Yazar: Cevat Giray Aksoy
Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası’nda Baş Ekonomi Araştırmacısı, King’s College London’da Ekonomi Doçenti
Çeviri: Mert Söyler
Dünyanın büyük bir kısmında doğurganlık oranları tarihi dipleri görüyor. Birçok yüksek gelirli ülkede kadınlar artık ortalama 1,5 ile 1,8 çocuk sahibi oluyor; bu rakam nüfusun kendini yenilemesi için gereken 2,1 oranının oldukça gerisinde. Aynı süreçte milyonlarca beyaz yakalı, her gün işe gidip gelmek yerine evden çalışmaya başladı. Yaşanan bu iki büyük değişim, yani “bebek kıtlığı” ve “uzaktan çalışma devrimi” genelde birbirinden bağımsız konular olarak ele alınıyor. Fakat meslektaşlarımla birlikte hazırladığımız yeni bir makalede, evden çalışma esnekliğinin sessiz bir şekilde doğum oranlarını artırdığına dikkat çekiyoruz.
Kuşkusuz uzaktan çalışma, on yıllardır süren demografik çöküşü tek başına tersine çevirmeyecek. Fakat nüfus artışını hedefleyen geleneksel politikaların hem masraflı hem de etkisiz kaldığı günümüzde, insanlara çalışma mekanları konusunda esneklik tanımak hayal ettikleri aileyi kurma şansı vermenin en umut verici ve hesaplı yollarından biri olarak öne çıkıyor.
Küresel doğurganlık son elli yılda yarı yarıya azaldı; kadın başına düşen çocuk sayısı beşlerden bugün 2,25 seviyelerine geriledi. Pek çok zengin ülkede doğurganlık nüfus yenileme hızının altına indi, hatta bazı yerlerde 1,3’e kadar yaklaştı. Bu oran, nüfusun iki nesil içinde yarı yarıya erimesi anlamına geliyor. Öte yandan anketler, zengin ülkelerdeki kadınların ideal aile büyüklüğü olarak hala iki çocuğun biraz üzerini hedeflediğini gösteriyor. Hayal edilen ile gerçekte kurulan aile büyüklüğü arasındaki bu uçurum birkaç temel nedene dayanıyor: Genç yetişkinlerin eğitim hayatı daha uzun sürüyor. İş hayatına atıldıklarında da güvencesiz bir piyasa ve cep yakan ev fiyatları gençleri bekliyor. Hal böyle olunca birçok insan evliliği ve çocuk sahibi olmayı 30’lu, 40’lı yaşlara erteleyip biyolojik sınırlarına takılıyor.
Üstelik 1970’lerden bu yana evlilik oranlarında sert bir düşüş var ve evlilik dışı doğumların hoş karşılanmadığı toplumlarda daha az evlilik, daha az bebek demek. Ayrıca kadınlar, varlığı iyice kanıtlanan “annelik bedeli” ile de mücadele etmek zorunda kalıyor: Özellikle kreş imkanlarının yetersiz, çalışma şartlarının katı olduğu yerlerde, ilk çocuktan sonra kadınların gelirleri ve istihdama katılımları erkeklerin gerisinde kalıyor.
Hükümetler bu farkı kapatmak için nakit yardımları, vergi indirimleri ve kreş destekleri gibi teşvikler sunuyor. Fakat ne kadar cömert olursa olsun, verilen bebek ödenekleri doğumları ancak bir iki yıl öne çekebiliyor; ailelerin büyümesini ise nadiren sağlıyor. İş ve aile dengesi sorununu çözmeye odaklanmak ise çok daha umut verici bir seçenek.
Bunun yollarından birisi de uzaktan çalışma. COVID-19 pandemisinin kitleleri evden çalışmaya mecbur bırakmasının ardından, bu düzen beyaz yakalı sektörlerde iyice yerleşti. Birçok yüksek gelirli ülkede, 2020 öncesinde %3 ila %5 civarında seyreden ücretli iş günlerinin yaklaşık dörtte biri artık evden yapılıyor.
Ortak yazarlarımla beraber bu değişimin doğurganlığı nasıl etkilediğini anlamak için, 38 ülkeyi ve ABD’yi kapsayan yeni anket verilerini inceledik. Haftada en az bir gün evden çalışan 20-45 yaş arası yetişkinlerde, hem 2023’ten beri gerçekleşen doğumların hem de planlanan aile büyüklüğünün daha yüksek olduğunu fark ettik. Çiftlerin her ikisinin de bu esnekliğe sahip olması durumunda, söz konusu artış çok daha belirgin hale geliyor.
38 ülkelik örneklemde, her iki partnerin de haftada en az bir gün evden çalıştığı durumlarda tahmini ömür boyu doğurganlık, hiçbirinin evden çalışmadığı çiftlere göre yaklaşık 0,32 çocuk (kabaca %14) daha yüksek. ABD’de ise bu fark 0,45 çocuk, yani yaklaşık %18 seviyesinde.
Tahminlerimiz, mevcut evden çalışma düzenlemelerinin ABD’deki doğumların %8’inden biraz fazlasına (yılda yaklaşık 291.000 bebek) denk geldiğini gösteriyor. Veriler ayrıca Japonya, Güney Kore, Fransa, Almanya ve İtalya gibi ülkelerdeki uzaktan çalışma oranları ABD, İngiltere ve Kanada ile aynı seviyeye gelse, bu ülkelerdeki doğurganlık oranlarının %2 ila %5 arasında artabileceğine işaret ediyor. Demografik sorunları çözecek sihirli bir değnek olmasa da böyle bir değişim, masraflı nüfus artırma paketlerinden çok daha etkili sonuçlar verebilir.
Bunun nedeni aslında bir sır değil. Evden çalışmak yolda geçen süreyi azaltıyor, çocukları okula bırakıp almayı ve doktor randevularını ayarlamayı kolaylaştırıyor ve ebeveynlere günlük tempoları üzerinde daha fazla kontrol sağlıyor. Özellikle kadınlar için anneliğin kariyer üzerindeki bedelini düşürebiliyor: Kadınlar yine aynı saat çalışıyor ama programlarını çocuk bakımı düzenlemelerine çok daha rahat uydurabiliyor.
Bu faydalar, etkili demografik müdahalelerle ilgili genel bulgularla da örtüşüyor: Çocuk yetiştirmenin zaman ve fırsat maliyetlerini azaltan politikalar (çocuk bakımı, kariyerleri kalıcı olarak sekteye uğratmayan ebeveyn izinleri ve esnek çalışma dahil) en iyi sonucu veriyor. Uzaktan çalışma imkanı sunan işler, aslında bu tür bir stratejinin merkezi olmayan ve piyasa tarafından yönlendirilen bir versiyonu olarak karşımıza çıkıyor.
Politika yapıcılar demografik çöküşü ele alma konusunda ciddilerse, uzaktan çalışmayı geçici bir heves olarak değil, faydalı bir araç olarak görmeliler. Bu, uzaktan çalışmayı zorunlu kılmak veya şirketleri tek bir modele zorlamak anlamına gelmiyor. Fakat uzaktan çalışmanın önündeki engelleri kaldırmayı ve bunu mümkün kılan altyapıyı desteklemeyi gerektiriyor.
Birçok orta gelirli ülkede, yüksek hızlı internet erişimini büyük şehirlerin dışına yaymak iş imkanlarını genişletebilir ve küçük kasabalardaki ebeveynlerin uzaktan çalışılan işlere girmesini kolaylaştırabilir. Haftanın büyük bir kısmını evde geçiren çalışanların uygun şekilde kapsanması ve korunması için iş mevzuatı, vergi kuralları ve sosyal sigorta sistemleri de güncellenmeli.
İşverenlere gelince, buradan çıkarılacak mesaj şu: Haftada en az bir veya iki gün evde çalışmaya olanak tanıyan iyi tasarlanmış hibrit programlar, hem üretkenliği hem de aile kurmayı destekleyebilir. Bu tür düzenlemeler sunan şirketler sadece iyilik yapmış olmuyor; aynı zamanda daha istikrarlı ve memnun bir iş gücüne yatırım yapıyor.
Uzaktan çalışmayı desteklemek, yeterli ebeveyn izni sağlamak veya çocuk bakımını erişilebilir ve uygun fiyatlı hale getirmek gibi daha zorlu görevlerin yerini tutmaz. Fakat doğurganlığı artırmak için politika yapıcıların bebek ikramiyelerinden çok çalışan memnuniyetine odaklanması gerekiyor. Çalışanlara, özellikle de doğurganlıktaki düşüşün başını çeken yüksek eğitimli kesime zamanları üzerinde daha fazla kontrol imkanı vermek, devlet bütçesini sarsmadan demografik kazançlar sağlayabilir.
Yazının orijinaline bu linkten ulaşabilirsiniz.

