Stan & Ollie

- Temmuz 03, 2019, 4:16 pm
6 mins

2019’un başından beri sinemada izlediğim filmlerin çoğu beni tatmin etmekten uzaktı. Bu filmler öyle veya böyle; bir şekilde, bir veya daha fazla açıdan yetersizdi ve doyurucu değildi. Bir arkadaş sormuştu özellikle “Madem kötü veya beklentin düşük, neden izlemeye devam ediyorsun?” diye. İki cevabım vardı bu soruya:

  1. Güzel çıkma, beklentilerimi geçme ihtimalleri beni her daim heyecanlandırıyordu.
  • Film dediğin benim için hala sinemada izlenen bir şey. Kötü bile olsa başka mecralarda tam olarak ruhuna vakıf olunamayacağı kanaatindeyim. Peter Bogdanovich’in “I think one of the reasons younger people don’t like older films, films made say before the ’60s, is that they’ve never seen them on a big screen, ever. If you don’t see a film on a big screen, you haven’t really seen it. You’ve seen a version of it, but you haven’t seen it.” sözü benim için sinemaya dair her şey. Kötü bile olsa eğer zaman geçirmek için o an istediğim şey film izlemekse sinemada görmeyi tercih ediyorum bu sebeple.

Nihayet 2019’un başından beri hakkında hiç bilgim olmadan gittiğim ve herhangi bir beklentim olmadan girdiğim salondan büyülenmiş olarak çıktığım bir film… Yılın geri kalanında sadece çöp filmler izlesem bile onların kefareti olabilecek denli iyi.

Yönetmen: Önceki işlerine vakıf değilim pek. Zaten çok geniş bir portfolyosu yok şimdilik. Televizyonda bazı diziler yönetmiş, sinema tecrübesi de çok eskilere uzanmıyor ama bu film kariyerinde mihenk taşı olabilecek bir eser. Oyunculardan tutun, hikâye anlatımına dek seçimleri tutarlı. Ayrıca sinema aşkının başlamasına sebep olan, onun kahramanı olan bu iki Titanın hikâyesine gerekli özeni gösterecek denli de saygılı. Filmin çekim sürecinde tüm aşamalarında etkili olmuş ve eseriyle gurur duymalıdır bence.

Senaryo: Seçilen dönem özellikle ikiliye dair en çok fikir edinilebilecek zaman. Ayrı düştükleri uzun bir aradan sonra tekrar film çekmek için bir araya geldikleri, tüm o züppeliklere zor şartlara rağmen yetenekleri ve birbirlerine olan saygı ve sevgileri ile kendilerini hatırlattıkları bir zaman dilimi. Başlarda olan o çekişmeli drama, ortalarda komediye dönüşüyor ve sonlarda duygusal bir çıkıştan yolunu buluyor. Bunların hepsini de göze batmadan yapabilmesini bu harika senaryoya borçlu. Temelde dostluk üzerine kurulu film, duygu sömürüsüne prim vermiyor, kahramanlarımız adına apolojist virajlara sapmıyor.

Oyunculuk: Başroller ki stüdyonun roller için ilk tercihleriymiş, başta altından kalkamayacaklarından korktukları roller için kendilerini adamışlar. İkisini de birbirinden kesinlikle ayıramam. Steve Coogan ve John C. Reilly arasında bir kıyas yapamam ama bu ikili adeta muhteşemlikte yarışmışlar. Yetenek ve geniş yelpazede rol yapma yeteneği gerektiren böyle bir işte zirveye çıkmışlar. Film için geçtikleri dans eğitimi, rol yapmaya dair telkinler sonrası neredeyse orijinal ikilinin herhangi bir filminde bunları koysalar sırıtmayacağından eminim. Yan kadın roller de çok etkileyici. İkili arasındaki duygusal değişimlerde aktarımları üstlenmişler, ara durak olmuşlar. Onların dahli olmaksızın Stan (Laurel) ve Oliver (Hardy) eksik olurmuş.

Sinematografi/ Diğer: Film sonunda “acaba siyah beyaz çekilse daha iyi olur muydu?” diye düşündüm ama mevcut teknik tercihlerin kesinlikle filmin anlatım dilinden bir şey eksiltmediğini, hatta genelde dekor ve renk seçimiyle unutulmuş çağlardan iki büyük ismi çekip çıkardığını ve önümüze bıraktığını düşünüyorum. Ekibin titizliği tüm sahnelerden belli oluyor diyebilirim.

Kurgu: Hikâyenin gelişimi ilk sahneden itibaren sizi etkisi altına alıyor. Başka bir şeyler düşünmeden kendinizi akışa kaptırmış buluyorsunuz. Öyle eksiksiz ve muntazam bir şekilde bir araya getirilmiş ki her şey… Yönetmen, senarist, oyuncular hatta kamera arkasında yönetmene kahve getiren asistan, ampulleri değiştiren elektrik teknikeri vs. adını siz koyun, ne hissetmenizi istiyorduysa öyle hissedeceksiniz.

Artık pek ilgimizi çekmeyen bir dönemden sinemanın iki büyük ismi geri döndü ve sizi çağırıyor. Umarım gitmemezlik etmezsiniz. Böyle başarılı bir şekilde iki büyük figür üzerinden bir dönemi resmedebilecek bir filmi kolay kolay bulamazsınız. İlişkilerin, dostlukların hatta sinema sektörünün ne açılardan değiştiğini görmek için muazzam bir fırsat. Kaçırırsanız yazık olur.