*Yazının orijinaline buradan ulaşabilirsiniz.

Liberteryenizm artık özellikle finans ve yönetim söz konusu olduğunda politikaya daha az, projelere daha çok odaklanıyor.

Bir seneyi biraz aşkın bir süre önce bütün ömrü boyunca “liberteryen” (tırnak işaretleri çok gerekli) olan biri, bu hareketi etraflıca ölçüp biçti ve “içinin neredeyse boşaltıldığını” duyurdu. “Bir kere bu hareket”, diye yazdı, “en önemlisi iklim değişikliği olmak üzere bir dizi kallavi sorunu çözebilecek, hatta bu sorunlara dair bir şeyler söyleyebilecek gibi durmuyor.” Ayrıca, internet kültürü “akıllı ve meraklı” kimseleri eklektik görüşler aramaya ve sentezlemeye teşvik ediyor, “liberteryenizmin bayrak sallayanı”nı demode kılıyordu.

Liberteryenizmin halefi, yazarın “Devlet Kapasitesi Liberteryenizmi” adını verdiği, hem piyasaların gücünü hem de yönetim ihtiyacını teslim eden bir ideolojiydi. Makaleden alıntılayacak olursak: “Güçlü devletler kapitalizmin ve piyasaların muhafazası ve geliştirilmesi için halen gerekli.”

İşe bakın ki (spoiler geliyor) ben bu yazarı tanıyorum: Ben. Warp Speed Operasyonu’nun Amerika’yı pandemiden kurtarmada taşıdığı önem düşünüldüğünde yazdıklarımdan memnunum. Ancak liberteryenlerin hepsi yaklaşımımı beğenmedi, özellikle de “devlet kapasitesi liberteryenizmi”nin “devlet kapasitesi” kısmını.

Diyecek bir şey yok! Hem geçen sene yaşananlar hesaba katıldığında şu soru yeniden sorulmayı hak ediyor: Liberteryen olmak şimdi ne anlama geliyor? Bana göre liberteryenizmin daha saf türleri siyaset meselelerine ilişkin belirli politika duruşlarından bir dizi yepyeni siyasal dünya inşa etme projesine evriliyor.

Bu yolu anlamak için biraz tarih gerekli. 1970’lerin Amerikan tarzı liberalizmi pek çok işe yarar (ve bana göre doğru) politika tavsiyesi içeren yepyeni bir hareketti. Liberteryenler diğer meselelerin yanı sıra yüksek enflasyondan, aşırı yüksek marjinal vergi oranlarından, havayolu denetimlerinden, aşırı korumacılıktan ve (özellikle Birleşik Krallık’ta) işçi sendikasının ayrıcalığından şikayetçiydi.

İyi haber şu ki bu savaşların çoğu kazanıldı – en azından kısmen. Liberteryen görüşler ana akıma kayda değer oranda etki ettiler. Bu başarıldığında söz konusu meselelerin liberteryenler için önemli meseleler olmaktan çıkmış olması işin paradoksal kısmıdır.

Merkezî planlamaya ve komünizme ilkeli muhalefet liberteryenler için bir diğer tanımlayıcı duruştu. Ancak, gerçek dünya bize komünist rejimlerin çoğunu dağıtmak ve Çin’i nihayet önemli ve büyümeyi hızlandıracak piyasa reformlarına sevk etmek şeklinde muazzam bir iyilik yaptı.

Liberteryenler hükümetin sağlık hizmetlerine geniş kapsamlı dahiliyetinin ve dahi sosyal refah devletinin eleştirisi gibi başka düşünceleri de savundular. Bu düşünceler hiçbir yere gitmiş değil. Pek çok ülke reformlarla piyasa odaklı istikametlere yönelmiş olsa da sosyal refah devletlerini ortadan kaldırmadı.

Bilhassa ABD hem on sene önceki Hesaplı Sağlık Hizmetleri Yasası’nda hem de geçen senenin CARES Yasası’nda bu alanlarda daha geniş kapsamlı dahiliyet yolunu tuttu. İkisi de bir zamanlar başarılı reformlar hayata geçiren Şili ve Singapur gibi ülkeler toplumsal refah programlarına daha fazla bel bağlar oldular.

Liberteryenizmin geçmişteki örneklemeleri hareketin savaş karşıtı köklerine vurgu yapmıştır. Yarım asır önce liberteryenizm, enerjisini ve ilhamını Amerikan devletinin muazzam bir şer gücü haline gelebileceğini insanlara her gün hatırlatan Vietnam Savaşı’ndaki başarısızlıktan devşiriyordu. Ancak şimdilerle arkasına halkın desteğini alamayan savaşların harladığı öfke bile uzun ömürlü olmuyor. Hâlihazırda tatbik edilen sık aralıklı drone saldırıları taktiği pekala çok büyük bir hata olabilir ama Amerikan halkı buna kolay kolay öfkelenmiyor.

Daha yakın zamanda Amerikan Ekonomik Araştırma Enstitüsü, direnişi -tam kapanmalara direniş- liberteryen hareketin merkezî bir unsuru haline getirmeye çalıştı. Ancak Büyük Barrington Deklarasyonu ölümcül derecede hatalıydı. Daha da önemlisi, aşılanma oranları arttığından tam kapanmayla ilişkili çoğu mesele muhtemelen ortadan kalkacak.

Liberteryen hareketin, halkın, hükümetin aşırı müdahalelerine karşıt olmasını -veya hatta bunlara ilgi göstermesini- sağlayamaması geçici bir yenilgiden fazlası. Bu başarısızlık yapısal bir değişim ortaya çıkardı: Liberteryenler enerjilerini mevcut sistemlerin başarısızlıklarını vurgulamak yerine artık tamamen yeni sistemlerin ihtimallerine odaklıyorlar. Liberteryen çevrelerdeki entelektüel çabaların büyük bölümü iki spesifik düşünceye yoğunlaşıyor: İmtiyazlı şehirler (charter cities) ve kripto para.

Çok yakın zamanda Honduras’ta ekonomik patlama yaratmak üzere tasarlanan, kendi yasa ve tüzükleri olan bir “imtiyazlı şehir” hayata geçirildi. Girişimciler dünyanın farklı yerlerinde genellikle müesses siyasi birimler dahilinde yerleşim bölgeleri olarak bu türden şehirler tesis etmeyi hedefliyorlar. Beklenti, bu şehirlerin her bakımdan liberteryen doktrini yansıtmaları değil, nasıl ki Hong Kong, Mao dönemi Çin’inden çok daha iyi sonuçlara ulaştıysa hâkim yönetimin daha gelişmiş bir versiyonunu ortaya koymaları.

İmtiyazlı şehir konseptinin daha ılımlı bir versiyonu yeni şehirler inşa etmekten ziyade imar ve inşaat regülasyonlarını kaldırarak şehirlerin çok daha geniş kapsamlı gelişmesini hedefleyen YIMBY (“Yes In My Backyard”) hareketi.

Enerjik gençlerin yeteneklerini vakfettikleri bir diğer alan ise kripto para. Bitcoin çok ilgi görüyor ama statik bir sistem. Başında Vitalik Buterin’in olduğu Ethereum projesi daha iddialı. Blockchain’e dayalı yeni ekonomiler için yeni bir para birimi, hukuk sistemi ve protokoller dizisi geliştirmeyi amaçlıyor.

Bitcoin’in aksine Ethereum piyasa taleplerine daha iyi uyacak şekilde yönetilebilir. Tahmin piyasalarının yaygın olduğu, mikro ödemelerin kolayca yapıldığı, kendi kendini ifa eden akıllı sözleşmelerin iş yapmanın normal bir unsuru olduğu, müşterilerin kendi verilerine sahip olup blockchain’lerde bu verilerin ticaretini yaptıkları ve sosyal medyanın adem-i merkeziyetleştirildiği ve “cancellanamayacağınız” bir gelecek hayal edin. Bizzat bankacılık ve finansın temelleri bile bu yeni âleme geçiş yapabilir.

Bu gelişmelerle uyumlu olarak, liberteryenizmin şimdiki en etkili isimlerinin kuvvetli bir “icraatçı” arkaplanı var. Muhtemelen hiçbiri resmen liberteryen sayılamayacak olsalar da bu isimler arasında Elon Musk, Peter Thiel, Buterin ve Balaji Srinivasan yer alıyor. Bu isimlerin hepsinin Amerika dışında güçlü kökleri bulunuyor ki bu onları Amerikan liberteryenlerini oldukça uzun bir süre meşgul eden politika tartışmalarından kurtarmış olabilir.

Bütün bunlara rağmen bu hareketlerin başarıya ulaşacakları hiç de kesin değil. Egemenliklerinin bir kısmını imtiyazlı şehirlere verecek hükümetlerin sayısı çok olacak mı ve bu yeni siyasal birimler güvenirliklerini ve dürüstlüklerini muhafaza edecekler mi? Müşteriler Ethereum temelli ticari ekosistemin ürünleri için sürdürülebilir ve genel kabul gören kullanım alanları bulabilecekler mi yoksa blockchain’lerin fazla hantal oldukları mı ortaya çıkacak?

İşin özü şu ki liberteryenizmin yeni versiyonları harekete geçmenin mümkün olduğu yerlerde harekete geçmeyi amaçlıyor. Vizyonu daraltmak yerine genişletiyorlar. Bu vizyonlar muhtemelen iklim değişikliğine dur demeye yetmeyecekler ama yine de insanların günlük hayatlarını değiştirebilirler.

Yeni liberteryenizmin en radikal türü bu iki vizyonu harmanlıyor. Bir dizi otonom, rekabet halindeki şehrin eski ulus-devletlerin yerini aldığını düşünün. Bu şehirler kripto kurumlar üzerine inşa edilmişler, kaynakların kamulaştırılmasına bel bağlayamıyorlar ve 20. yüzyılın ortasıyla sonlarının büyük, merkezileştirilmiş hükümetlerinden ziyade start-up’lara benziyorlar.

Bugünlerde liberteryenizmin sonunun geldiğini iddia etmek moda. Ancak liberteryenizm bunun yerine gözlerimizin önünde kendini baştan icat etti: Politikalara daha az, projelere daha çok odaklanıyor. Bu anlamda liberteryenizm, Pilgrimleri ve mevcut Batı dünyasını inşa etmeye yardımcı olan eskilerin ideolojik güdümlü bir dizi projesini akla getiriyor.

Fotoğraf: Jon Tyson