Kötü ekonomi, kötü siyasetten doğabilir veya kötü siyaseti doğurabilir. Fakat esas mesele, kötü ekonomi ve kötü siyasetin ne olduğudur. Bu açıkça ve doğru şekilde tanımlanmadığı sürece kötü bir durum daha da berbat edilebilir ve iyi bir durum kötü bir duruma dönüştürülebilir. Dolayısıyla bu noktaların aydınlatılması, özgür ve müreffeh bir topluma ulaşmada kritiktir.

İngiliz ekonomist Robert Skidelsky yanıtı bildiğinden emin. Skidelsky, yakın tarihli “Good Politics, Bad Economics” [İyi Politika, Kötü Ekonomi] makalesinde kötü ekonomi ve kötü siyasetin klasik liberal anlayışa benzer şekilde serbest piyasa ve sınırlı yönetim olduğunu ifade ediyor. Peki, Skidelsky, bu türden ekonomi ve siyasetin, topluma etkileri bakımından “kötü” olduklarını nereden biliyor? Skidelsky’e göre 2008-2009 ekonomik krizinin nedeni dizginlenmeyen mali piyasalar ile çöküş 2009-2010’da iyice kendini göstermeye başladığında “dokunmak yok” [Bahsedilen şey devletin ekonomik faaliyetlerden elini çekmesi, laissez faire. e.n.] olarak ifade edebileceğimiz ekonomi politikalarıydı.

Skidelsky’e göre iyi politika ve iyi ekonomi, toplumdaki birçok bireyin, değişen ve belirsiz bir dünyada sosyal güvenlik ve iş güvencelerine ilişkin kaygılarına açıklık ve hassasiyetle yaklaşmayı kapsar. Bir de Adam Smith’in engellenmeyen serbest piyasadaki görünmez eli uzun vadede düşünüldüğünde yeterince iyidir fakat, Skidelsky bunların kısa vadede “aynı zamanda son derece yıkıcı ve düzenli olarak bozulmaya eğilimli” olduklarını söylüyor.

Skidelsky: İyi Ekonomistler Olarak Popülist Demagoglar

Bu türden Smithçi serbest piyasa politikalarının benimsenmesi, sivil özgürlükler ve kişisel hürriyeti kısıtlama gayretiyle illiberal siyasal politikalar tesis eden Macar Victor Orban gibi “popülist” demagoglara davetiye çıkarır. Fakat Skidelsky’e göre öte yandan Orban’ın kendisini affettirecek, “sağlam Keynesyen zeminde” temellenen bir dizi iyi mali politikası var.

Bu, John Maynard Keynes’in (1883-1946) kitabı The General Theory of Employment, Interest, and Money’nin [İstihdam, Faiz ve Paranın Genel Teorisi (1936)] Almanca çevirisine yazdığı “Bu kitabın temin etme iddiasında bulunduğu, bir bütün olarak output [çıktı] kuramı; serbest rekabet ve büyük ölçüde laissez-faire’in söz konusu olduğu koşullardan ziyade, totaliteryen devlet koşullarına çok daha kolay uyumludur” şeklindeki kötü şöhretli önsözü hatırlatıyor.

1936 yılında, akademide Keynes’in kitabının hükûmetin ekonomi politikasına ilişkin rehber olarak gösterilebileceğini iddia edecek ekonomistlerin -diğer hepsi Hitler’in Nasyonal Sosyalist rejimi tarafından çoktan üniversiteler ve ilişkili görevlerinden alındıklarından- Nazi ekonomistler olduğunu hatırlamakta yarar var.

Entelektüel akıl hocasının izinden giden (Keynes’in muteber bir üç ciltlik biyografisinin yazarı olan) Skidelsky, Orban’ınkiler gibi illiberal milliyetçi rejimlerin “sosyal koruma politikaları izlemesini” çok daha kolay bulduğuna işaret ediyor. Neden mi? Çünkü politik olarak liberal bir sistemde mümkün olan direniş veya kamu eleştirisi olmaksızın bu tür politikaları topluma dayatmak için hükümet kontrolünün ağır elini kullanabilirler.

Hükûmet Ne Kadar Büyükse Keynesyenler İçin O Kadar İyi

Hükûmetin bir ülkedeki ekonomik faaliyetlerdeki mali mevcudiyeti ne kadar cüzi olursa “aktivist” hükûmet harcamaları politikalarının etkisi de o kadar az olma eğilimindedir çünkü, hükûmet harcamaları ve vergilendirme zaten daha en başta görece az olacaktır. Örneğin, hükûmet vergilendirmesi ve harcamalarının yalnızca yüzde biri (veya 10 milyar doları) temsil ettiği 1 trilyon dolarlık bir ekonomi söz konusuysa, hükûmet harcamalarında bütçe açığı şeklinde yüzde 20’lik bir artış, yalnızca fazladan iki milyar dolar demektir.

Fakat öte yandan bir trilyon dolarlık bir ekonomide hükûmet vergilendirmesi ve harcamaları sözgelimi yüzde 20 olursa, bu 200 milyar dolara denk gelir. Bu durumda hükûmet, harcamalarını açık kapama yoluyla yalnızca yüzde beş oranında artırırsa bu rakam 10 milyar dolar veya ilk örnektekinin beş katı olur.

Keynes’in ve Skidelsky’nin söylemek istediği, daha en başta -hükûmet harcamaları büyüklüğünün bir bütün olarak ekonominin bir yüzdesi dahil olmak üzere- hükûmetin bir ülkenin ekonomik faaliyetleri üzerindeki etkisi veya denetimi ne kadar fazla olursa, o hükûmetin yapacağı harcamalardaki herhangi bir artışın etkisinin de o kadar büyük olacağıdır. Hükûmet ne kadar büyükse, Keynesyen mali politikaların devreye alınması veya genişletilmesi de politika açısından o kadar önem kazanır.

Hakkını vermek gerekirse Keynes, Almanya’daki Nazi rejiminin ideolojisi veya politikalarına sempati duymuyordu ve Robert Skidelsky de Macaristan’daki Orban hükûmetinin siyasi ve kültürel politikalarından bir o kadar hoşnutsuz. Fakat Skidelsky, Orban’ınki gibi popülist, “sağcı” bir hükûmetin iktidara gelmesinin önlenmesinin veya bu ihtimalin düşürülmesinin en iyi yolunun, daha liberal ve demokratik bir hükûmetin ülkedeki ekonomik koşullar -bir hükûmetin olan biteni “düzeltme” ve yoluna koyma becerisinin büyüklüğü ve kapsamını kısıtlayan “kötü” serbest piyasa politikalarının etkisi nedeniyle- vatandaşların Orban türü bir lidere yüzlerini dönmelerine neden olacak kadar kötüleşmeden önce “iyi” Keynesyen ve diğer müdahaleci politikaları devreye alması olduğuna inanıyor.

Bastiat ve Hazlitt: İyi Ekonomistler Kısa Vadenin Ötesine Bakar

Fransız serbest piyasa ekonomisti Frederic Bastiat’ın (1801-1850) “What is Seen and What is Not Seen” [Görünen ve Görünmeyen] adındaki meşhur makalesindeki görüşlerini bir nebze modernleştiren gazeteci Henry Hazlitt (1894-1993) klasik eseri Economics in One Lesson’da [Tek Derste Ekonomi (1946)] “iyi” ve “kötü” ekonomist arasındaki kritik farkı açıklar:

“Kötü ekonomist, yalnızca hemen göze çarpanı görür; iyi ekonomist bunun ötesine de bakar. Kötü ekonomist, önerilen bir yolun yalnızca doğrudan sonuçlarını görür; iyi ekonomist daha uzun vadeli ve dolaylı sonuçlara da bakar. Kötü ekonomist yalnızca bir politikanın belirli bir grup üzerindeki etkisinin ne olduğuna veya ne olacağına bakar; iyi ekonomist bu politikanın bütün gruplar üzerindeki etkisinin ne olacağını da araştırır…

Bazı ekonomi politikalarının uzun vadeli sonuçları birkaç ay içinde kendini gösterebilir. Bazılarınınki yıllarca kendini göstermeyebilir. Bazıları ise onlarca yıl boyunca kendini göstermeyebilir. Fakat nasıl ki yumurta tavuğu, tohum çiçeği içinde barındırırsa, her durumda da politika uzun vadeli sonuçları içinde barındırır… Ekonomi sanatı herhangi bir eylem veya politikanın hemen görülebilen etkilerine değil, daha uzun vadeli etkilerine bakılmasıdır; yalnızca bir grup değil, bütün gruplar üzerindeki etkilerin izinin sürülmesidir.”

Robert Skidelsky’nin, Bastiat ve Hazlitt’in tanımına göre “kötü” bir ekonomist olduğunun ima edilmesiyle kişisel veya ahlaki bir hakarete niyet edilmemiştir. Bunun anlamı basitçe, şayet analist herhangi bir nedenden dolayı münhasıran veya öncelikli olarak bir hükûmet politikasının hemen görülebilen veya daha kısa vadeli etkilerine odaklanıp, bir politikanın sonuçlarının neler olabileceğine ilişkin uzun vadeli bakış açısı benimsendiğinde bu türden politikaların ortaya çıkarması muhtemel veya olası etkileri görmezden geliyor veya olduğundan daha az önemli görüyorsa, ortada “kötü ekonomi” olduğudur.

Bunun nedeni, eski vecizede de dendiği gibi, “cehenneme giden yolun iyi niyet taşlarıyla döşeli olması”dır. Öne sürdüğü argümandan hareketle, Skidelsky’nin “iyi” veya iyi niyetli bir hükûmet “kötü” ekonomi politikaları izlerse bu durumun, bir otoriteryen veya popülist demagogun -bazılarını, azaltılmış veya kaybedilmiş siyasi ve sivil özgürlükler pahasına başarıyla gerçekleştirebileceği- “iyi” müdahaleci politikalar vaat etmesini mümkün kılacak siyasi koşulları yaratacağından endişe duyduğu açıktır.

Fakat “iyi” teşhisini koyabilmek için (toplumsal) marazın nedeni ve doğasına ilişkin doğru hükme sahip olmak gerekir. Aksi takdirde maraz daha da kötü hale getirilebilir veya en iyi ihtimalle ıslah gecikebilir veya durum başka türlü olsa gerekeceğinden fazla uzayabilir.

2008-2009 Krizinin Sebebi Kısa Vadeli Politikalardı

Skidelsky’nin Birleşik Devletler ve diğer çoğu Batı ülkesinde hâkim olan ekonomik sistem olarak yorumladığı şeyin klasik liberallerin “serbest piyasa” tanımlarıyla pek ilgisi yok. Mali piyasalar şimdiye dek hükûmetin düzenleyici kuruluşlarınca sıkı sıkıya düzenlenmiştir ve düzenlenmeye devam etmektedir. Para ve kredi yaratılması ile borçlanıcılardan alınan faiz oranları gerçekte piyasa temelli değildir. Bankacılık sistemleri içindeki üye bankaların tâbi oldukları düzenleyici kuralları ve kredi yaratma kurallarını merkez bankaları belirler.

2008-2009 ekonomik krizini çıkaran hükûmetler ve merkez bankalarıdır. Amerikan Merkez Bankası yıllardır bankacılık sistemi içindeki ödünç verilebilir fonların miktarını yükseltmekteydi ve tüketici fiyat endeksine istinaden ölçülen fiyat enflasyonuna uyarlandıklarında bazı reel faiz oranları negatifti. [Bkz. “Interest Rates Need to Tell the Truth” (Faiz Oranları Doğruyu Söylemeli) başlıklı makalem.]

Başka şekilde ifade edilecek olursa, ödünç para, borçluların kredi dönemleri boyunca borç verenlere geri ödedikleri gerçek alım gücü bakımından bedava dağıtılıyordu. Bazı bankalar, bankacılık sistemi içindeki merkez bankası üretimi parayı def etmek için -bazı krediler için negatif faize denk bir uygulama getirmenin yanı sıra- Fanny Mae ve Freddie Mac gibi hükûmet kuruluşlarının krediler kötüye giderse -ki sonunda gitti- “hesabı ödeyeceği” vaadiyle krediye uygun olmayan konut alıcılarına kredi vermeye ikna edildi.

Toplumun Sıkıntılarının Sebebi Kötü Ekonomi ve Kısa Vadeli Politikalardır

Bu politikaların arkasındaki güdü neydi? Amerikan Merkez Bankası söz konusu olduğunda, 21. yüzyılın ilk yarısında fiyat deflasyonu eğilimi olabileceğinden duyulan korkuydu ki; Yönetim Kurulu, bunun parasal genişlemenin bertaraf edilmesi suretiyle ne pahasına olursa olsun önlenmesi gerektiğine karar vermişti. Bu kararın uzun vadeli sonucu, 2008-2009 arası çöken, sürdürülebilirlikten uzak bir finans ve yatırım balonu oldu. [Bkz. “Don’t Fear ‘Deflation,’ Unless Caused by Government” (Sebebi Hükûmet Olmadığı Sürece ‘Deflasyon’dan Korkmayın” başlıklı makalem]

Konut piyasası söz konusu olduğunda Kongre üyeleri, hükûmetin Fannie Mae ve Freddie Mac gibi konut kredisi verme garantili kuruluşlarına, kendi evine sahip olma şeklindeki Amerikan rüyasına özellikle azınlık toplulukları arasından yeterince insanın erişemediği yönünde baskı yapıyordu. Bu nedenle kredi standartları düşürüldü veya neredeyse yok sayıldı. Bankalara endişe etmemeleri, gelir veya çalışma geçmişi veya ön ödeme bakımından alışılagelmiş kredi uygunluğu standartlarına uymayanlara konut kredisi vermeleri çünkü işler kötüye gidecek olursa söz konusu hükûmet kuruluşlarının “kötü” olan her şeyin çaresine bakacaklarının kesin olduğu söylendi.

Muhtemel deflasyona ilişkin hedefi şaşmış korkular ve mutlu ev sahiplerinin oylarını almaktan başka kaygısı olmayan siyasetçilerin baskısı… İkinci Dünya Savaşı sonrası dönemin en ciddi ekonomik çöküşlerinden biri şeklindeki uzun vadeli felaketi ortaya çıkaran kısa vadeli politika ortamı işte buydu.

Makroekonomik Zihniyet Piyasaların Anlaşılmasını Engeller

İki faktör de uzun döneme odaklanmanın kötü ekonomisini yansıtıyordu. Keynesyen zihniyet, mali merkezî planlamacıların finansal ve ekonomik ortamdaki her değişkeni tek tek yönetmeleri ve makro ekonomiyi -Keynesyen eğilimleri olan politika belirleyicilerin tanımladığı şekliyle- dengede tutma gayretiyle para yaratma ve faiz oranı düğmelerine sıklıkla basılmasına ifade eder.

Aynı durum bir bütün olarak ekonomide yatırım, istihdam ve maaşları etkilemeye çalışmak için hükûmet vergilendirmesi ve harcamalarının kullanılması için de geçerlidir. Fakat yine bu zihniyetin, makroekonomik toplamların gösterge ve hedef olarak kullanılmasında yeterince önem atfetmediği şey, nispi fiyat ve maaşların yapısındaki karmaşık ve birbirleriyle bağlantılı mikroekonomik ilişkiler; üretimi, farklı müşteri taleplerinin çeşitliliğini karşılayacak şekilde yönlendirmenin nispi kârlılıkları; fiyat ve maaşlarda süregelen ve daimi uyarlama ve düzenleme ihtiyacı ve herkesin toplumsal işbölümü sisteminde ne yaptığının ekonominin tamamında başarıyla koordine edilmesi için (işgücü dahil olmak üzere) kaynakların tahsis edilmesidir. [Bkz. “Macro Aggregates Hide the Real Market Processes at Work” (Makro Toplamlar Devredeki Gerçek Piyasa Süreçlerini Gizliyor) başlıklı makalem.]

En İyi Kısa ve Uzun Vadeli Politika: Sınırlı Yönetim

Bir piyasa ekonomisinin bu çabalarında başarılı olabilmesi için herhangi bir hükûmet için geliştirilen yalnızca uzun vadeli politikaların vatandaşların kişisel ve özel mülkiyet haklarını korumaya, sulhen ve gönüllü olarak imzalanan ve hileli veya gerçeğe aykırı olmayan her sözleşme ve anlaşmayı yürürlüğe koymaya ve dış güçlerin işgalini ve bir ülkedeki halkı yağmalamasını engellemeye girişmesi gerekir.

Bu, (klasik) liberal düzenin, insanların özgürlüklerini teminat altına almaya yardımcı olan, refah ve fiyat güdümlü piyasa koordinasyonuna en uygun ekonomik ortamı garanti eden “iyi politika”sını temsil eder. Bunun gibi istikrarlı ve sağlıklı bir piyasa düzeni, Skidelsky’nin kaygılarında merkezî yeri bulunan bozulma ve çarpıklıkları ihtimal dışı bırakır.

Bu bozulmalar harici bir nedenden dolayı ortaya çıkacak olursa da açık ve rekabetçi piyasaların en uygun ve zamandan en çok tasarruf ettirecek şekillerde dengelerini yeniden bulmaları ve yeniden koordinasyon sağlamalarına müsaade edilmesi yine uzun vadeli ve kısa vadeli en iyi politika olacaktır. Hükûmet planlayıcıları, regülatörler ve bürokratlar -yalnızca ekonominin çeşitli sektörleri içindeki aktörlerin keşfedip en etkili şekilde kullanmayı deneyebilecekleri- ihtiyaç duyulan ve gereksinilen mikroekonomik zaman ve koşul bilgisini hiçbir zaman bilemez veya edinemez.

Bu türden bir ekonomi politikası izlemenin, Skidelsky’nin siyasi hürriyet ve sivil özgürlüklere tehdit yaratmasından korktuğu popülist demagogların ortaya çıkışını ve ilgi toplamasını olanaksız kılması son derece muhtemel. Skidelsky’nin önerdiği politikaların kendisinin haklı şekilde kaygı duyduğu “kötü siyaset”in kendisine yol açması çok daha olası.

*Bu yazı ilk olarak 2 ekim 2018 tarihinde American Institute for Economic Research web sitesinde yayınlanmıştır. Yazının orijinal linki: https://www.aier.org/article/the-bad-economics-of-short-run-policies/

Fotoğraf: M. B. M