Önceki film yorumlarımı okuyanlar veya beni Twitter’da takip edenler Alien filmine beslediğim derin aşkı bilir. Haterları bir yana dursun, bence tarihin en iyi bilim kurgu filmlerinden birisi, en iyi korku filmlerinden birisi ve kesinlikle tartışmaya dahi kapalı bir şekilde en iyi bilimkurgu/korku filmi. Güçlü oyunculuklar, gitgide açığa çıktıkça kendini rahatsız eden gizemler (en azından film çekim aşamasındayken), aynı vizyonu paylaşan yetenekli sanatçıların işbirliği, benzersiz konsepti… Stuff of legends! Çoğu açıdan eşsiz olduğuna dair güçlü inançlarım var ve geçen yıllarda tekrar tekrar izledikçe bu daha da pekişiyor. Hatta 2-3 ay önce Beyoğlu sinemasında gecenin köründe yapılan gösterimde beyazperdede izleme imkanı bulduğumda içimde hiç şüphe kalmadı diyebilirim.

Underwater trailerını ilk izlediğimde çok etkilenmemiştim. Çünkü biliyordum ki Alien filmi gösterime girdikten sonra onun klostrofobisini, korku atmosferini taklit etmeye çalışıp başarısız olan onlarca film tarihin tozlu sayfalarında çürümeye terkedilmişti, ki klostrofobi bence korku filmlerinde kullanılan en başarılı temalardan birisidir. Çaresizliği, korkuyu dozunda aktarabilirseniz ortaya düzgün bir korku filmi çıkartmak çok zor değildir. Aslında gayet başarılı örnekleri de vardır ama atmosferi iyi kurmak gerekir. Peki, bu filmi diğerlerinden ayıran ne olabilirdi acaba? Açıkçası beklediğimden çok daha fazla sürprizlerle dolu çıktığını söyleyebilirim. Arka plan hikayesini intro kısmında anlatmaya çalışıp doğrudan sizi olay akışının tam göbeğinde bırakıveriyor. Bu normalde büyük bir handikaptır aslında çoğu film için; hikayeye dahil olmakta zorlanırsınız, karakterlere yakınlık hissetmekte güçlük çekersiniz, vs. Eğer işleri düzgün kotaramazsanız vizyona, ancak, bir parodi filmi çıkartabilirsiniz. Ama açılış sahnesinden beş dakika kadar sonra Underwater kendi anlatımına ne kadar güvendiğini ortaya koyuyor bir şekilde.

86/100, özlenilen türde yakınlaşmalar

Karakterlerin ve olayların geçmişine dair, çoğuna yetersiz gelebilecek, kısıtlı açıklamalar daha açılışta sizi şaşırtabilir ama benim tavsiyem filmin esas odak noktasına odaklanmanız. Survival! Bir kıyamet gerçekleşirken birbirlerini güç bela veya ismen tanıyan bir grup insanın hayatta kalmak için göze aldıkları ve o kovalamaca esnasında başlarına gelenler… Arka plan hikayesi eksikliğini olayları anlatım şekli ile çok iyi bir şekilde bertaraf etmişler ve güzel bir Alien alternatifi ortaya çıkarmışlar.

Yönetmen: Elindeki materyali akılcı şekilde kullanmış. Oyunculardan faydalanma şekli başarılı. Zaman idaresi, çekim açıları, oyuncuların rol yapma tercihleri… Bu gibi şeylerin hepsini oldukça idareli şekilde yönetmiş. Çoğu meslektaşının B filmi bile çıkartamayacağı bir malzemeden oldukça becerikli ve ikna edici bir eser yaratabilmiş.

Senaryo: Zaten yukarıda kısmen bahsettim. Anlatımda bariz eksiklikler var. Hatta filmin ilerleyen sahnelerinde bazı yan hikayeler biraz açılabilecek gibiyken son anda çıkartılmış hissi veriyor. Karakterlere dair çok şey öğrenemiyorsunuz ama portreleri tatmin edici seviyede aktarılıyor. Farklı kişiliklerinin ekrana yansımasından ve olaylar içindeki yerlerinden eksiklik hissetmiyorsunuz.

Oyunculuk: 5-6 sene önce bana sorsalardı Kristen Stewart hakkında çok olumsuz yorumlar besliyordum. Twilight serisindeki o dudaklarını yamultarak beyazperdeleri işgal ettiği mimiksiz oyunculuğu ömür boyu aklımda o haliyle kalacakmış izlenimi veriyordu. Partneri Robert Pattinson için de benzer hislere sahiptim. Neyse ki bu iki oyuncu kariyerlerini bu toksik mirastan uzak bir doğrultuda inşa edip iyi rol yapabildiklerini, aslında becerikli senarist ve yönetmenlerle çalıştıklarında ekranı doldurabildiklerini ispat ettiler. Vincent Cassel yine bildiğimiz gibi. Eğer dublaj değilse (ki sanmıyorum) İngilizcesini baya geliştirmiş. Güçlü oyunculuğunu da ekleyince seyirciyi yakalama imkanı daha iyi olmuştur diye düşünüyorum. Yan rollerdeki oyuncular da fevkalade. Jessica Henwick’in ürkekliği de T. J. Miller’ın dalgacılığı da (ki kendisine yakışıyor bu roller) oldukça iyi.

Sinematografi/ Diğer: Filmin konusuna en uygun şekilde yapılmış her şey. Seslerin kullanımı gayet iyi. Aksiyon sahnelerinde sizi sağır etmeyecek şekilde olaylara dahil edecek kadar dikkat çekici. Denizin dibinde yolculuk esnasında mürettebatın seslerini yer yer dışarıdan izole etmek ama bir yandan etrafta olanlara dair sizi tetikte tutacak kadarını veren başarılı bir yaklaşımları var. Görsellik kısmına gelirsek… Kesinlikle mükemmel. Çığır açan CGI efektleri var gibi düşünmeyin. Denizin dibinde olmasını bekleyebileceğini görüntüler çıkıyor karşınıza burada: Bulanık, karanlık. Aydınlıktan, diğer karakterlerin bakış açısında dışarı çıkıldığında ne gibi tehlikeler bekliyor emin olamıyorsunuz asla. Film boyu sürekli gardınızı almak zorundaymışsınız hissi sizi hiç bırakmıyor. Deniz dibinde geçmeyen sahnelerde de sanki ekran ıslakmış gibi, her yerde rutubet varmış fikrine kapılabilirsiniz. Oyuncuların giydiği mechvari zırhların tasarımına bayıldım. Tam icraatin içinden seslenir gibi dolaşıyorlar. Teknik olarak filme uyabilecek her materyali kullanmışlar bence.

Kurgu: Filmimiz hiç gereksiz samimiyetlere girmiyor. Siz daha ortama alışmaya çalışırken tüm cehennemin kapıları açılıyor ve gidişat öyle tutarlı ve düzgün ki bu histen bir türlü sıyrılamıyorsunuz. Filmin en sakin geçen sahnelerinde bile sürekli bir tehdit, beklenmeyen bir tehlike bekler hale geliyorsunuz. Kahramanlarımız ilerledikçe tükenen güçleri, ümitleri ve oksijenlerine rağmen daha büyük engelleri aşmak zorunda kalıyorlar. Ve bu olaylar size absürt veya sakil gelmiyor herhangi bir şekilde!

Son söz: Kabul, bu film herkesin meşrebi değil. Türü sevenler için bile tam emin olamıyorum ne kadar sevebileceklerine dair. Ama iyi bir yönetmenlik ve anlatım, düzgün oyuncular ve teknik dallarda idare ile birleşen böyle vizyon filmleri çok sık gelmiyor. Kesinlikle bir şekilde zaman yaratıp gidilmeli.