Türkiye’de sosyal bilim akademisyenlerini ve entelektüelleri üç ana gruba dağıtmak mümkün: liberal, sol ve sağ. Elbette kaba bir gruplandırma bu. Doğrudan erken 19. yüzyıl Avrupa kıtasının ideolojik yelpazesinden mülhem. Daha detaylısına gerek var mı? Bence yok. Zira son iki yüzyılda olan aslında grup-içi çeşitlenme ve gruplar arasında alaşımlarla daha rafine duruşların ortaya çıkışı.
Amacım Türkiye’de akademik/entelektüel sınıfın kendi iç ayrımları ile kusursuz bir haritasını çizmek değil. Amacım daha basit. Bu üç farklı grubun “akademik/entelektüel aktivite nedir?” sorusu üzerine duruşlarını karşılaştırmak. Karşılaştırmanın derli toplu veriye değil, uzun yıllar biriken kişisel izlenimlerime dayandığını, bu yüzden eksik ve tartışmaya açık olduğunu hatırlatarak.
Liberal akademik/entelektüel sınıfla (kısaca liberal) başlarsam. Liberalin duruşu tipik sosyal ve insani bilimsel duruşu anımsatır. Bilim insanı çalıştığı konulara karşı objektif kalabiliyorsa, sosyal bilim insanı da pekala çalıştığı konulara karşı objektif kalabilir ve o objektiflikle siyaset, ekonomi, kültür analizlerini yürütebilir. Benzer şekilde liberal de yürüttüğü akademik/entelektüel aktiviteyi objektif, sınıflar üstü bir aktivite olarak görür. Kendi kişisel değerlerini ve sınıfsal aidiyetlerini paranteze aldığına, yürüttüğü aktiviteye etkilerini sıfırlayabildiğine veya sınırlandırabildiğine olan inançla. Bu inancın kaynağı da, aynı bilimde olduğu gibi, sosyal/insani bilimsel yöntemin esaslarını takiptir. Liberal sosyal/insani bilimlerin kavramları ile konuşuyordur, metoduyla analizini yapıyordur.
Liberal kendisinin de değerlerden ari olmadığını kabul edilebilir elbette, ancak bu noktada hangi değerler sorusu önem kazanır. Liberal için toplumu, hatta bütün insanlığı ilgilendiren ortak konular vardır, toplumun veya insanlığın ortak menfaatleri vardır ve bazı değerler o ortak menfaatlerin korunması içindir. Hukukun üstünlüğü herkes için gereklidir. Temel haklar veya özgürlükler. Ve elbette demokrasi. Bu duruş aslında liberal felsefenin devamıdır, ki o yüzden mensubu olduğu akademik/entelektüel grubun adı liberaldir.
Varolan toplum, bireylerin kendi rızalarıyla ve kendilerinden alınamaz haklarla dahil olduğu ve toplumsal bir sözleşme ile inşa ettiği bir toplumdur. Akademik/entelektüel aktivite tek tek bireyler veya o toplumu oluşturan belirli gruplar veya sınıflar için değildir, bütün toplum içindir. Bütün toplumun menfaatini korumak içindir. Mesela, hukukun üstünlüğünü savunmak herkesin, her grubun ve her sınıfın ortak menfaatini savunmaktır. Hakeza demokrasiyi savunmak. Ve saire. Haliyle liberal kendini kişisel çıkar veya bazı grupların menfaati ardında koşan bir davanın insanı olarak değil, ortak kamusal aklın ve vicdanın sesi olarak görür.
Sol akademik/entelektüel sınıf (kısaca solcu), liberal sınıfa kıyasla, çok daha geniş bir yelpazeyi içinde barındırır. Kapitalizm karşıtlığından emperyalizmle mücadeleye, etnik, dini, mezhepsel kimlik temelli hak ve özgürlüklerin savunusundan, feminizmden cinsiyette çeşitliliğin savunusuna. Aralarındaki onca farka rağmen ortak bir hat etrafında dizilen bir yelpaze. Yer yer tarihin motoru olarak sınıf çatışmasını gören, yer yer Michel Foucault’nun ‘güç’e dair söylediğini anımsatan bir hat. İnsan ilişkilerinin her türünde güç örgüleri gören, bir tarafı ezen ve sömüren, diğer tarafı ise ezilen ve sömürülen olarak konumlandıran bir hat.
Solcu için akademik/entelektüel aktivitenin yaptığı, bütün insan ilişkilerinde mevcut eşitsizliği, güç dağılımını, sömürme/sömürülme halini deşifre etmek, görünür kılmaktır. Ezene ve sömürene ezdiğini ve sömürdüğünü, ezilene ve sömürülene ise ezildiğini ve sömürüldüğünü göstermek. Patronun gözüne işçiyi, kocanın gözüne karısını, beyazın gözüne beyaz olmayanı, Türkün gözüne Kürdü, Sünninin gözüne Aleviyi, ve saire. Sınıf ve/veya güç ilişkileri analizi aslında ezen ve ezilen arasında taraf olmadan, objektif bir aktivite olarak da belki yapılabilir. Ancak genel eğilim solcunun salt analizle tatmin olmadığı, olamadığı ve siyasi aktivizme yöneldiği. Belki de Karl Marx’ın o meşhur deyişine, çağrısına uyarak: Sadece dünyayı anlamak yetmez, dünyayı değiştirmek de gerekir.
Solcu akademik/entelektüel aktivitenin hiç bir zaman tarafsız bir aktivite olamayacağını düşünür. Son derece nötr, bilimsel bir dilin ardında bile siyasi bir duruş, sınıfsal bir bakış görür. Bu, salt kendi yaptığına yaklaşımı değildir. Diğer akademik/entelektüel sınıfların da yaptığına yaklaşımıdır. O yüzden liberale de sağcıya da fazlasıyla katıdır. Liberali ve sağcıyı aynılar aynı yerde olarak görür, ayırt etmez. Mevcut güç ilişkilerinin normalleştiricisi, hatta savunucusu olarak kodlar.
Sağ akademik/entelektüel sınıf (kısaca sağcı) da bünyesinde farklı alt gruplara ev sahipliği yapar. Milliyetçisi, İslamcısı, muhafazakarı. Hepsinin etrafında dizildiği ortak hat ise topluma ve bireyin toplumdaki yerine bakışları. Liberal, toplumu bireylerin basit bir toplamı; solcu, toplumu bir çatışma yuvası olarak görürken; sağcı, toplumu ortak değerler, tarih bilinci, din, maneviyat, kimlik, ve saire ile yoğrulmuş ve artık bir aile, bir kabile, bir millet, bir halk halini almış, uyum içinde bir yapı olarak görür. Ancak bu yapı her daim tehdit altındadır. Ve tehdit çeşit çeşittir. Fikirler, akımlar, başka toplumlar. Ve, –Rousseau’nun masum vahşi adamını anımsatır tarzda– toplumun fertleri bu yıkıcı nitelikte tehditleri sezgileri ile hissetseler de, ferasetleri ile fark etseler de, akılları ile tam teşhis edemeyebilirler. Haliyle toplumun korunmaya, uyarılmaya, vaaz edilmeye, kısaca her daim teyakkuzda tutulmaya ihtiyacı vardır. Sağcı için akademik/entelektüel aktivitenin yaptığı bu korumadır, uyarmadır, vaaz etmedir.
Sağcının, solcu ve liberale bakışı bu toplum ve dünya tahayyülüne dayanır. İkisi de toplumu tehdit eden fikirlerden, akımlardan, iç düşmanlardandır. Sol, toplumu kendi içinde kavgalı göstererek bireyler ve gruplar arasına düşmanlık tohumları ekerken; liberal, toplumu tamamen kendi çıkarları peşinde koşan bireylere dönüştürmek peşindedir. Liberaller bu halleriyle de farkında olarak veya olmayarak tehdittirler. Farkında değillerse gafil, farkındalarsa hain!
* * *
Aslında üç gruba da dışarıdan bakılınca, kendi aralarında onca farklılıklara karşın, şaşırtıcı bir aynılık görürüz. Akademik/entelektüel aktiviteye bakışları bakımından. Üç grup da aslında bir davanın ardındadır ve akademik/entelektüel aktiviteyi o davanın hizmetinde araçsallaştırır. Toplumu şekle sokmak ve siyaseti yönlendirmek davası. Sadece topluma verilecek şekilde farklılaşırlar, devleti güdülecek yönde.
Bunu ne çapta, ne etkinlikte yapabildikleri tartışılabilir elbette. Bana daha çok vehim gibi geliyor. En azından bireysel akademik/entelektüel etkileri esas alındığında. Zira toplumu şekle sokmak, devleti gütmek örgütlülük gerektirir. Elbette toplumun ve devletin de örgütleri şekle soktuğu, güttüğü de vakidir, hatta daha fazlasıyla. Akademik/entelektüelin bir etkisi olacaksa, ancak örgütlü bir toplumsal hareket veya siyasi partinin kanalıyla olur. O kanalda da akademik/entelektüel ne kadar kendisi kalabilir? Bu da ayrı bir tartışmanın konusudur.
Birol Başkan güncele ve güncel olmayana dair paylaşımlarını birolbaskan.substack.com adresinde yapmaktadır.

