ABD ve İsrail’in İran saldırısı ile birlikte yaşanan gelişmeler petrol fiyatlarını 70 dolar seviyesinden 100 dolar seviyesinin üzerine çekti. Petrol, her zaman siyasi gerilimlerden ve gelişmelerden etkilenen bir meta olageldi. İlk olarak 1970’lerdeki petrol krizi ile petrolün siyaseti gündeme gelirken sonrasında zaman zaman petrol fiyatlarının siyasi gelişmelere etki ettiğine tanıklık ettik.
Son dönemde elektrikli araçlar, alternatif enerji kaynakları popülerleşmeye ve enerji kullanımında petrolün yerini almaya başlamasa da petrole olan hassasiyet hala yüksek şekilde devam ediyor. Bulunan yeni rezervler kolay kolay petrol çağının kapanmayacağını bize gösteriyor. Petrol aynı zamanda bir ülkenin ekonomi-politik hikayesini de doğrudan etkiliyor. Özellikle doğal kaynaktan elde edilen gelire dayanan otoriter rejimler, petrol fiyatlarını hassas şekilde izliyor. Petrol fiyatları ve uluslararası siyaset arasındaki ilişkiye göz atmak bu noktada faydalı olacaktır.
Dalgalanan Petrol Dalgalanan Uluslararası Dengeler
1970’li yıllarda ABD’nin İsrail’e verdiği desteği protesto etmek isteyen Arap ülkeleri, petrol arzını kısarak ve ihracatı askıya alarak petrol fiyatlarının yükselmesine neden olmuştu. Petrole bağımlı olan ve Bretton Woods sistemine dayanmış halde ekonomilerini yürüten Batılı ülkeler bu soruna köklü bir çözüm bulamamış ve zincirleme reaksiyon nedeniyle İkinci Dünya Savaşı sonrası küresel ekonomik model dönüşüme uğramıştı.
2003 yılına kadar 20-30 dolar civarında gezinen petrolün varil fiyatına 2003 yılında bir şeyler olmaya başladı. Aralık 2002’de başlayan Venezuela genel grevi ülkenin yaklaşık 3 milyon varil/günlük üretiminin üçte ikisini ilk aşamada devre dışı bıraktı. Sonrasında Amerika’nın Irak işgali ve Irak’taki petrol üretiminin aksaması da eklenince varil petrol fiyatı 100 dolarları aştı ve 2000’li yılların sonuna kadar bu şekilde ilerledi. Temmuz 2008’de 147 doları gören petrol fiyatının bu kadar yükselmesinde başta Çin olmak üzere petrol talebi de rol oynadı.
2008 küresel finans krizinde üretimin düşmesi ile petrole olan talep de azalınca petrol fiyatları aşağı yuvarlanmaya başladı. Arap Baharı sırasında ise petrolün fiyatı 100 doların üzerine çıktı. 2014’teki kritik OPEC kararı sonrasında 71 dolara düşen fiyatlar büyük dalgalanmalara uğramadan 2020’li yıllara kadar geldi. Covid-19 döneminde petrol talebinin düşmesi ile fiyatlar 20 dolarlara kadar geri gelirken pandemi sonrası dönemde 70 dolar civarına oturmuştu. ABD ve İsrail’in İran’a saldırısının ardından İran’ın Hürmüz Boğazı’nı kapatması, fiyatın 100 doların üzerine çıkmasına neden oldu.
Son 50 yıla baktığımızda petrol fiyatlarındaki ani çıkışların sadece ekonomik sistemi değil aynı zamanda uluslararası ilişkileri de etkilediğini görüyoruz. 2000’li yıllardaki yükselişten özellikle üç ülke büyük bir kârla çıkmış ve bunu kendi dış politikalarına da yansıtmışlardı: Bunlar Rusya, İran ve Venezuela olarak sıralanabilir.
Rusya
Putin 2000 yılında iktidara geldiğinde bir yandan ülkede istikrar sağlamayı hedeflerken öte yandan Batılı ülkeler ile iyi geçinme politikası izledi. Ancak diğer gelişmelerin yanında, petrol fiyatlarındaki büyük yükseliş ve bunun Rusya’nın finansal olarak elini rahatlatması, Putin’in daha Batı karşıtı bir politikaya dönmesinin önünü açtı.
Rusya, 2020’lere giderken, Gürcistan’ı işgal etmiş, Ukrayna’yı işgal etmiş, Batı’daki popülist ve aşırı sağ partileri finanse eden, seçimleri manipüle eden, Suriye’de, Afrika’nın çeşitli ülkelerinde askeri olarak varlık gösteren bir güç haline gelmişti. Bunları finanse eden en büyük faktör şüphesiz petrol fiyatlarındaki artış olmuştu.
İran
2000’li yılların ilk yarısında İsrail’in Ariel Şaron ve ardılları döneminde bölgesel yumuşama politikası izlemesi İran’ı rahatsız ediyordu. Şahin Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad, 2005 yılında göreve geldiğinde İran’ın dış politikası da devinim kazanmaya başladı. Artan petrol fiyatları İran’ın bölgede bir Şii ekseni kurmasını sağlayabildi. Irak’ta, Suriye’de, Lübnan’da, Filistin ve Gazze’de, İran’ın direkt komuta ettiği siyasi ve silahlı gruplar bölgeyi domine etmeye başladı. 2020’lere girilirken İran bölgedeki en başat hardpower’ı olan güç haline gelmişti.
Venezuela
Sistem karşıtı lider Hugo Chavez 1998 yılında göreve geldikten sonra koltuğunu sağlamlaştırmasının ardından ülke içinde reform yaparken diğer yandan dış politikada da bağımsız ve Batı karşıtı ittifakın önde gelen ülkelerinden biri haline geldi. Bunu sağlayan en önemli itici güç 2000’li yıllarda petrol fiyatlarındaki artış olmuştu.
Chavez, Latin Amerika’da anti-Amerikan bir blok oluşturma yönünde büyük çaba sarf etmiş ve Bolivya, Küba başta olmak üzere solcu hükümetler ile bir noktaya kadar bunu başarmıştı. Ancak Nicolás Maduro’nın beceriksiz yönetimi yüzünden ülke felakete sürüklenmişti.
Yeni Bir Fiyat Dalgası
Petrol fiyatları, en önemli kalemi bu ürün olan ülkeler için hayati önem taşıyor. Yapısı gereği petrolü olan ülkelerde demokrasi kurmak zor oluyor. Çünkü iktidar petrol kaynaklarına da sahip olduğu için, otoriter rejimini finanse edebiliyor ve muhalefeti ezebiliyor. Ancak yazıda kısaca değindiğimiz gibi bunun dış politikaya da büyük bir yansıması var.
Birkaç yıl süren bir dalga olarak 2000’li yıllardaki petrol fiyatlarındaki artış, Rusya’yı bölgesel güç haline getirmiş, İran’ı Ortadoğu’nun en etkili ülkesi yapmış, Venezuela’yı ise bölgesinde sözü dinlenir bir ülke haline getirmişti. Bu gelişmelerin de etkisi ile Batı demokrasileri 2010’lu yıllarda destabilize olmaya başlamıştı.
İran Savaşı’nda da benzer bir etki olabilir mi? Eğer savaşın süresi uzar ya da ateşkes olsa bile “soğutulmuş bir sıcak savaş” şeklini alırsa petrol fiyatlarındaki yüksek tarife uzun bir süre devam edebilir. Bu durum elbette petrol ihraç eden ülkelerin finansmanına yansır. Bütçe olarak rahatlayan özellikle otoriter rejimler bu konuyu dış politikalarına hemen yansıtacaklardır. Zira genelde iç meşruiyeti sorunlu olan otoriter rejimler, dış düşmanlar ve küresel davalar üreterek dışarıdan bu meşruiyeti devşirmeye çalışırlar.
Bu yeni dönemde de Suudi Arabistan, Katar, Birleşik Arap Emirlikleri ve Bahreyn yeni bir siyasi doktrin geliştirebilirler. Bunun ne yönde olacağını kestirmek zor ancak zaten petrol zengini olan bu ülkeler olası bir fiyat yüksekliğinden faydalanarak bu gelirleri bölgesel nüfuz alanlarını artırmak için kullanmaktan çekinmeyecektir. Bu ülkelerin yeni bir vizyon ve aktif bir şekilde sahada yer almalarını beklemek sürpriz olmaz.
Elbette Rusya ve yanında İran da bu süreçten faydalanabilir gibi gözükse de birisi Ukrayna’da ötekisi de kendisine karşı açılan savaşta ağır yara alan bu ülkelerin bunun nimetlerinden tam olarak faydalanması mümkün gözükmüyor. Petrolün fiyatı, hem bölgedeki jeopolitiği hem de onun uzantısı olarak küresel sistemi etkileyebilir. Dünya demokrasileri, yeni bir “kasası dolu otoriter rejim” dalgasını kaldırır mı, bundan da kimse emin olamaz.

