde, heyecandan yoksun bir dille kaleme alındı. Söz konusu bildirge, “devletlerin, Paris İklim Anlaşması’na yönelik geçerli taahhütleri”ne atıfta bulunuyor, “sera gazı salınımlarının, BM’nin sürdürülebilir kalkınma hedeflerini içeren 2030 ajandası uyarınca durdurulması gerektiğinden” bahsediyor ve aynı zamanda küresel zorluklar karşısında tek çözüm yolu olarak bahsettiği “yeniden canlandırılmış çok taraflılık”ın uygulanmasına yönelik çağrıda bulunuyor. 

Bildirge metni, okuyanlara faydası dokunacak geniş bir vizyon sunmakla birlikte, ortaya yeni bir iddia koyamıyor. BM75; pandemi hala devam ederken yayınlandığından ötürü, içinde bulunduğumuz facianın büyüklüğünün, BM’ye Eylül ayında yeni bir rüzgâr yakalatacağını umanları hayal kırıklığına uğratacak.     

Ancak umutlarımız tükenmiş değil. Bu bildirge, BM genel sekreterinin, “BM Genel Kurulu’nun 75. oturumunun bitiminden önce, şu an ve gelecekte karşılaşacağımız zorluklarla mücadele yolları hakkında rapor vermesini” şart koşuyor. Bu da demek oluyor ki Genel Sekreter, raporunu 2021 yılının ilk yarısında verecek. O tarihe kadar, dünyanın pandemi sonrasında çok taraflılık esasına uygun biçimde kalkınmasına yönelik girişimleri çok daha büyük bir içtenlikle destekleyecek yeni bir Amerikan başkanını Beyaz Saray’da görebiliriz. Bir diğer deyişle, BM, bu yeni rüzgârı 75. kuruluş yıldönümünden yarım sene gecikmeli olarak yakalayabilir.

Evrensel bir kurumun parçası olmak, insanlığın büyük bölümünün hala kendini bir ulus devletin parçası olarak tanımladığı dünyamızda, en önemli meşruiyet kaynaklarından birini oluşturuyor. Bundan ötürü, BM, dünyanın dört bir yanındaki “çok taraflılık” girişimlerinin merkezi olmaya her koşulda devam etmelidir. Örneğin, G20 toplantılarında, dünya nüfusunun ve gayri safi yurt içi hasıla toplamının yüzde 80’i temsil edilse de ülkelerin geri kalan büyük bölümü kapsam dışında bırakılıyor.

Aynı zamanda; geniş temsile ulaşmak adına yerel yönetimlerden, belediyelerden, sivil toplumdan ve özel sektörden temsilcileri düzeli olarak bir araya getiren BM, çok katmanlı ve çok kanallı bir küresel yönetişim anlayışı benimsemesi nedeniyle geniş bir etki alanına sahip. Bunun yanında, BM, 75. yıldönümüne hazırlık süresince “BM75 Diyalogları” adı altında, dünyanın dört bir yanından insanların katılımıyla gelmiş geçmiş en büyük açık tartışma ortamını düzenledi. 

Son olarak, içinde birçok farklı alanda uzmanlaşmış kuruluşları barındıran ve bu uzmanlıkları -kaynaklar yettiği ve yasalar izin verdiği müddetçe- dünyanın dört bir yanında etkin biçimde kullanan BM’nin yalnızca tek bir kuruluştan oluşmadığını unutmamak gerekiyor. Hatta BM, özerk bir biçimde hareket etseler de Dünya Bankası’na ve IMF’ye de ev sahipliği yapıyor.

Bütün bu sebeplerden ötürü, yenilenmiş bir küresel çok taraflılığı BM olmadan tasavvur etmek söz konusu değildir. COVID-19 krizi ve yakında yeni krizlerle karşılaşacağımıza dair her geçen gün artan uyarılar, 2021’in ilk yarısında yeni bir BM rüzgârı estirmeye yetmelidir.  

BM Genel Sekreteri António Guterres; kapsamlı, cesur ve iddialı tavsiyeler içeren bir rapor sunarak bunun gerçekleşmesine yardımcı olabilir. Vakit, mevcut koşulları öylesine kabullenme vakti değildir. Bu rapor, örnek vermek gerekirse, günümüz gerçekleriyle bağdaşmayan ve adaleti sağlama konusunda çağdışı kalan BM Güvenlik Konseyi’ni ıslah edecek yaratıcı öneriler içermelidir. Bu önerilerden biri, bir gruptaki ülke sayısın yanında bu ülkelerin nüfus büyüklüklerini de hesaba katan çifte çoğunluk sistemini veyahut ağırlıklı oy prensibini yürürlüğe koymak olacaktır.

Gelecek raporun yalnızca belli bölümleri desteklense bile bu rapor, hem demokratik enternasyonalizm için bir gelecek vizyonu hem de zamanla yapılacak reformlar için bir model oluşturabilir. Bu vizyon; BM’nin, Müttefiklerin sürekli çatışmadan beslenen bir ideolojiye karşı kazandığı zaferi somutlaştırarak ortaya koyduğu 1945 vizyonuna benzemelidir. İdeolojik zaferler asla eksiksiz biçimde kazanılamaz. Tarihçi Robert Kagan’ın ifadesiyle, bir orman her zaman yeniden büyüyebilir.

Gerçekten iddialı bir gelecek vizyonu, kısa sürede ulaşılabilecek bir hedefe kıyasla daima daha ilham vericidir. Bu vizyon kısmen başarılı olsa bile; rekabetin, üzerinde mutabık kalınmış kurallar çerçevesinde gerçekleştiği ve iş birliğinin çatışmadan üstün geldiği bir dünya inşa etmeye yardımcı olabilir.

Fotoğraf: Mat Reding