Daktilo 1984Daktilo 1984
    • Hakkımızda
    • İletişim
    • E-Bültene Abone Ol
    • Destek Ol
    Facebook Twitter Instagram Telegram
    Twitter Facebook YouTube Instagram WhatsApp
    Daktilo 1984Daktilo 1984
    Destek Ol Abone Ol
    • İZLE
      • Çavuşesku’nun Termometresi
      • 2’li Görüş
      • İki Savaş Bir Yazar
      • Cumhuriyet’in Edebiyatı
      • Varsayılan Ekonomi
      • Yakın Tarih
      • Tümünü Gör
    • OKU
      • Yazılar
      • Röportajlar
      • Çeviriler
      • D84 INTELLIGENCE
      • Asterisk2050
      • Yazarlar
      • Kitap Yorum
    • D84 FYI
      • Hariçten Gazel
      • ABD Gündemi
      • Avrupa Gündemi
    • daktilo2
    • Project Syndıcate
    Daktilo 1984Daktilo 1984
    Anasayfa » Gümrük Birliği: Miadını Doldurmuş Bir Çerçeve mi, Güncellenmeyi Bekleyen Stratejik Bir Araç mı?
    daktilo2 Yazılar

    Gümrük Birliği: Miadını Doldurmuş Bir Çerçeve mi, Güncellenmeyi Bekleyen Stratejik Bir Araç mı?

    Ayşe Yürekli1 Şubat 20267 dk Okuma Süresi
    Paylaş
    Twitter Facebook LinkedIn Email WhatsApp

    Türkiye ile Avrupa Birliği arasındaki Gümrük Birliği, uzun süredir ilk kez bu kadar yoğun ve çok katmanlı biçimde tartışılıyor. AB’nin Mercosur ve Hindistan gibi büyük ekonomilerle yaptığı ya da sonuçlandırma aşamasına getirdiği serbest ticaret anlaşmaları; “Made in Europe” gibi Avrupa’nın rekabetçiliğini ve stratejik özerkliğini güçlendirmeyi hedefleyen yeni politika setleri; küresel ticaretin giderek daha sert bir jeopolitik zemine kayması… Tüm bu gelişmeler Türkiye açısından kaçınılmaz bir soruyu gündeme taşıyor: 1995’ten kalan bu çerçeve bugün hâlâ Türkiye’nin lehine mi, yoksa giderek aleyhine mi işliyor?

    Bu soru meşru. Ancak tartışmayı yalnızca “Gümrük Birliği faydalı mı, zararlı mı?” dikotomisine sıkıştırmak, meselenin özünü ıskalıyor. Çünkü Gümrük Birliği başından itibaren sadece teknik bir ticaret düzenlemesi değil; aynı zamanda siyasi, hukuki ve stratejik yansımaları olan bir tercihti. Bugün yaşanan sorunların temelinde de bu tercihin kendisinden çok, yaklaşık otuz yıldır güncellenememiş olması yatıyor.

    Hukuki bir yükümlülük, stratejik bir tercih

    Gümrük Birliği, Türkiye’nin AB ile ilişkilerinde keyfi bir adım değildi. 1963 Ankara Anlaşması ve 1973 Katma Protokol ile öngörülmüş hukuki bir yükümlülüğün yerine getirilmesiydi. AB tarafı tarifeleri erken dönemde indirirken, Türkiye’ye uzun bir geçiş süresi tanınmıştı. Siyasi ve ekonomik nedenlerle bu süreç kesintiye uğrasa da, 1990’ların başında yeniden başlatıldı ve 1996 itibarıyla sanayi ürünlerinde tarifeler sıfırlandı.

    Bu adımın arkasında yalnızca dar anlamda ticari amaçlar yoktu. Ankara Anlaşması ile sağlanan hukuki ve siyasi kazanımların korunması, AB ile ilişkilerde kopuş yaşanmaması ve ekonomik reformlar için bir “AB çıpası”nın muhafaza edilmesi de belirleyiciydi. Nitekim Gümrük Birliği, bütün eksiklerine rağmen, Türk sanayisinin dönüşümünde ve Avrupa değer zincirlerine entegrasyonunda kritik bir rol oynadı.

    Bu noktada bağımsız uluslararası kuruluşların tespitleri de önemli. Dünya Bankası raporu ve akademik çalışmalar, Gümrük Birliği’nin Türkiye’ye sağladığı asıl katkının ikili ticaret dengelerinin yanı sıra, verimlilik artışı, kurumsal kapasitenin güçlenmesi ve yatırım ortamının iyileşmesi gibi dinamik etkilerden kaynaklandığını ortaya koyuyor. Benzer şekilde Avrupa iş dünyasının çatı örgütü BusinessEurope, son Genişleme Politikası raporunda, Gümrük Birliği’nin modernize edilmesinin hem Türkiye hem de AB açısından karşılıklı kazanç yaratacağını tekrar vurguluyor.

    Asimetri sorunu: İçeriden maruziyet, dışarıdan haklar

    Bugün tartışmanın merkezine oturan temel sorun ise AB’nin üçüncü ülkelerle imzaladığı serbest ticaret anlaşmaları. AB, Hindistan ya da Mercosur ile bir STA yaptığında, bu ülkelerin ürünleri Türkiye pazarına dolaylı biçimde gümrüksüz girebiliyor. Buna karşılık Türk ürünleri aynı pazarlara otomatik erişim hakkı elde edemiyor. Bu asimetrik yapı, özellikle sanayi sektörlerinde rekabet baskısını artırıyor ve “Türkiye neden bu sürecin dışında kalıyor?” sorusunu daha da yakıcı hâle getiriyor.

    Ancak buradan “o halde Gümrük Birliği’nden çıkalım” sonucunu çıkartmak, miyop ve yanıltıcı bir bakış açısı olur. Gümrük Birliği’nden çıkıp AB ile klasik bir serbest ticaret anlaşması düzeyine inmek, yalnızca ekonomik değil, hukuki ve siyasi maliyetler de doğurur. En önemlisi, tam üyelik perspektifini içeren mevcut zeminden bir nevi kendi irademizle uzaklaşmak izlenimi verir ki bugünkü konjonktürde bunun Türkiye’ye stratejik bir avantaj sağlaması zor.

    Mercosur ve Hindistan: Aynı anda iki farklı mesaj

    AB’nin son dönemde hız kazanan ticaret diplomasisi, Türkiye açısından artık Brüksel’in uzak bir dış politika gündemi olmaktan çıkmış durumda. Mercosur ve Hindistan anlaşmaları, AB’nin ticaret politikasını nasıl yeniden konumlandırdığını açık biçimde ortaya koyuyor.

    AB-Hindistan Serbest Ticaret Anlaşması, özellikle rekabet boyutuyla dikkat çekiyor. Anlaşma, sanayi ürünlerinden tekstile, kimyadan otomotive kadar geniş bir yelpazede tarifelerin ciddi biçimde düşürülmesini öngörüyor. Bu durum, AB pazarında fiyat bazlı rekabeti keskinleştirirken, Türkiye gibi AB’ye entegre üretim yapan ülkeler açısından yeni bir baskı alanı yaratıyor. Türkiye’nin sorunu, Hindistan’ın avantaj kazanması değil, bu yeni tercih mimarisinin tamamen dışında kalması.

    Mercosur anlaşması ise daha çok stratejik bir sinyal olarak okunabilir. Güney Amerika’nın büyük tarım ve hammadde ihracatçılarını kapsayan bu çerçeve, AB içindeki ciddi siyasi itirazlara rağmen ilerletildi. Bu da AB’nin, iç siyasi maliyetleri göze alarak büyük ve uzun vadeli ticaret mimarileri kurma iradesini gösteriyor. Türkiye açısından Mercosur’un doğrudan sanayi etkisi Hindistan kadar sert olmayabilir, ancak verdiği mesaj net: AB küresel ticaret haritasını yeniden çizerken, Türkiye bu yeniden yapılanmanın parçası değil.

    Bu iki anlaşma birlikte okunduğunda ve hazırlık aşamasında olan benzer yeni anlaşmalar göz önüne alındığında daha geniş bir tablo ortaya çıkıyor. AB, ticaret politikasını yalnızca gümrük indirimlerinden ibaret görmüyor; standartları, değer zincirlerini ve rekabet koşullarını yeniden şekillendiren bir jeo-ekonomik altyapıyı inşa ediyor. Türkiye’nin sorunu ise tek tek bu anlaşmalara dahil olmamak değil; AB ile ekonomik olarak iç içe geçmişken, bu yeni tercih ağlarının ürettiği rekabet baskılarına maruz kalması ama karşılığında söz hakkı ya da otomatik pazar erişimi elde edememesi.

    İş dünyasının pozisyonu: Net ama yapıcı

    DEİK koordinasyonunda, Türkiye-AB iş konseyi liderleri tarafından imzalanan ve Financial Times’ta yayımlanan açık mektupta Türk iş dünyası, AB liderlerini mevcut durağanlık döngüsünü kırmaya çağırdı. Mektup, günümüzün ortak stratejik gerçekleriyle uyumlu, net ve güvenilir bir üyelik perspektifinin yeniden tesis edilmesini ve Türkiye’yi Avrupa’nın ekonomik, güvenlik ve jeopolitik gelecek vizyonuna güçlü şekilde dahil edecek nitelikte bir paradigma değişimini benimsemeye davet ediyor. Türkiye’nin Avrupa değer zincirlerinin, sanayi ekosistemlerinin ve inovasyon ağlarının ayrılmaz bir parçası olduğunun altı çiziliyor. Mesaj net: Avrupa’nın küresel rekabet gücü, Türkiye’yi dışlayan bir mimariyle güçlenemez.

    Bu çağrı, AB tarafında da tamamen karşılıksız değil. Kasım 2023 tarihli “AB-Türkiye Siyasi, Ekonomik ve Ticari İlişkilerinin Durumu” belgesi (Borrell raporu) uyarınca ekonomik entegrasyonun derinliğine yapılan vurgu, mevcut tıkanıklığın sürdürülemez olduğuna işaret ediyor. Merz’in Türkiye ziyareti sırasında Almanya’dan gelen son mesajlar da benzer bir yaklaşımı yansıtıyor: Jeopolitik baskıların arttığı bir dünyada, Türkiye’yi tamamen dışlayan bir Avrupa ekonomik ve güvenlik mimarisi gerçekçi değil.

    Borrell raporuna göre, mevcut Gümrük Birliği’nin sınırları dikkate alındığında, kapsamlı bir modernizasyon; etkili bir uyuşmazlık çözüm mekanizması ve gerekli güvence sistemleriyle birlikte Türkiye-AB ekonomik ilişkilerinin potansiyelini tam olarak ortaya çıkaracaktır. Bu adım, yeşil ve dijital dönüşüm, dayanıklı tedarik zincirleri ve küresel rekabet bağlamında her iki tarafın da çıkarına uygun olarak değerlendirilmiştir.

    Gümrük Birliği Anlaşması neden hâlâ güncellenemiyor?

    Tüm bu rasyonel gerekçelere rağmen Gümrük Birliği hâlâ güncellenemiyor. Türkiye, Mart 2016 tarihli Türkiye-AB Göç Mutabakatı’nın göç dışı unsurlarının hızla uygulanmasını talep ederken, Gümrük Birliği’nin modernizasyonunu da vurgulamıştı. Avrupa Komisyonu bu doğrultuda Konsey’den müzakere yetkisi talep etti; teknik hazırlıklar tamamlandı ve yapılan etki değerlendirmesi, modernizasyonun Türkiye ve AB için önemli ekonomik faydalar sağlayacağını ortaya koydu.

    Ancak süreç siyasi saiklerle tıkandı: Türkiye’de demokratik standartlara ilişkin gerileme, Kıbrıs meselesi ve Türk dış politikasına dair artan kuşkular, AB tarafında gerekli siyasi iradenin oluşmasını engelledi. Kıbrıs meselesiyle bağlantılı olarak Türkiye’nin 2005 tarihli Ek Protokol’ü uygulamaması, AB tarafında önemli bir sorun teşkil etmekte ve bu durumun Gümrük Birliği’nin tüm üye devletlerde fiilen tam ve eşit şekilde uygulanmasını engellediği görüşü ortaya konmaktadır.

    Burada göz ardı edilemeyecek bir gerçeklik var: Dış politika, demokrasi ve hukuk devleti alanındaki anlaşmazlıklar, yalnızca siyaseti ilgilendiren başlıklar değil; sanayiciyi, ihracatçıyı ve yatırımcıyı doğrudan etkiliyor. Türkiye masada ne kadar öngörülebilir ve güvenilir bir partner olarak algılanırsa, ekonomik çıkarlarını savunma ve geliştirme kapasitesi de o kadar artacaktır.

    Sonuç: Çıkmak değil, modernize etmek

    Sonuç olarak mesele, Gümrük Birliği’nden çıkıp çıkmamak değil. Asıl mesele, ilişkiyi bugünün dünyasına uyarlayacak siyasi irade ve vizyonu yeniden üretebilmek. Gümrük Birliği ne dokunulmaz bir tabu ne de terk edilmesi gereken bir yük. Bilakis doğru şekilde modernize edildiğinde, Türkiye-AB ilişkilerini yeniden ivmelendirebilecek nadir başlıklardan biri.

    Önümüzdeki dönemde ihtiyaç duyulan şey, eski kalıpları tekrarlamak değil, yeni bir bakış açısı geliştirmek ve hikayeyi yeniden yazmak olacaktır. Gümrük Birliği’ni yalnızca bir dış ticaret çerçeve metni olarak değil, Türkiye-AB ilişkilerinin yeniden dengelenebileceği stratejik bir kaldıraç olarak görmek gerekiyor. Bu yaklaşım, aynı zamanda Türkiye’de dış politika tercihleri, demokratikleşme ve hukukun üstünlüğü tartışmalarını da doğrudan ilgilendiriyor.

    Çare mevcut anlaşmadan kaçınmak değil. Çare, onu bugünün koşullarına uyarlamak. Gümrük Birliği artık 1995’ten kalan bir çerçeve; bazı yönleri ile “miadını doldurmuş” gibi görünebilir. Ancak doğru modernizasyon ve stratejik güncelleme ile bu çerçeve, Türkiye ve Avrupa için hâlâ güçlü bir araç olmaya devam edebilir.

    Çünkü Gümrük Birliği’nin geleceği, aslında Türkiye ve Avrupa’nın birbiriyle nasıl bir gelecek kurmak istediğinin de aynası. Hem Türk hem de Avrupalı iş dünyası buna hazır. AB tarafında da cesur bir siyasi irade ortaya konursa, Gümrük Birliği’nin güncellenmesi, donmuş durumdaki Türkiye-AB ilişkilerinde gerçekçi ve somut bir çıkış kapısı olabilir.

    Belki de bugün sormamız gereken asıl soru şu olmalı: Biz Gümrük Birliği’ni Türkiye’ye hâlâ ve hatta daha da fazla fayda üretir hâle nasıl dönüştürebiliriz?

    Dünya Ekonomi M Siyaset
    Paylaş Twitter Facebook LinkedIn Email WhatsApp
    Önceki İçerik“Cehalete Övgü”: Cahil Cesaretine ve Ödüllerine Dair
    Sonraki İçerik Görünenin Ötesinde Bir İşgücü Piyasası Tablosu

    Diğer İçerikler

    daktilo2 Yazılar

    Görünenin Ötesinde Bir İşgücü Piyasası Tablosu

    1 Şubat 2026 Oytun Meçik
    daktilo2 Yazılar

    “Cehalete Övgü”: Cahil Cesaretine ve Ödüllerine Dair

    1 Şubat 2026 Alper Yağcı
    daktilo2 Yazılar

    Algoritma Don Kişotluğu’nun Miadı Doldu mu?: Görünürlüğün Yeni Mülkiyet Rejimi

    1 Şubat 2026 Elif Avcı

    Yorumlar kapalı.

    Güncel İçerikler

    Görünenin Ötesinde Bir İşgücü Piyasası Tablosu

    1 Şubat 2026 daktilo2 Yazılar Oytun Meçik

    Gümrük Birliği: Miadını Doldurmuş Bir Çerçeve mi, Güncellenmeyi Bekleyen Stratejik Bir Araç mı?

    1 Şubat 2026 daktilo2 Yazılar Ayşe Yürekli

    “Cehalete Övgü”: Cahil Cesaretine ve Ödüllerine Dair

    1 Şubat 2026 daktilo2 Yazılar Alper Yağcı

    Algoritma Don Kişotluğu’nun Miadı Doldu mu?: Görünürlüğün Yeni Mülkiyet Rejimi

    1 Şubat 2026 daktilo2 Yazılar Elif Avcı

    E-Bültene Abone Olun

    Güncel içeriklerden ilk siz haberdar olun




    Archives

    • Şubat 2026
    • Ocak 2026
    • Aralık 2025
    • Kasım 2025
    • Ekim 2025
    • Eylül 2025
    • Ağustos 2025
    • Temmuz 2025
    • Haziran 2025
    • Mayıs 2025
    • Nisan 2025
    • Mart 2025
    • Şubat 2025
    • Ocak 2025
    • Aralık 2024
    • Kasım 2024
    • Ekim 2024
    • Eylül 2024
    • Ağustos 2024
    • Temmuz 2024
    • Haziran 2024
    • Mayıs 2024
    • Nisan 2024
    • Mart 2024
    • Şubat 2024
    • Ocak 2024
    • Aralık 2023
    • Kasım 2023
    • Ekim 2023
    • Eylül 2023
    • Ağustos 2023
    • Temmuz 2023
    • Haziran 2023
    • Mayıs 2023
    • Nisan 2023
    • Mart 2023
    • Şubat 2023
    • Ocak 2023
    • Aralık 2022
    • Kasım 2022
    • Ekim 2022
    • Eylül 2022
    • Ağustos 2022
    • Temmuz 2022
    • Haziran 2022
    • Mayıs 2022
    • Nisan 2022
    • Mart 2022
    • Şubat 2022
    • Ocak 2022
    • Aralık 2021
    • Kasım 2021
    • Ekim 2021
    • Eylül 2021
    • Ağustos 2021
    • Temmuz 2021
    • Haziran 2021
    • Mayıs 2021
    • Nisan 2021
    • Mart 2021
    • Şubat 2021
    • Ocak 2021
    • Aralık 2020
    • Kasım 2020
    • Ekim 2020
    • Eylül 2020
    • Ağustos 2020
    • Temmuz 2020
    • Haziran 2020
    • Mayıs 2020
    • Nisan 2020
    • Mart 2020
    • Şubat 2020
    • Ocak 2020
    • Aralık 2019
    • Kasım 2019
    • Ekim 2019
    • Eylül 2019
    • Ağustos 2019
    • Temmuz 2019
    • Haziran 2019
    • Mayıs 2019
    • Nisan 2019
    • Mart 2019

    Categories

    • Asterisk2050
    • Bültenler
    • Çeviriler
    • D84 INTELLIGENCE
    • daktilo2
    • EN
    • Forum
    • Özetler
    • Podcast
    • PROJECT SYNDICATE
    • Röportajlar
    • Uncategorized
    • Videolar
    • Yazılar
    Konular
    • Siyaset
    • Ekonomi
    • Dünya
    • Tarih
    • Kültür Sanat
    • Spor
    • Rapor
    • Gezi
    İçerik
    • Yazılar
    • Podcast
    • Forum
    • Röportajlar
    • Çeviriler
    • Özetler
    • Bültenler
    • D84 INTELLIGENCE
    Konular
    • Siyaset
    • Ekonomi
    • Dünya
    • Tarih
    • Kültür Sanat
    • Spor
    • Rapor
    • Gezi
    Sosyal Medya
    • Twitter
    • Facebook
    • Instagram
    • Youtube
    • LinkedIn
    • Apple Podcast
    • Spotify Podcast
    • Whatsapp Kanalı
    Kurumsal
    • Anasayfa
    • Hakkımızda
    • İletişim
    • Yazarlar
    • D84 Yayınları
    • İçerik Sağlayıcılar
    • Yayın İlkeleri ve Yazım Kuralları
    © 2026 DAKTİLO1984
    • KVKK Politikası
    • Çerez Politikası
    • Aydınlatma Metni
    • Açık Rıza Beyanı

    Arama kelimesini girin ve Enter'a tıklayın. İptal etmek için Esc'ye tıklayın.

    Çerezler

    Sitemizde mevzuata uygun şekilde çerez kullanılmaktadır.

    Fonksiyonel Her zaman aktif
    Sitenin çalışması için ihtiyaç duyulan çerezlerdir
    Preferences
    The technical storage or access is necessary for the legitimate purpose of storing preferences that are not requested by the subscriber or user.
    İstatistik
    Daha iyi bir kullanıcı deneyimi sağlamak için kullanılan çerezlerdir The technical storage or access that is used exclusively for anonymous statistical purposes. Without a subpoena, voluntary compliance on the part of your Internet Service Provider, or additional records from a third party, information stored or retrieved for this purpose alone cannot usually be used to identify you.
    Pazarlama
    Size daha uygun içeriklerin iletilmesi için kullanılan çerezlerdir
    • Seçenekleri yönet
    • Hizmetleri yönetin
    • {vendor_count} satıcılarını yönetin
    • Bu amaçlar hakkında daha fazla bilgi edinin
    Seçenekler
    • {title}
    • {title}
    • {title}