Babamı üniversiteye başlamadan bir yıl önce kaybettim. Benden tek isteği bir gün büyükelçi olmamdı. Ben de Dışişleri Bakanlığına girdim. Mesleğimin en iyi yıllarındayken nereden bilecektim ki günün birinde bir yabancıya aşık olacağımı, mesleğim ve aşkım arasında arafta kalacağımı.” Bu cümleleri yabancı bir diplomat arkadaşımdan duymuştum. Körfez’den bir diplomattı, hatta mesleğinde çok başarılı olanlardandı. Tıpkı diğer körfez ve bazı Arap ülkelerinde olduğu gibi ülkesinin kanunları, yabancı biriyle evlenmesini yasaklıyordu. Bir insan yıllarca emek verdiği bir görevden istifa edip nasıl sil baştan başlayacaktı? İşte bu, onun gibi çok sayıda diplomat ve devlet görevlisinin her gün yaşadığı önemli bir sorundu.

Çok yakın döneme kadar Türkiye’de de diplomatların yabancı uyruklularla evlenmeleri yasaktı. Geçmişte, yabancı uyruklularla evlilik Dışişleri’nin sorunlarından biriydi. Böyle durumlarda diplomat ya mesleği ya evliliği tercih ediyordu. Dışişleri Bakanlığı’nın Kuruluş ve Görevleri Hakkındaki Kanun, yabancı evlilikleri yasaklayarak casusluğu önlemeyi amaçlıyordu. 1998 yılında Hürriyet gazetesi Birleşmiş Milletler’de görevli bir Türk diplomatın ‘‘zorunlu’’ olarak Brezilyalı eşiyle nikahsız yaşadığı haberini yapmıştı. Genç diplomat, evlenebilmek için koalisyon hükümetinin çıkaracağı yasayı bekliyordu. Brezilya Büyükelçisi’nin UNICEF’te çalışan kızından bir kız çocuğu sahibi olan bu genç diplomat, Dışişleri Bakanlığı yönetmeliğine takılıyordu. O dönemde Dışişleri Bakanlığı’nda, bu genç diplomat gibi yabancılarla yaşayan 33 Türk diplomat daha bulunuyormuş(1). Bu diplomatlar, evlenecekleri kişiyi kendilerinin belirleyeceğini, devletin söz söyleme yetkisinin olmadığını savunuyorlardı.

Evlilik, kişinin verebileceği en kritik kararlardan biridir. Sonuçları, sadece bir kişinin hayatını etkilemekle kalmaz; aileleri ve doğacak çocukları da etkiler. Hayat arkadaşınız olacak kişiyi seçtiğinizde, son söz kime ait olmalıdır? Aileye mi, devlete mi, kişinin kendisine mi? İşte birçok Körfez ve Arap ülkesi vatandaşları, her gün bu soruyla karşı karşıya. Diplomat ya da askeri personel olmasına gerek yok, körfez ülkesi vatandaşları bir yabancıyla evlenmek için bile hükümetlerinden zorlu bir onayı almanın mücadelesini yaşıyor yıllardır. Bu yabancı tanımı, Arap olmayanları ve hatta bazı Arapları, gayrimüslimleri ve hatta bazı Müslümanları da kapsıyor. “Bu yüzden bekar ve boşanma oranlarının yüksek olması hiç şaşırtıcı değil. Çok sayıda mutsuz evlilikten bahsetmiyorum bile” diyor Suudlu gazeteci arkadaşım. Erken yaşta zorla evlilikler, sınırlı tercihler ve aile müdahalesi (aynı kabileden ya da aynı mezhepten evlilik yapılması baskısı) bugün Körfez’de boşanmaların sebepleri arasında. Bu sebeplere iten en önemli faktörlerden biri ise hala mevcut sistemde var olan devlet müdahalesi. Yani bürokrasi koridorlarına sıkışan hayatlar ve kimlikler sorunsalı.

Mesela, 2014 yılında çıkan bir yasa ile Suudi yetkililerin Suudi vatandaşı olmayanlar ile evlenmesi yasaklandı. On bir maddeden oluşan yeni yasa, Suudi Arabistan İçişleri Bakanlığı tarafından yayınlandı. Yeni yasanın ilk maddesinde Suudi bakanları, diplomatları ve Şura Konseyi üyeleri ile hassas görevlere sahip memurlar da dahil olmak üzere, üst düzey yetkililerin Suudi Arabistanlı olmayan kadınlarla evlenmesi yasaklandı(2). Diğer bir örnek, yakın bir zamana kadar Kuveytli diplomatların da Kuveyt vatandaşı olmayan biriyle evlilik gerçekleştirmesi yasaktı. Şimdi ise Arap olmayanları kapsıyor bu yasa. Tabii, körfez ülkeleri ve vatandaşı tarafından bu yasaların varlığı önemli. Suudlu kadın hukukçu Dimah Talal Al-Sharif’e göre “ülkeler güvenliklerini ve diğer çıkarlarını korumakla yükümlüdür ve bu yüzden vatandaşların yabancılar ile evlilikleri sıkı kontrollere tâbidir”(3). Geçmişte sırf Körfez ülkelerinden birinin vatandaşlığını almak için yapılan evlilikler ve sonrası boşanmalar, hala bu yasaların geçerli olmasına neden oluyor. Devlet, bu yasalar ile suistimale karşı vatandaşlarını koruduğunu savunuyor.

Körfez ülkelerinde tek mesele, diplomatların ya da diğer hassas görevlerde bulunan kişilerin bir yabancı ile evlenememesi değil sadece. Diğer meslek gruplarından olanların yabancılarla yaptığı evliliklerde, bu evliliğin neredeyse bütün aileyi temel haklardan mahrum bırakması problemi söz konusu; yani bazı Arap ülkelerinde bir kadının yabancı bir erkek ile evlenmesi sonucu ne evlendiği kişiye ne de bu evlilikten olan çocuklarına vatandaşlık verememesi, bugün hala büyük bir sorun. Oysa aynı ülkelerde, bir erkeğin yabancı bir kadın ile evlendiğinde böyle bir sorunun olmaması ataerkil bir toplumun çifte standart uygulamasının en iyi örneği sanırım. Örneklerimi en iyi bildiğim, doğup büyüdüğüm ülkeden vermeye çalışacağım; ama diğer körfez ülkelerinde de durumun aynı ve hatta daha da sert olduğunu belirtmek gerekir.

Kuveytli milli sporcu Shahad Al-Hawwal’ın İtalyan bir erkekle evlendiğinde, olan tam da buydu. Eşinin yabancı olması nedeniyle, düğünleri olması gerekenden çok daha fazla dikkat çekti ve günlerce ülke genelinde eleştirildi. Kuveytli bir erkeğin diğer milletten kadın ile evlenme kararını sorgulamayan; ancak Kuveytli bir kadının İtalyan bir erkekle evliliğinin nasıl o kadını ataerkil bir toplumda hedef tahtasına koyduğunun en açık örneğiydi.

Bir diğer örnek ise benim de şahsen tanıdığım Kuveytli bir kadının Pakistanlı bir adam ile evlenmesi. Kuveytli bir kadın, Pakistanlı kocasından olan çocuklarına vatandaşlık veremiyor. Dahası, oğulları Kuveytli bir kadın ile evlenmek istese, sırf babaları Pakistanlı olduğu için toplumsal tabular yüzünden olumlu karşılanmayacağı da bir gerçek. Körfez toplumlarında kadınların yabancılarla evlenmesi nadir olduğundan, Körfez kadınları sadece bu sosyal tabularla değil, aynı zamanda eşlerine ve çocuklarına vatandaşlığı aktarmalarını engelleyen haksız yasalarla da uğraşmak zorundalar. Bu tür cinsiyetçi düzenlemeler, kendi ülkelerinde yabancı gibi yaşamak zorunda kalan bu evliliklerden doğan çocuklara hayatı zorlaştırıyor. Körfez ülkelerinde, yabancılar ancak o ülkenin bir vatandaşı kefil olursa ikamet edebilir. “Kafala” yani “kefillik” denen bu sistem, yabancıların çalışma ve ikamet koşullarını düzenleyen bir sistem. Bu sisteme göre; yabancı ile evlenen Arap anne, kendi eşine ve çocuklarına kefil oluyor. Diğer bir husus ise yasal açıdan göçmen olarak muamele görmeleri sebebiyle, devlet tarafından vatandaşlara sağlanan iş imkanlarına da erişememeleri.

Birçoğu, bu tür yasaların varlığının, insanların meseleyi görme biçimini etkilediğine inanmakta. Kızlarının yabancı biriyle evlenmesinden ve daha sonra kendi ülkesinde çocuklarla kalmakta sorun yaşamasından endişelenen bazı aileler, bu evlilik türünü “sosyal olarak kabul edilemez” görmekte; fakat körfezli kadınlar, bu yasaların toplumsal normlara meydan okuyan kadınlara karşı cinsiyetçi ceza olduğuna inanıyor. Bu tür yasalar; Körfez ülkeleri olan Kuveyt, Umman, BAE, Suudi Arabistan, Bahreyn, Katar ve hatta Ürdün de dahil olmak üzere tüm Arap dünyasında var neredeyse. Bütün zorluklarına rağmen istatistikler, Arap dünyasında hem kadınların hem de erkeklerin yabancıyla evlenme sayılarında ciddi bir artış olduğunu gösteriyor(4). Her ne kadar Körfez ülkeleri küreselleşmenin etkilerinden endişe etmiş ve toplumsal dokularını muhafazaya yönelik politikalar geliştirmiş olsa da, yeni neslin liberal çizgisi yabancı ile evlenmeye bakışı önemli ölçüde değiştiriyor. Kim bilir, her şeyin çok hızlı değiştiği Körfez’de belki bir gün bu yasalar da değişir.

Fotoğraf: Zoriana Stakhniv

Dipnotlar


  1. ‘Zorunlu olarak nikahsız çift’, Hürriyet, 29.03.1998, http://www.hurriyet.com.tr/gundem/zorunlu-olarak-nikahsiz-cift-39011937
  2. ‘What happens when a Saudi wants to marry a foreigner’, Arab News, 15.01.2020, https://www.arabnews.com/node/1613241
  3. A.g.e
  4. ‘249,000 Kuwaiti women married to foreigners until 2018’, Arab Times, 02.09.2019, https://www.arabtimesonline.com/news/249000-kuwaiti-women-married-to-foreigners-until-2018/