Rusya’da Oligarklar Nasıl Oligark Oldu?

- Eylül 03, 2019, 7:59 pm
24 mins

22 Mart 1998 tarihinde, Vladimir Gusinsky’nin sahip olduğu Rusya’nın en büyük kanalı olan, NTV’deki bir haber programının konuğu Rus iş insanı Boris Brezovsky’di. Brezovsky NTV’de gelecek seçim için Boris Yeltsin’in başarısının yolda olduğunu ve bunun için kampanyanın çoktan başladığını söylerken bu durumun yeni isimlerin siyaset sahnesine çıkması için de iyi bir fırsat olduğunu belirtti. Burada yeni isimler kısmı önemliydi ve Boris Yeltsin bu mesajı almıştı. Programın yayınlandığı günün ertesinde Yeltsin, Rusya Başbakanı Viktor Chernomyrdin’i görevden aldı[1]. Boris Brezovsky’yi bir Başbakan kovdurtacak kadar güçlü kılan şey, Vladimir Gusinsky gibi, Rusya’nın en önemli oligarklarından biri olmasıydı. Kovulan Viktor Chernomyrdin’in kendisi de bir oligarktı ve hatta kimilerine göre ilk oligarktı. Peki, bu insanlar bu kadar güçlü hale nasıl gelmişti? Türkiye’nin son S-400 savunma sistemi anlaşmasıyla birlikte Batı’dan ve NATO’dan kopma sürecinde olduğu ve Rusya ile önümüzdeki dönemlerde daha sıkı ilişkiler geliştirme çabasında olabileceğine dair analizleri sıklıkla okuyoruz. Daha önce de Türk Lirasının değer kaybettiği dönemlerde komşularımızla ekonomik ilişkilerimizi daha fazla geliştirmemizin ve ikili ticaret ilişkilerini yerli para cinsinden yapmamızın birer çözüm olduğu tartışılmıştı. Tüm bunlarla birlikte son dönemde Rusya’da iktidara karşı protestoların gittikçe arttığını da görüyoruz. Dolayısıyla sıklıkla yan yana anıldığımız Rusya’nın ekonomik yapısını yakından tanımamız Rusya’yı ve ilişkilerimizi analiz etmemizde yararlı olacaktır. Mevcut Putin dönemini anlamak için de öncelikle oligarklardan ve 90’lardan başlamamız gerekir. İşte bu yazı Putin dönemi öncesi Rusya ekonomisini oligarklar üzerinden incelerken, akabinde gelecek ikinci yazı bugün Putin dönemi Rusya’sının nasıl bir ekonomik sistemle yönetildiğini ve bu yönetim sonucunda Rusya ekonomisinin nasıl bir performans gösterdiğini işleyecektir.

1985 yılında Sovyet Genel Sekreteri Konstantin Chernenko’nun vefatıyla Gorbaçov Sovyetler Birliği’nin başına geçti. Perestroika olarak adlandırılan Sovyetler Birliği’nin ekonomik ve siyasi açıdan yeniden yapılanması programı döneminde piyasa bazlı birtakım reformlarla mevcut sistem daha etkin hale getirilmeye çalışıldı. Bu dönemde Gorbaçov kooperatifleri teşvik ederek serbest piyasanın önünü açmaya çalıştı. Rusya’da özel işletmeler ilginç şekilde kooperatiflerle başlamıştır. Fırsatı görenler kooperatif kurup o alanda işletme açıyordu. Bu kooperatifler aynı zamanda gelecekte büyük bir güce ulaşacak oligarkların da yolunu açıyordu. Partinin kooperatifler kurulmasını teşvik ettiği dönemde geleceğin oligarklarının birçoğu -kimisi parti içinde kimisi parti dışında- genelde sıradan işlerde sıradan birer hayat yaşıyorlardı. Örneğin; Khodorkovsky partinin üniversitedeki gençlik organizasyonunda (konsomol) görevliyken, Mikhail Fridman cam temizleyiciliği yapıyor ve diskotek işletiyordu. Boris Berezovsky ise bir enstitüde araştırmacı olarak çalışan genç bir matematikçiydi. Diğer bir Oligark Gusinsky taksiciyken, Alexander Smolensky yeterli eğitimi olmayan, geçmişi sabıkalı bir İncil satıcısıydı. Vladimir Kadannikov ve Nikolai Pugin ise devlet şirketlerini yöneten kişilerdi. Girişimciliğin doğmaya başladığı Sovyetler Birliği’nde fırsatları değerlendirmeye başlayan bu isimlerin kimisini kooperatif kurmada parti ileri iterken, kimisi de kendi gördüğü fırsatları değerlendirdi. En önemli ortak noktaları ise işlerini yürütürken parti içinde mutlaka iş birliği yaptıkları, önlerini açan isimlerin varlığıydı. Tamamen kendi fikir ve çabalarıyla bir yere gelmeleri mümkün değildi.

Kooperatiflerin kurulmasından sonraki aşama ise banka kurma işlemi oluyordu. Devletin izin vermesiyle kooperatifler kendi bankalarını kurmaya başladı. Böylece parayı hem devletin görüş alanının dışına çıkarıyorlar hem de bürokrasi ve devlet müdahaleleriyle uğraşmıyorlardı. Sonrasında devreye giren aşamada ise genel itibariyle iki yüksek kazanç noktası oluştu. Bunlardan ilki ülkenin zengin bir kaynağı olan petrolü ucuz fiyattan alıp dünya fiyatından satmak; ardında o parayla yurtdışından bilgisayar alıp, rüşvet de ödeyerek, yurtiçine sokmak ve bu bilgisayarları da içerde fahiş fiyatlara satarak yüksek kârlar elde etmekti. Bilgisayar çok önemli bir ihtiyaç olmakla birlikte kıt bulunabilen bir üründü. İkinci yöntem de döviz spekülasyonu idi. 1990’lı yılların başında ruble dolara karşı büyük değer kaybederken bu süreçte bankalar üzerinden döviz spekülasyonu yapılarak büyük kazançlar elde edildi. Mesela kamu mevduatları bu bankalarda toplanıyor, ardından bankalar aldıkları parayı dövize çeviriyordu. Bu şekilde dövizden çok yüksek para kazanıyorlardı ve ödedikleri faiz bunun yanında çok düşük kalıyordu. Yani bazıları için Rusya’da para kolay kazanılıyordu.

Sovyetler Birliği’nin çökmesiyle birlikte Yeltsin döneminde ülkede hızla reformlar başladı. Bu dönemki reformlarda iki isme parantez açmamız gerekir: Yegor Gaidar ve Anatoly Chubais. Bu isimler bir yandan fiyatların serbest bırakılmasını sağlarken diğer yandan özel mülkiyetin yolunu açan piyasa taraftarı isimlerdi. Hemen hemen aynı anda başlayan birçok reformun olduğu bir şok terapisi uygulamaya başladılar. Bir yandan da özelleştirmeler başlayacaktı. Fakat özelleştirme tarafında herhangi bir tecrübeleri yoktu. Bunun için bir programları da yoktu ve reform öncelikleri fiyat serbestleşmesi ve özel mülkiyete dayanıyordu[2]. Sovyetler Birliğinin çöküşünün ardından hızlıca şok terapisine başlamak ve herhangi bir tecrübelerinin olmadığı özelleştirme konusunda hızlı adımlar atmak gerekli miydi? Gaidar’a göre döviz rezervleri ve gıda tükenmek üzereydi ve bir an önce bu şok terapisine başlanılması kaçınılmazdı. Bu terapiyle kaynakların çarçur edilmesi önlenecek ve üretim hızlanacaktı. Hızlı özelleştirme süreciyle ilgili Gaidar’ın danışmanlık aldığı Harvard’lı akademisyenler ise Coase Teoremini öne sürüyordu[3]. Buna göre mülkiyet hakkı tanınıp özelleştirmeler yapıldığında, ilk dağılım ne kadar irrasyonel olursa olsun, zamanla bu mülkiyetler en üretken kişilerin ellerine geçecekti. Yani özelleştirmelerle bu şirketler ilk dağılımda kimin eline geçerse geçsin nihayetinde daha iyi eğitimli, daha üretken yöneticiler ve sahipler bu şirketleri ellerine geçireceklerdi.

Ülkede bir yandan da doğal özelleştirmeler başlamıştı. Ülkedeki karışık ortamdan yararlanan bazı fabrika yöneticileri ve parti elitleri fabrikaları üzerlerine geçirmeye başladı. Anatoly Chubais, işçileri ve yöneticileri Sovyetler tecrübeleri nedeniyle istemiyordu, bu insanlar Sovyet geçmişine bağlı kalarak şirketleri verimsiz şekilde yönetmeyi sürdürebilirlerdi. İşçiler ve diğer kesimler de özelleştirmelerden pay alma potansiyeli olan kesimlerdi ve Yeltsin bu kesimlerin de özelleştirmeden yararlanmasını istiyordu. Bunun için de önce kupon programı getirildi: Sıradan vatandaşlara ülke varlıklarından bir parça hisse verilecekti. Bankalardan 25 ruble karşılığı 10 bin rublelik (yaklaşık 25$) kupon verilmeye başlandı. Bu kuponları başkasına satma ve takas etme izni veriliyordu. Yönetime göre kuponlar yatırım fonlarında toplanacak ve bu fonlar bireyler adına işlem yapacaktı. Halkın neredeyse tamamı programa katılım gösterdi. Kimsenin tecrübe sahibi olmadığı bu ortamda elbette insanların tecrübesizlik ve bilgisizliğinden yararlanmaya çalışacak birileri de ortaya çıkacaktı. Özelleştirilecek şirketleri yöneten kişiler, birlikte hareket edemeyen işçilerin elinden kuponları zorla ya da ikna yoluyla aldılar. Bir yandan da her yerde kupon fonları kuruldu. Bu fonlar halka cazip getiri önerileri sunarak kuponları topladılar. Örneğin MMM Fonu, TV reklamı yaparak kendilerine yatırım yapanların kazançlarıyla egzotik tropikal adalarda tatil yapabileceğini vadediyordu[4]. MMM Fonu basitçe Ponzi şeması kullanıyordu. İnsanları ikna etmek için ilk fona yatırım yapanların parasıyla başka birilerine yüksek ödeme ve reklam yapıyor, bu sayede güven sağlıyordu. Bu kuponları toplayan fonların birçoğu bir süre sonra ortadan kayboldu ya da battı. Tabii ki bireysel inisiyatif alma ve girişimcilik deneyimi olmayan sıradan Rus vatandaşlarının kuponlardan yararlanamaması aslında olağan bir durumdu. Yani Rusya’da para kolay da kaybediliyordu.

Genel olarak son ortak aşama ise kredi karşılığı hisse (loan for shares) uygulaması oldu. Uygulama şu şekilde olacaktı: Bütçe açığı veren ve borç bulmakta zorlanan devlete Rus iş insanları ihale yoluyla borç verecek ve devlet de 12 büyük devlet şirketini bunun karşılığında teminat olarak koyacaktı. Eğer devlet belirli bir süreye kadar aldığı borcu ödemezse bu şirketlerin kârının %30’u borç verenlerin eline geçecekti. İhaleleri devlet değil, bankalar organize ediyordu ve genelde ihaleyi organize eden banka aynı zamanda ihalede fiyat verip ihaleyi alan firma oluyordu. İhalelere yabancı firmaların girmesi oligarkların baskısıyla kanunen engellenmişti. Ülke içinden ihaleye girmek isteyenlere ise her türlü zorluk çıkarılıyordu. Örneğin Surgutneftegaz petrol firmasının ihalesi bir Sibirya kasabasında yapıldı ve ihaleye katılımları engellemek için o gün Moskova’dan o bölgeye uçuşlar iptal ettirildi[5]. Başka ihalelerde de belgelerin yetersizliği öne çıkarılabiliyordu. Hatta bazı ihalelerde daha iyi fiyat verenlerin elendiği bile görülmüştü. Teminat olarak en büyük şirketlerini ortaya koyan devlet, beklenildiği üzere, borcunu ödemedi ve bu şirketler oligarkların eline geçti. Aslında kredi karşılığı hisse programı tam da borç ödememeye yönelik dizayn edilmiş bir uygulamaydı. Şirketlerin tüm hisseleri bu kapsamda oligarkların olmuyordu. Zira bazı hisseler daha önce o şirketlerin üst yöneticileri tarafından kupon programı dâhilinde alınmıştı. Bu süreçte, farklı değerleme yöntemlerine göre, bazı şirketler %89’a varan oranlarda daha uygun fiyata alındı[6]. Örneğin %78’i 309 milyon dolarla oligarklara geçen Yukos’un değeri 2002’de yaklaşık olarak 15 milyar dolar civarı olacaktı[7]. Bu siyasi açıdan da çok büyük bir güç demekti.

Oligarkların Siyasi Gücü

Oligarklar geçiş döneminde sadece para kazanmıyor aynı zamanda siyasi anlamda gittikçe güçleniyor ve iktidarı belirleyecek bir konuma da geliyordu. Bunun en iyi örneklerinden biri 1996 seçimleri için yaptıkları kampanyaydı. Komünist aday Zyuganov seçimler için oldukça güçlü bir adaydı ve Yeltsin’e olan güven oldukça düşüktü. Komünist bir adayın gelişi Rusya’nın tekrar eskiye dönüşünü ima ederken, aynı zamanda oligarkların refahı için önemli bir tehditti. Bu nedenle de Yeltsin’i desteklemeye karar verdiler ve Yeltsin’e ellerindeki operasyonel güçleri kendisine sunmaya hazır olduklarını ilettiler.  Ülkenin en çok izlenen kanallarından ikisi Berezovsky ve Gusinky’nin ellerindeydi, yanı sıra yazılı basın gücü de yine bu ikilide bulunmaktaydı. Zaten medyanın yaklaşık %70’ini de “Büyük Yedi” (Semibankirshchina) olarak da adlandırılan banka sahibi oligarklar kontrol etmeye başlamıştı[8]. Bununla birlikte kampanyada gerekli olan maddi ihtiyaçlar için de yukarıda bahsedilen kredi karşılığı hisse programının devreye sokulduğu iddia edilmekteydi[9].  İddiaya göre para, kredi karşılığı hisse programıyla oligarklara akacaktı ve onlar da seçim kampanyası için Yeltsin’i destekleyecekti. Sonuçta Yeltsin oligarkların desteğiyle seçimi çok gerilerden gelerek 2. turda %53 oyla kazandı.

1998 ekonomik krizinde ise Yeltsin’in, kendi çıkarları doğrultusunda hareket etmesini sağlamak adına, Anatoly Chubais’i devreye sokarak IMF ve Dünya Bankası gibi kurumlardan borç almasına yönelik baskı yaptılar. Bu krizde Yeltsin daha önce oligarklar istemediği halde göreve getirdiği Sergei Kiriyenko’yu aktif rolden aldı ve Chernomyrdin’i de baskıyla tekrar aktif göreve getirdi. Onun göreve getirilmesine ön ayak olan isimlerden birisi ise onu kovdurtan Berezovsky olmuştu. Ekonomik krizin başlıca sebebi ise ülkenin borç anlamında batık olmasıydı. Devlet çok harcıyor fakat bu harcamaları dengeleyecek yeterli vergiyi toplayamıyordu. IMF’ye göre bütçe açığı 1991’de %30 civarlarında geziniyordu. 1997’de petrol fiyatlarının yaklaşık %25 düşmesi petrol gelirlerine bağımlı olan Rusya için büyük bir gelir kaybı oldu. Çözümü ise para basmak ve yüksek faizlerle borçlanmakta buluyorlardı ki bu durum sürdürülebilir değildi ve nitekim borç sürdürülemez hale de geldi. Bu sürdürülemezlik halinde sabit döviz kuru rejimi uygulanan Rusya’da kura atak geldi ve Merkez Bankası rezervleri eridi, borç vermeler durdu, faizler hızlıca arttı ve ekonomi çöktü. Bu dönemde kimi oligarklar büyük zararlar edip ortalıktan çekilirken (Smolensky), bir kısmı borcunu ödemedi, bir kısmı da parasını yurtdışına transfer etti. Paraların offshore hesaplara aktarılarak kaçırılması Rusya’da çok olağan bir durumdu.

Oligarklar sadece Yeltsin dönemindeki çıkarlarını düşünmüyor sonrası için de başa kimin geçeceğini belirlemek istiyordu. Bunun için de yine güçleri nispetinde yer yer müdahalelerde bulundular. Sağlık sorunları olan Yeltsin vefat ettiğinde yerine geçecek kişi mevcut Başbakan kimse o olacaktı. Başbakanın, devlet başkanı olduğunda o pozisyonda kalıcı hale geleceğini biliyorlardı. Bu nedenle Sergei Kiriyenko’nun başbakanlığını istemediler ama Yeltsin bunu kabul ettirmeyi başardı. Özellikle Boris Berezovksy bu konulara sıklıkla müdahil oluyor, kendi istediği kişinin seçilmesi yönünde baskı yapıyordu. Bir oligark olarak siyasete müdahalesindeki belki de son perde Putin’in başa geçmesi için maddi ve manevi anlamda büyük destek vermesiydi. Gusinsky ise 1999’da istediği banka kredisini alamadığı için elindeki medya gücünü kullanarak Yeltsin’i ve ailesini hedef alabiliyordu mesela.

Ekonomik Performans

Genel ekonomik performansa baktığımızda, Dünya Bankası verilerine göre 1990-1996 yılları arasında Rusya ortalama her sene %7,38 oranında küçüldü. Her yıl küçülen ekonomi ilk büyümesini 1997 yılında gerçekleştiriyor ama 1998 yılında kriz nedeniyle tekrar %5 civarı bir küçülme ile karşılaşıyordu. Milli gelirdeki düşüşü kuvvetlendiren bir diğer unsur ise gereksiz, halkın talep etmediği ürünlerin fabrikalarca üretiminin durdurulmasıydı. Bu üretim deseni verimsiz olsa da ekonomide bir canlılık yaratıyordu ve artık bu unsur da devreden çıkmıştı. Özellikle Soğuk Savaşın bitmesinden sonra başta askeri harcamalar olmak üzere birçok kamu harcama kalemi de büyük oranda azaltılmıştı. Bu dönemi, kısa sürede herkesin köşeyi dönmeye çalıştığı, uzun dönemli yatırımların yapılmadığı belirsiz bir geçiş dönemi olarak kayda geçirmek gerek. Bunun en çarpıcı örneklerinden birisi uzun dönemli kredi kullanan neredeyse hiçbir şirketin olmaması.  1996 yılında verilen işletme kredilerinin sadece %1,2’sini uzun dönemli krediler oluşuyordu[10]. Herkes kısa dönemli kazançların peşindeydi. Ülkenin temel üretim geliri ise doğal kaynaklardan geliyordu. Enflasyon ise yine Dünya Bankası verilerine göre 1993 yılında %874’e kadar çıktı, fakat 1997 yılında %14,7’ye kadar da düştü. Bu yüksek enflasyon dönemi elbette Rus halkının alım gücünü oldukça düşürmüştü. Yukarıda bahsi geçen 1998 ekonomik krizini tetikleyen etkense yüksek borçluluktu. Devlet gelirinden çok daha fazlasını harcamıştı 90’lar boyunca.

90’lı yıllar, toplum ve siyasetçilerin ülkenin tam olarak nereye gittiğini bilmediği bir dönemdi. Sovyetler Birliği’nin tam olarak arkada bırakılarak yola devam edildiğini düşünmek hata olur. Bu geçiş döneminin belirsizliklerinde bir ekonominin iyi bir performans göstermesini beklemek elbette mümkün değil. Bunun mümkün olmaması bu dönemin daha iyi geçirilebilmesine de engel değildi. Bununla birlikte sistem bozuk (corrupt) olarak tasarlanmıştı ve bu durum gelecek kuşakları da etkileyecekti. Rekabetten uzak, haksızca yapılan özelleştirmeler neticesinde ülke kaynaklarının belki de yarısı oligarkların hizmetine sunuldu ve bu isimler siyasete de yön verecek güce ulaşan isimlerdi. Böyle bir ortamda 2000 yılında Putin Devlet Başkanı oldu.


[1] Hoffman, David E. The oligarchs: Wealth and power in the new Russia. Hachette UK, 2011

[2] Boycko, Maxim, Andrei Shleifer, and Robert Vishny. Privatizing Russia. MIT press, 1997.

[3] Goldman, M.I., 2003. The piratization of Russia: Russian reform goes awry. Routledge.

[4] Pistor, K., Spicer, A. and Lieberman, I., 1997. Investment funds in mass privatization and beyond. Between state and market: Mass privatization in transition economies, 23, p.96.

[5] Treisman, D., 2010. ” Loans for Shares” Revisited. Post-Soviet Affairs, 26(3), pp.207-227

[6] Goldman, a.g.e.

[7] Goldman, a.g.e.

[8] Goldman, a.g.e.

[9] Freeland, Chrystia, 2000. Sale of the Century: Rusia’s Wild Ride from Communism to Capitalism, New York: Crown Books.

[10] Goldman, a.g.e.