Uğur Şahin ve Özlem Türeci’nin şirketinden çıkan aşının bana verdiği yetkiye dayanarak sinema sezonunu açtım. Sinema salonlarını ne kadar özlediğimi bir daha hatırladım bu vesileyle. Yetenekli politikacılarımız aşıyı daha erken ülkeye getirselerdi bu işkence bugüne dek sürmeyecekti ama bunların üzerinde, en azından şu an, çok durmak istemiyorum. Bu ülkenin veteran vatandaşları olarak biliyoruz ki her zaman çok daha kötüsü mümkün.

Geçen sene Ağustos veya Eylül gibi Tenet izlemiştim en son o günden bugüne salonlar kesinlikle açılma emaresi göstermedi. Tenet deneyimi aradan geçen bunca zamana dek hala ruhuma yük olmaya devam ediyor. Kasıntı, dağınık, özensiz ve sıkıcıydı. Sinema ve gişe filmlerinin ne yapacağına dair bir meydan okumaydı ama keşke eser az biraz nitelikli olaydı. Nolan ne yapacağız seninle inan bilmiyorum abiciğim. İki saat film izlemeye niyet ediyoruz ne düzgün bir kurgu verebiliyorsun ne de ilgi çekici bir konu, üstüne sağır ediyorsun yetmezmiş gibi. İşte izleyiş o izleyiş sonra salon malon hak getire. Tabii geçen süre zarfında haber bültenlerinde hayatımızın başrolde olduğu trajikomik bir tiyatro eserini izledik ama sinemanın yerini tutmuyor elbette.

Blockbuster filmlere düşman değilim. Genelde boş zaman geçirmek için iyi ve keyifli bir uğraş olduğunu düşünmekle birlikte çok fazla nitelik aramıyorum. Az biraz heyecan, birkaç komik espri, efektler, romans. Yetti gitti. Zaten MCU sağ olsun artık blockbuster filmler de nitelik kaybetmeye başladı. Bir dizi izlemek için sinema biletine fahiş fiyatlar bayılma fikrinin cazip gelmemesi bir yana çok boyutlu zarar verdiğini düşünüyorum. Bu seriye bağlayıp peşi sıra benzer ve sıkıcı filmlerin çıkartılması da bizim imtihanımız olsa gerek. Artık 2-3 film tutan her franchise kendi evrenini yaratmaya girişiyor.

Fast and Furious serisi yaklaşık 20 yıldan beri hayatımızda. MCU’dan şikâyet ediyoruz ama Iron Man filmi 2008 yılında gösterime girmiş, öyle düşünün. Hiçbir zaman çok hevesle beklediğim, hayranı olduğum bir seri olmadı ama boş zaman geçirip sinema salonundan dışarı adım attıktan sonra hafızamdan tamamen çıkan filmlerden oluşan bir seçki. Eğlenceli ve heyecanlı zamanları vardı elbette ama çok önem atfetmedim ona asla. Bir de MCU gibi hazır materyallerden beslenmek yerine kendi evrenini yaratmak zorunda olduğu için senede 3 filmle karşımıza gelemiyor yoksa bu azimle daha fazlasına muktedirler. Ha elbette bu da değişmek üzere yakında. Çünkü artık ezeli düşman oldukları için Vin Diesel ve The Rock F&F franchiseında farklı yönlere doğru ilerliyorlar. F&F Presents: Hobbs and Shawn bunun ilk adımı. Bu hızla giderlerse senede 2 tane F&F filmi izleyebiliriz. Hayal gibi değil mi? Değil.

Neyse aldık biletimizi mısırımızı. Heyecanlıyız ilk başta yanlış filme girmişim. Bir baktım Hababam yaz oyunları oynuyor. Tamam sinemaya hasretiz ama onu izleyecek kadar da noksanlık çekmiyoruz. Neyse, hızla çıkıp bileti yeniledim dışarıda kendime bir burger-bira söyledim. Sonra ışık hızıyla filme girdim. Ve film… Çok aptal. F&F serisi için bile çok beceriksiz, kötü planlanmış aksiyon sahneleri. Şu an planlama aşamasında olan 4 tane F&F filmi olduğunu bilmesem (serinin sonraki filmi 2 kısımdan oluşacakmışşşş ve bir Hobbs & Shawn devam filmi ve F&F kadınlarının başrol oynayacağı film daha tasarlanıyor) “Abilerim, ablalarım yeterince eğlendik. Paranızı da kazandınız helali hoş olsun. Artık burada bıraksak mı?” diye sesleneceğim ama pek mümkün gözükmüyor.

29/100. Her halükârda uzak durulması gereken bir film.

Yönetmen: Serinin son filminin yönetmeni hiç de olaylara yabancı değil aslında. Tokyo Drift, F&F 4-5-6’nın yönetmeni kendisi. Bunların arasında favorim Tokyo Drift. Elbette original motion soundtrack sebebi ile yoksa satırlar yazdım filmle ilgili beklentilerime dair. İlk çıkışı güzel kızlar, güzel arabalar + bol adrenalin üzerine kurgulanmış bu serinin artık bir espiyonaj/ aile dramasına dönmesinde emekleri baya fazla. Ve bu film denen görsel çöpün bir numaralı sorumlusu. Sahneler, oyunculuk, görsellik her açıdan sınıfta kalan bir film var elimizde. Serinin sonraki filmi için de onun ismi konuşuluyor. Çok ümit veriyor insana…

Senaryo: Yok. Basbaya yok. Artık yarış filan sallamıyor kimse. Konu hız değil, ustalık hiç değil. Artık kahramanlarımız (henüz göstermeye utanıyorlar ama) çeşitli süper güçler taşıyorlar. Her aldıkları karar, aksiyonları vs hepsi super hero stuff. Kendini ciddiye alan, absürt derecesinde komik diyaloglar, kötü yaratılmış baştan savma karakterler ile bizi ikna etmeye çalışıyor. Ama pek olası yok sanki ya? Filmin bir kısmının uzayda geçmesinin alakasını çözemedim. Filmi dikkatle izledim ama… Fazla saçma değil mi tüm bu olanlar?

Oyunculuklar: Seneryoya yok filan yazdım ama iş oyunculuklara gelince durum çok daha içler acısı. Tüm fil top billed oyuncuların poz vermesinden ibaret. Bari biraz yarışsaydınız ya? Sizin alamet-i farikanız bu sonuçta. Ama yok illa en kaslı şekilde model pozlar verip saçma şeyler söylemek zorundalar. John Cena filmin açık ara en kötüsü. Tüm sahnelerde göz kanatan bir rol yapma performansı var diyebilirim. Filmin en iyileri Charlize Theron ve Helen Mirren ama yani onların kurtaramayacağı kadar büyük bir felaket var elimizde.

Sinematografi/ Diğer: Filmin belki de tek vasat üstü klasmanı. Geniş ferah çekimler var. Aksiyon sahnelerini iyi yakalamışlar diyebilirim. Efektler de göz yormuyor. Bu kadar.

Kurgu: Hehe. Bu başlığa geldiğimde sinirden gülüyorum. Bu filmin iskeletini o kadar baştan savma yapmışlar ki kurguluk bir şey de kalmamış aslında. Birkaç flash back- flash forward ile bir anlatım inşa edebileceklerini düşünmüşler. E tabii ki işe yaramamış. Family drama içinde family drama oluşturmayı denemişler ve o kadar ipin ucunu kaçırmışlar ki herkes koyvermiş gibi görünüyor.

Son söz: Açıkçası filmi izlemeye gitmeden denk geldiğim eleştiriler zaten felaket bir film olduğu yönünde emareler gösteriyordu ama izledikten sonra görüyorum ki insaflı bile davranmışlar. Serinin hayranlarını bile tatmin etmekte zorlanacak bir para tuzağı bu film. Tekrar sinemaların açılmasını kutlamak istiyorsanız bu filmi tercih etmeden önce bir daha düşünün.