Yıllardır korku filmlerini sevdiğimi söylediğimde insanlardan çok farklı tepkiler almışımdır ama “bir insanın korkmak için film izlemesi bana çok saçma geliyor” diğer hepsini döver. Yaklaşık 7-8 kişinin ağzından da duymuşumdur bunu. Eğer ben kısıtlı çevremde bu kadar tek tipleşmiş bir ifadeye maruz kalıyorsam düzenli film seyircisi içindeki oranını varın siz hayal edin. Peki bir düşünelim sayın okurlar (burada şuh, Rutkay Azizvari bir sesle kapı eşiğine, sağ elimde kadehle yaslanmışım gibi hayal edin beni) neden korku filmlerini izleriz? Amaç korkmak mı? Yoksa diğer film türlerinde olduğu gibi bir duyguyu aramak için mi (hayır arkadaşlar korkuyu arayamazsınız, korku sizi bulur) izleriz bu filmleri?

Bence izahat çok basit: korku filmleri aslında tematik olarak “kaçınılmaz olandan kurtulma” üzerine inşa edildiği için aslında bizleri neylerin kısıtladığını, ne gibi olguların aşağı çektiğini öğrenmek için çıkılan bir iç yolculuk gibidir (hala Rutkay Aziz sesiyle okumaya devam ediyorsunuz değil mi bu satırları?). O yüzden tek başına “korkmak için izlenilen filmler” diye sınıflandırmak hakkaniyetli olmaz diye düşünmekteyim.

Bir de hazır laf korku filmlerinden açılmışken Amerikan Korku Sinemasının en önemli klişelerinden birisinden daha bahsedip filmi öyle tanıtmaya geçmek isterim: “Black Dude Dies First”. Aslında genel bir kural değil ama Holywood parodileri ile sanki gerçekliği su götürmez bir olgu. Tabii genelde siyahi karakterler character arc tamamlayamadan ölüyorlar filmlerde ilk olsun veya olmasın ama bu defa elimizde siyahları anlatan bir korku filmi var ve ilk dakikadan itibaren bu beklenti kafamızda dönmeye başlıyor geri sayım başlarken. Tabii ne olduğunu söyleyecek değilim ama işleniş açısından minör farklılıklar var gibi.

75/100, kaçan fırsatlarla dolu bir film

Yönetmen: Nia Costa yönetmenlik kariyerinin henüz başlarında olan siyahi bir kadın yönetmen. İlk filmi Little Woods ile eleştirel açıdan övgülere mazhar olmuş. Filmdeki idaresini ben şahsi olarak beğendim. Oyunculuklar ve sahne kompozisyonları iyi. Filmin akışını hizada tutabilmiş ve bazı aksayan yanlarını görmezden gelirsek iyi iş çıkarmış diyebilirim.

Senaryo: Şimdi önceki filmleri izleyeli çok oldu, bu filme gitmeden önce fırsat yaratıp onları tekrar izleyemedim o açıdan biraz üzgünüm diyebilirim. Ama bu film önceki filmlere atıfta bulunsa da yer yer kendine has bir başlangıç kovalıyor. Anlatım olarak iyi diyebilirim. En azından tutarlı karakterler ve bir atmosfer yaratma peşinde baya emek harcıyor. Kendi atmosferini görsel ve içerik olarak adım adım kurmasını takdir etsem de bazı tartışmalı şeyler dikkatimden kaçmadı. Özellikle filmin siyahilere dair baskılanmanın geçmişini irdelemeye çalışıp topu orta sınıf şımarıklığına kitlemesi ama bir yerden sonra devletin şiddet tekeline karşı şiddetle karşılık verilmesini savunması… Hmmm… Bir korku filmi için çok fazla social commentary yoğun bir şekilde sığdırılmış sanki. Filmin künyesine bakınca bir isim dikkatimizi çekiyor, Jordan Peeley. Sanki bu anlatımdan doğrudan o sorumluymuş gibi hissediyorum. Prodüktör ve senaryo yazarı olarak dahil olduğu bu filmde kamera arkasında anlatmaya cesaret edemeyeceği konuları sıkıştırmış olduğunu öğrenirsem bir gram bile şaşırmam.

Oyunculuk: Filmin casti bence siyahilerin baskılanmasına dair anlatıları kalpten özümsemiş ve ellerinden geleni en iyi şekilde koymuşlar. Özellikle başroldeki Yahya Abdul-Mateen II (bu abinin birincisi babası mı oluyor) iyi performansı ile senaryo içindeki aksaklıkları perdelemekte çok başarılı. Yan karakterler arasında da en kötüsü bile vasat üstü performans göstermiş diyebilirim.

Sinematografi/ Diğer: Görsel açıdan özellikle masalsı bir hava katmak için kullanılan animasyonlar çok iyi. Narrative animasyon + voice over anlatım birbirine uyumlu gitmiş diyebilirim. Genel olarak iç ve dış mekân çekimleri de gayet başarılı. Atmosferin yansıtılması konusunda hiç eksiği yok diyebilirim. Filmin müzikleri fena değil ama çok ön plana çıkamıyor. Ama açılışta çalan şarkı ile kalbimi çalmadılar desem yalan olur.

Kurgu: Hikâyenin ilerlemesi açısından pek itirazım veya göze batan bir şey olmadığını söyleyebilirim. Ama keşke elini ilk perdeden belli etmeseydi diyorum. Olayların gelişimi ve karakterlerin gelişimlerinin arka planlarını daha fazla doldurmadan cesur bir şekilde elini göstermesi filmin gidişatını fena halde baltalamış diyebilirim. George Floyd sonrası dönemde çıkmış bir filmin aslında hikâye ve karakterleri daha farklı şekillerde sunabilirdi diye düşünüyorum.

Son Söz: Bazı yerlerde kendi önüne koyduğu engellere takılıp tökezlese de çeşitli açılardan seyirciyi tatmin edebilecek bir korku filmi. Çekilin beyazlar, eski bir korku ikonu unutulmuş koltuğunu tekrar doldurmak için tekrar geldi.