Asya’da Silahlanma Yarışı

Son dönemde Tayvan ve Çin arasında yaşanan kriz nedeniyle Asya-Pasifik bölgesinde ısınan sular dünya gündeminde sık sık haber sitelerinin ilk sayfalarında kendine yer buluyor. Biz de Hariçten Gazel’de Asya-Pasifik’te yaşanan gerilimler ve Çin-ABD mücadelesinin bu bölgedeki yansımalarına dair analizler yapıyoruz. Bu hafta CNN International’da Ben Westcott ve Eric Cheung tarafından yayınlanan geniş bir analizden yararlanarak, Asya-Pasifik bölgesinde ülkelerin birbirlerine karşı beslediği karşılıklı güvensizlik nedeniyle her geçen gün daha da artan silahlanma yarışını detaylı bir şekilde ele alacağız.

Asya-Pasifik ülkeleri Çin’in büyük askeri yatırımları ve meydan okuyucu askeri tatbikatları karşısında  yarıştan geri kalmamak için kendi çaplarında silahlanmayı artırıyorlar. Bu durum tehlikeli ve hassas bir güvenlik dengesine oturmuş bölgede, silahlı çatışma riskini artıran bir atmosfer yaratıyor. Tayvan’ın Çin’e karşı yeni askeri projeleri hayata geçirmesi, Japonya ve Güney Kore ordularının Kuzey Kore ve Çin’den gelen tehditlere karşı hızlı bir modernizasyon sürecine başlaması, Hindistan’ın tartışmalı bir bölge olan Himalaya sınırında Çin ile yaşanan çatışmalardan sonra artırdığı askeri önlemlerin Pakistan’da yarattığı endişe, Hindistan’dan Japonya’ya uzanan dünyanın bu en önemli jeo-stratejik bölgesinde güvenlik ikilemi (security dilemma) olgusunu çok boyutlu bir şekilde ortaya koyuyor.    

Çin’in askeri gücü son dönemde yaptığı ses hızından beş kat hızlı giden hipersonik füze denemeleri[1] ve yeni uçak gemileri ile her geçen gün Amerikan ordusuna daha güçlü bir teknolojik alternatif haline geliyor. Xi Jinping dönemindeki büyük yatırımlar sayesinde Çin donanması dünyanın en büyük donanmasına dönüştü. Üst düzey teknolojilere sahip uçaklar, genişleyen nükleer cephaneler ve hız kazanan askeri modernizasyon, Çin Halk Kurtuluş Ordusunun (PLA) tüm dünyada korkulan bir tehdit unsuru olduğunu her geçen gün daha çok gösteriyor. Çin askeri bütçesi her yıl daha da büyüyor ve tahminlere göre 2021 yılında 200 milyar doları aştı. Bu rakam ABD’nin 2022 yılı için öngördüğü 740 milyar dolarlık savunma bütçesinin oldukça altında olsa da Çin ordusunun teknolojik olarak ABD ile açığını kapatabilmesi için ciddi bir rakam. Çin’in birçok konuda olduğu gibi ordusu ile ilgili konularda da şeffaf olmaması, Çin ordusu PLA’nın ulaştığı teknolojik seviye ve güç açısından da dünyada kafa karışıklığına sebep oluyor. Tüm bu faktörlere, Çin’in dış politikadaki agresif ve alttan almayan tutumunu da eklersek, Asya-Pasifik bölgesinin diğer ülkelerinin bir silahlanma çabasına girişerek Çin’in devasa boyutlardaki gücünü dengelemeye çalışmaları kendi açılarından mantıklı görünüyor.      

Çin’in yarattığı tehdit unsuru ve güvenlik krizi dışında bölge ülkelerini silahlanmaya sevk eden diğer önemli bir konu ise ABD’nin son dönemde bölgede izlediği politikalar. İkinci Dünya Savaşı’nın sona ermesinden bu yana ABD, özellikle Japonya, Güney Kore ve Filipinler ile olan yakın güvenlik ittifakları aracılığıyla bölgede barış ve istikrarın önemli bir garantörü olmuştu. Ancak, Trump yönetiminde ABD’nin Asya-Pasifik’ten çekileceği tehdidini öne sürmesi ve Trump’ın ‘Önce Amerika’ söylemiyle müttefiklerini endişelendiren bir dış politika çerçevesi çizmesi, Washington’ın bölgede müttefiklerine olan desteği konusunda güven problemine yol açtı. Biden’ın başkan seçilmesinden bu yana Amerikan dış politikası Asya-Pasifik bölgesine verdiği önemi göstermek için adımlar atmış olsa da, bölge ülkelerinin ABD’ye eskisi kadar güvendiğini söylemek zor. 2024 başkanlık seçimlerinde Trump’ın tekrar seçilme ihtimali de bölgedeki ABD müttefiklerini endişelendiren faktörler arasında. Tüm bunların üzerine Biden yönetiminin apar topar Afganistan’dan çekilmesi de ABD’nin bölgeye ilgisinin azaldığına dair bir işaret olarak algılanıyor.

Coğrafi olarak Çin’e en yakın iki ülke olan Japonya ve Güney Kore silahlanma konusunda başı çekiyor. Ekim ayındaki seçim zaferi öncesinde Japonya Başbakanı Fumio Kishida, yeniden seçilirse ülkenin askeri bütçesini ikiye katlayacağını ve II. Dünya Savaşı’ndan bu yana ilk kez GSYİH’nın %2’sine yükselteceğini vaat etmişti. Kishida’nın bu vaadi ne zaman gerçekleştireceği henüz belli değil. Ancak, Japonya’nın Kuzey Kore ve Çin’den gelen baskıları daha çok hissetmesi ile bu süreci hızlandıracağı ve ordusunu güçlendireceği anlaşılıyor. Japonya kısa süre önce, 2022’de Çin anakarasından sadece birkaç yüz mil uzakta bulunan Okinawa adasına daha fazla füze yerleştirme planları olduğunu duyurmuştu. Uzmanlar, bu füze adımının Pekin’in Tayvan’a yönelik herhangi bir hamlesine karşı caydırıcı bir güç olduğunu belirtiyor. Japonya ayrıca son yıllarda ABD’den alınan F-35 savaş uçakları ve bunları taşımak için yeniden tasarlanmış uçak gemileriyle ordusunu genişletti. Japon ordusu yüksek teknolojili denizaltılar, muharip gemiler ve hayalet uçaklar ile de envanterini genişletme planları yapıyor.

Güney Kore de özellikle ABD’ye güvenlik anlamında fazlasıyla bağımlı olmaktan kurtulmak için ordusunu güçlendiriyor. Eylül ayında Biden yönetimi Güney Kore’nin silah programını kısıtlayan bir anlaşmayı sona erdirdi. Bu anlaşmanın bitmesinden sonra Seul yönetimi denizaltından fırlatılabilen bir balistik füzeyi başarıyla test ettiğini açıkladı. Sözkonusu anlaşma Güney ve Kuzey Kore arasında çıkacak bir savaşı önlemek amacıyla iki ülkeye de silahlanma konusunda kısıtlar getiriyordu ve 40 yıldır yürürlükteydi. Anlaşmanın sona ermesiyle iki Kore arasında silahlanma yarışının artacağı beklenebilir. Güney Kore şimdiden 2033 yılı itibariyle donanmasına bir uçak gemisi eklemeyi planlıyor.  Öte yandan, Güney Kore ile Japonya’nın çıkarları her ne kadar Çin ve Kuzey Kore’ye karşı olma konusunda birbirine yakın gözükse de, tarihte Japonya’nın Kore’yi işgal ettiği düşünüldüğünde, iki ülke arasında birbirlerinin çok güçlenmesini istemeyecek seviyede bir mesafenin olduğunu da not etmeliyiz.   

Hint-Pasifik bölgesindeki diğer ülkelerde de silahlanma konusunda son dönemde birçok gelişme yaşandı. Avustralya AUKUS adıyla bilinen bir anlaşma ile İngiltere ve ABD’den nükleer enerji ile çalışan denizaltılar satın aldı. Endonezya 125 milyar dolarlık askeri yatırım planıyla ordusunu modernleştirmeyi planlarken bir taraftan da Güney Çin denizinde görevlendirdiği devriye sayısını artırdı. Çin ile sınır problemleri yaşayan ve bu problemlerin Haziran 2020’de silahlı çatışmalara dönüştüğü Hindistan, yeni füze denemeleri yapıyor ve Pakistan’ı fazlaca kızdırmadan ordusunu modernize etme çabalarını sürdürüyor.

Sonuç olarak Asya-Pasifik’te değişen dengeler içerisinde her ülke kendi çapında silahlanma ve ordusunu modernize etme çabasında. Tüm bu silahlanma yarışının ortasında Çin, kendi silahlanma girişiminden hiçbir geri adım atmadan ordusunu güçlendirmeye devam ediyor. ABD ise başta Tayvan Boğazı olmak üzere Güney Çin Denizi’nde askeri varlığını artırıyor. Çin’in bölge ülkeleriyle çok girift ve çok boyutlu ticari ilişkileri var. Bir silahlı çatışma ya da savaş olasılığını göze olarak hem Çin yönetiminin hem diğer ülkelerin bu boyutlarda ticaret hacmini tehlikeye atması zor gözükse de, güvenlik krizinin yarattığı silahlanma çabalarının fasit bir daire içerisinde daha çok güvensizlik yaratarak bölgede silahlı çatışma riskini artırdığı akıllarda tutulmalı. Çin’in silahlanmaya hız kesmeden devam edeceğine kesin gözüyle bakılıyor. Ancak diğer taraftan dev bir ekonomiye sahip olan Çin’in diplomatik ve ticari ilişkilerini diğer bölge ülkeleriyle güçlendirerek, yeni ticaret anlaşmaları imzalayarak, ABD ile diplomatik ilişkilerini kuvvetlendirerek, çatışma yerine ekonomik bir atılımı öncelemesi hem kendisinin hem de bölge ülkelerinin çıkarlarına çok daha iyi hizmet edebilir. Çin askeri olarak güçlenirken ekonomik büyümesini riske etmeden, diplomatik manevralarla Asya-Pasifik’te güvenliğin hassas dengelerine zarar vermeden yol almayı da deneyebilir.   


[1] https://www.ft.com/content/a127f6de-f7b1-459e-b7ae-c14ed6a9198c