*Bu yazının orijinaline buradan ulaşabilirsiniz.

Türkiye’nin yakın zamanda Polonya ve Ukrayna’ya silahlı hava aracı satması ve diğer Doğu Avrupa ülkelerinin ilgisi nedeniyle çok sayıda analist Ankara’nın, Rusya’yı dizginlemek için silah satışını kullandığını öne sürdü. Durum esasen böyle değil. Moskova, Türkiye’nin insansız hava aracı filosunun amiral gemisi Bayraktar TB2’yi inceledikten sonra aracın, elektronik sinyal karıştırma (jamming) teknolojisi kullanan, çok katmanlı bir hava savunma sistemine sahip yüksek donanımlı düşmanlar için bir tehdit teşkil etmediğine karar verdi. Varılan bu bariz sonuca rağmen Türk hükümetinin, insansız hava aracının yerleşik kameralarını, sistemin antika Sovyet hava savunma sistemlerini ve kara muharebe araçlarını yok ettiği görüntüleri hızla ve yenilikçi bir anlayışla yaymada kullanması sayesinde TB2 kendisine pek çok hayran buldu.

TB2’nin imha görüntülerini içeren videoları birbirine ekleyen ve söz konusu videoların yanı sıra belirli görüntüleri de yarı resmî sosyal medya hesaplarından paylaşan Türkiye, insansız hava araçlarının sosyal medya çağına uygun kullanımına öncülük ediyor. Videolar Türkiye’nin insansız hava araçlarının etkinliğine ve savaş meydanındaki hünerlerine ilişkin anlatıları şekillendirirken muharebenin geleceğine ilişkin görüşleri kuvvetlendiriyor. Savaş propagandasının bu yenilikçi kullanım şekli, Türkiye’nin içinde bulunduğu güncel çatışmalardan çıkarılacak en büyük ders niteliğinde ve muhtemelen ileride diğer insansız hava aracı kullanıcıları tarafından taklit edilecek. Bir insansız hava aracının sensörünün istihbarat, gözetleme, keşif ve savaş propagandası için kullanılması tamamen yeni bir yöntem değil ancak Türkiye bunu yepyeni boyutlara taşıyarak ülkelerin nasıl stratejik etki yaratabileceklerini ve silah satışına uluslararası ilgi toplayabileceklerini ortaya koydu.

Türkiye’nin insansız hava araçlarının başarısına ilişkin olarak, ulusal güvenlik elitleri arasında Türk Silahlı Kuvvetlerinin geleceğine ve Ankara’nın geleneksel Batılı müttefikleriyle ne tür bir işbirliği içinde olması gerektiğine ilişkin algıyı şekillendirebilecek bir anlatı etkin olmaya başladı. TB2’nin savaşta kullanımına eşlik eden başarılı propaganda kampanyası, ülkedeki, Türkiye’nin yoluna tek başına devam edebileceği şeklindeki inancı körükleyebilir ve Amerika ve Avrupa’nın büyük bölümünden kopuşun Türk dış politikası için faydalı olacağı şeklindeki anlatıyı destekleyebilir.

TB2 satışına uluslararası ilgi, Türk sanayii için zafer niteliğinde olsa da bu zaferler, Ankara’nın şu anda içinde bulunduğu savaşlardaki tutarlı bir siyasi-askerî stratejiden bağımsız nitelikte. TB2, Türk istihbarat, gözetleme ve keşif platformlarının dengeyi müttefik kara kuvvetleri lehine değiştirebilecekleri küçük, düzensiz savaşlar için uygun. Libya ve Dağlık Karabağ’da durum buydu. Suriye’de ise TB2 Suriye rejim ekipmanının önemli bir kısmını yok etse de Türkiye’nin insansız hava araçları Rus hava-uzay araçlarını alt etmeyi başaramadı. Eski hava savunma sistemleri hem Suriye hem Libya’da TB2’yi epey yıprattı ancak insansız hava aracının düşük maliyeti sayesinde Türkiye yüksek operasyonel tempoyu koruyabildi. Yine de söz konusu insansız hava araçlarının yerden ateş zafiyetleri olduğu ortaya çıktığı için Rus planlamacılar bu araçların modern hava savunmasıyla bertaraf edilebileceği sonucuna vardılar; dolayısıyla, Rus güvenlik elitleri, Türk insansız hava araçlarının Doğu Avrupa’da yayılması noktasında kaygılı değiller.

Bu anlamda, Türkiye’nin insansız hava aracı savaşlarından çıkarılacak ders, Amerikalı ve Rus analistlerin uzun zaman önce öğrendikleri bir ders: Ucuz ve kullanımı kolay bir platformun, düşmanın hava savunması kabiliyetlerinin düşük olduğu çatışmalarda kara kuvvetlerine destek vermede sunacağı faydalar vardır. Ancak TB2 gibi insansız hava araçlarının, denklerin çatışmalarından sağ çıkmaları mümkün değildir. ABD adına daha önemli olan ders ise propagandanın çatışmaya ilişkin anlatıları nasıl şekillendirebileceği ve insansız hava araçlarından çekilmiş yüksek çözünürlüklü videoların sosyal medya jenerasyonunun savaş anlayışına nasıl yön verebileceği.

Milliyetçi Anlatı: Bağımsız Türk Savunması

TB2’nin bölgesel çatışmalarda kullanımı, Ankara’nın Rus yapımı S-400 hava ve füze savunma sistemini satın almasının ardından Washington’la savunma ilişkilerinde ciddi bir açmaza girilmesiyle aynı zamana denk geldi. Söz konusu satın alma nedeniyle Türkiye, Ankara’nın milyarlarca dolarlık yatırım yaptığı, Türk Hava Kuvvetlerinin ve deniz havacılığının belkemiğini oluşturması beklenen F-35 programından çıkarıldı. Satın almanın bir diğer sonucu, ABD’nin, Amerika’nın Düşmanlarına Yaptırımlarla Karşı Koyma Yasası’nın ihlal edildiği gerekçesiyle yaptırımlar getirmesi ve Türkiye’nin Ekim 2019’da Suriye’nin kuzeyindeki Amerika kontrolündeki toprakları işgal etmesine karşılık olarak Kongre’nin fiili silah ambargosu oldu. Ankara, Washington’a bu konuda taviz vermeyeceğinin sinyallerini verdiği için çözüm şimdilik uzak bir ihtimal.

Söz konusu yaptırımlar silsilesinin, Türkiye’nin, ABD’ye bağımlılığını azaltmak için kendi silah sanayiine yatırım yapmaya devam etme kararlılığını pekiştireceği muhakkak. Bunun nedeni, Amerika’nın kontrollü unsurların son kullanıcı haklarını elinde bulundurması ki bu da yurtdışında üretilen belirli ürünler için Washington’ın, ismen “yerli ve milli” Türk ürünlerinin ihraç edilip edilemeyeceği noktasında söz sahibi olduğu anlamına geliyor. Türkiye’nin insansız hava aracı programının çıkış noktası da benzer kısıtlamalara dayanıyor. Türk Silahlı Kuvvetleri insansız hava araçlarını erken bir tarihte kullanmaya başladı. Türkiye, Gnat-750’yi CIA’den bile önce satın aldı. Ankara’nın bu insansız hava aracı kullanım tarihinin üstüne koyma isteği zaman içerisinde Amerika’nın ihracat kontrolüyle ve silahlı insansız hava aracı satışına ilişkin genel “inkar varsayımı”yla ters düştü. Türkiye’nin kendi insansız hava aracını üretme girişimleri Gnat-750’nin satın alınmasından neredeyse hemen sonra başladıysa da yerli ve millî girişimlerin ülkenin silah geliştirme çalışmalarının odak noktası haline gelmesi ancak Ankara’nın Amerikan sistemleri satın almaktan men edilmesinden sonra oldu.

Türk ordusu 1984 yılından beri Kürdistan İşçi Partisi’ne (PKK) karşı uzatmalı bir kontrgerilla mücadelesi içinde. PKK’nın kaleleri Irak, İran ve Türkiye’nin birleştiği üçlü sınırdaki dağlık alanda bulunuyor. Burada arazi koşulları zorlu ve toprakları elde tutmak güç; ayrıca, hedeflerin tespit edilmesi ve hava araçlarına hedefleri vurma görevi verilmesi arasındaki yavaşlık nedeniyle Ankara’nın hedef bulma ve sabitleme, ardından bölgeye mühimmat gönderme kabiliyeti aksıyordu. Gnat-750 keşif kabiliyetini geliştirme adına ilk girişimdi ancak silahlı insansız hava araçlarının düşük yoğunluklu misyonlardaki kıymetini ortaya koyan, Amerika’nın Irak ve Afganistan’daki -ardından bütün dünyadaki- deneyimleri oldu.

İnsansız Hava Araçları Moskova’yı Korkutmuyor: Ekstrapolasyon Tehlikesi

Türk hükümeti TB2’yi PKK operasyonlarında kullanmaya zaten niyetliydi ancak Ankara bu insansız hava aracını sınırlarının dışındaki çatışmalarda da kullandı. Hükümet, TB2’nin zırhlı araç ve hava savunma mevziilerinin vurulması veya -Dağlık Karabağ savaşında Azerbaycan kuvvetlerine destek vermede son derece etkin kullanılan İsrail yapımı gezici mühimmat gibi- diğer silahlara destek olmak üzere istihbarat sağlanması amacıyla kullanıldığı, “kullanıma hazır” bir müdahale modeli geliştirdi. Model, Libya’da Trablus’un rakip Türk destekli olmayan milislere düşmesini engelleyen Türkiye destekli karşı taarruzu mümkün kılarken Azerbaycan ordusunun, Ermenistan kontrolündeki Dağlık Karabağ’ın büyük bölümünün kontrolünü ele almasını sağladı (gerçi insansız hava araçları bu çatışmada kritik bir rol oynasalar da gezici mühimmatın oynadığı rolün gerisinde kaldılar). Türk ordusu Suriye’de TB2’yi, M4 otoyolunu çevreleyen Suriye rejim hedeflerini vurmak için kullanıp zırhlı araçları ve kısa menzilli, mobil Pantsir S-1 füze mevziilerini hedef aldı. Türk hükümeti kısa süre içinde bu görüntülerin gizliliğini kaldırıp operasyona ilişkin algıyı şekillendirmek için sosyal medyada amaca yönelik hesaplardan paylaşım yapmaya başladı. Bazı çevreler bu etkili propaganda nedeniyle TB2’nin çatışmaları Türkiye’nin istediği gibi sonlandırmada etkin bir araç olduğu ve Ankara’nın büyük güç statüsüne yükselişini sembolize ettiği iddiasını ortaya attılar.

Gerçekte ise Türkiye’nin Libya ve Suriye’deki angajmanlarının sonuçları -Türkiye’nin güç kullanımından bağımsız olarak- karışık oldu. Türkiye örneğin Libya’da çatışmanın önemli bir dış aktörü olarak önce çıksa da Rus güçleri 2020 yılında uçaklar ve Wagner Grubu’nun paralı askerleriyle müdahale ettiğinde Türk destekli taarruz sona erdi ve görüşmeler başladı. Rusya Federasyonu, Libya’ya uçak gönderdiğini resmî olarak reddetse de bu bariz konuşlandırma, Rusya’nın kendi denizaşırı operasyon şablonunun küçültülmüş bir versiyonuydu: Rus ordusuyla bağlantılı, askerleri yüklenicinin temin ettiği bir operasyon. Rusya’nın -ve Türkiye’nin- şablonu ülke dışında güç gösterisi yapmak ve ülke sınırlarından uzaktaki açık uçlu bir hava mücadelesinin lojistik yükünü azaltmak için küçültülmüş, karma bir hava alayı kullanmak şeklinde.

Türkiye örneğinde ülke, neredeyse aralıksız silahlı uçuşu sürdürülebilmek için Suriye sınırındaki havaalanlarını kullanabildi. Ankara haliyle kendi topraklarının Rusya veya Suriye’den saldırıya uğramayacağını varsayıyor, dolayısıyla insansız hava araçlarını kendi topraklarında taciz edilmeden uçurabiliyor. 2017 yılında İdlib’de varılan bir anlaşma Rus ve Türk ordularını birbirlerinden korumayı başarmış gibi gözüküyor. Statüko 2019 yılının sonlarında, Suriye rejimi M4 ve M5 otoyollarının kontrolünü geri almak üzere başarıyla sonuçlanan bir mücadeleye giriştiğinde bozuldu. Rejim taarruzu Türk karakollarını çevreleyince Ankara muhalif güçlere omuzdan atılan füzeler temin etmişti. Söz konusu füzelerin Rus ve rejim uçaklarına karşı kullanılması misilleme niteliğinde hava saldırılarına neden olmuş, bu saldırılardan birinde bir Rus bombardıman uçağının saldırısı sonucu 34 Türk askeri hayatını kaybetmişti. Ankara hükümeti bu olay üzerine TB2’yi rejim hedeflerini vurmak ve M4 ve M5 otoyollarının kesişimindeki Serakıb kasabasını savunmaya çalışmak üzere kullanmaya karar vermişti. Serakıb’ın rejim güçlerinin eline geçmesi ve Moskova’nın, Ankara’nın baştaki taleplerinden hiçbirini yerine getirmeyen ancak rejimin taarruzlarına son veren yeni bir ateşkes hattını kabul etmesiyle Türkiye’nin baskısı başarısız olmuştu.

Türk güçleri TB2’yi Suriye rejimi ekipmanının yok edilmesinde başarıyla kullanıp rejim adına maliyetleri yükseltirken bitkin düşmüş ve deneyimsiz rejim güçlerini arka arkaya vurdular. Bu çatışma esnasında çatallı bir hedef belirleme süreci ortaya çıktı. Bir Rus uçağının Türk karakolunu hedef aldığı olay haricinde Rus ve Türk güçleri birbirlerini hedef almadılar. Bunun yerine, Türk TB2’leri Suriye rejim güçlerini vururken Ruslar da rejim güçlerinin, Türklerin ateşi yoğunlaştırdığı bölgelerde kuşatılmamaları için hava gücünü kullandılar. Bu strateji sayesinde iki dış aktör de hamilik yaptıkları güçleri desteklemeye devam ederken gerilimi kontrol altında tutmak ve gerekirse çatışmayı durdurmak için birbirleriyle müzakerelerde bulunabildiler. Rusların hedefi Suriye silahlı kuvvetlerini -taarruz operasyonları yalnızca Rus kolaylaştırıcılar ve hava gücü tarafından desteklenecek şekilde- Suriye’deki savaşın ön saflarına itmekti.

Gelecek için Dersler

TB2’nin yüksek donanımlı bir düşmanla çatışma için uygun olmadığı açık ancak Türkiye’nin bu insansız hava aracını kullanım şekli, orta ölçekli güçlerin bile yıpratma savaşlarında düşük maliyetli silahlar kullanabileceklerini gösteriyor. 11 Eylül sonrası savaşlarda hassas mühimmat ve istihbarata, gözetlemeye ve keşfe ne kadar bel bağladığı düşünüldüğünde bu ders, ABD’nin çoktan benimsemiş olması gereken bir ders.

TB2’nin Libya’da kullanılması aynı zamanda orta ölçekte güçlü ülkelerin, operasyonlarını destekleyecek propagandayı pekiştirmek için insansız hava aracı kullanabileceklerini ve hava operasyonlarının maliyetini yükseltecek bir lojistik unsur olmadan denizaşırı türü ucuz operasyonlar yürütebileceklerini gösterdi. Türk ordusu Libya’da yerden ateşlenen füzeler nedeniyle görece yüksek oranda yıpransa da insansız hava araçlarını konuşlandırabildi ve silahlı bir şekilde uçmaya devam etmelerini sağlayabildi. Türkiye’nin müdahale yöntemi diğer orta ölçekli güçler için çekici olma potansiyeli taşıyor. TB2 gibi ucuz bir insansız hava aracı, operatörün çok sayıda birlik konuşlandırmasına gerek kalmaksızın dengelerin müttefik bir bölgesel aktör lehine değişmesini sağlayabilir. Bu birlikler -ABD’nin Irak ve Suriye’deki yakın tarihli çatışmalarının alametifarikasında olduğu gibi- görece güvenli tesislere yerleştirilerek zayiat riski azaltılabilir.

Bu çatışmalarda hayatını kaybeden güçlerin çoğunun yerel vekiller niteliğinde olmaları politika yapıcıları siyasi tepkilerden koruyor. Hedefi vurma videolarının gizliliğinin derhal kaldırılması da politika yapıcıların “bayrağımız altında toplanma” etkisinin “ekmeğini yemesini” ve savaşın etkinliğine ilişkin ülke içindeki ve uluslararası anlatıları şekillendirmelerini mümkün kılıyor. Bu videolar savaş alanında hayatını kaybeden yerel halktan çok sayıda insanı hasır altı ederken politika yapıcıları eleştirilere karşı koruyor. İdlib örneğine bakalım: TB2 çok sayıda rejim zırhlısını ortadan kaldırdı ve Pantsir-1 hava savunma sistemlerinden bazılarını yok etmeyi başardı. Yine de Türkiye, ortaya koyduğu siyasi amaçlara -rejimin ele geçirdiği toprakların geri alınması ve 2017 ateşkes hattına dönüş- denk düşmeyen bir sonuca razı gelmek zorunda kaldı. Ankara bu amaçlara ulaşmak yerine taarruzu durdurmayı başardıysa da muhaliflerin kayıplarını azaltmayı başaramadı. Bu, Türkiye için kuşkusuz karma bir sonuç oldu ancak çevrimiçi propaganda, kesin zafer düşüncesini kuvvetlendirdi. Bu anlatı da Ankara’nın, Rusya’yı insansız hava araçlarıyla “çepeçevre sararak” bir miktar askerî avantaj kazandığı şeklindeki internet sohbetlerini de besliyor.

TB2, “cılız” denizaşırı operasyonların önündeki engellerin küçüldüğü sinyalini veriyor. ABD orta ölçekli güçlerin artık ülkeleri dışında güçlerini nasıl gösterdikleri ve anlatıyı nasıl kolayca ve doğrudan şekillendirdiklerine ilişkin varsayımlarını güncellemekle akıllılık edecektir. Bu ders, küçük bir insansız hava aracının büyük bir güce tehdit oluşturma kabiliyetiyle devrim niteliğinde bir “oyun değiştirici” olduğunu düşünmekten çok daha kritik.

TB2 hikayesi Türkiye’de gücünü korumaya devam ediyor. Hikayeye göre, Ankara, ABD’nin kendisine silah temin etmeyi reddetmesinin üstünden yerli ve millî bir çözümle gelmeyi başardı; bu yerli ve millî çözüm de şu anda en gelişmiş muharebe unsurları arasında yer alıyor. Bu, siyaseten faydalı bir anlatı ve Ankara F-35 programından çıkarıldığı için bundan sonra Türkiye’nin yerli ve millî savaş jeti çalışmalarının da çerçevesini belirlemesi muhtemel. Ancak, TB2 hikayesi eksik bir hikaye ve internetteki coşkuya rağmen analistlerin, bu platformun modern bir düşman karşısında nasıl performans sergileyeceği veya nasıl kullanılacağı noktasında henüz pek fazla şey bilmediklerini belirtmek kritik önem taşıyor. Gelecekte insansız uçakların sayısının daha fazla olacağı kesin ancak bugün itibarıyla bu sistemlerin modern bir hava kuvvetinin yerini almaları mümkün değil. TB2’nin başarısı su götürmez ancak, bu insansız hava aracının sensörlerinin propaganda amacıyla akılcı ve yenilikçi şekilde kullanılması sayesinde bu başarıların hacmi artırıldı. Geleceğin operatörleri, silahlı müdahalenin siyasi maliyetini düşürmek ve Twitter’da tartışma kovalamaya meftun çevrimiçi hayranların savaş algısını şekillendirmek için kendi “cılız” denizaşırı şablonlarını geliştirerek ve bilgi operasyonlarını eşleştirerek bu yaklaşımı taklit edebilirler.