Daktilo 1984Daktilo 1984
    • Hakkımızda
    • İletişim
    • E-Bültene Abone Ol
    • Destek Ol
    Facebook Twitter Instagram Telegram
    Twitter Facebook YouTube Instagram WhatsApp
    Daktilo 1984Daktilo 1984
    Destek Ol Abone Ol
    • İZLE
      • Çavuşesku’nun Termometresi
      • 2’li Görüş
      • İki Savaş Bir Yazar
      • Cumhuriyet’in Edebiyatı
      • Varsayılan Ekonomi
      • Yakın Tarih
      • Tümünü Gör
    • OKU
      • Yazılar
      • Röportajlar
      • Çeviriler
      • D84 INTELLIGENCE
      • Asterisk2050
      • Yazarlar
      • Kitap Yorum
    • D84 FYI
      • Hariçten Gazel
      • ABD Gündemi
      • Avrupa Gündemi
    • daktilo2
    • Project Syndıcate
    Daktilo 1984Daktilo 1984
    Anasayfa » Suat Kınıklıoğlu: Güçlü bir Türkiye’nin anahtarı, demokrasiyi güçlendirmek ve iç barışı sağlamaktır 
    daktilo2 Röportajlar

    Suat Kınıklıoğlu: Güçlü bir Türkiye’nin anahtarı, demokrasiyi güçlendirmek ve iç barışı sağlamaktır 

    Gökhan Korkmaz15 Mart 20267 dk Okuma Süresi
    Paylaş
    Twitter Facebook LinkedIn Email WhatsApp

    Eski milletvekili ve dış politika uzmanı Suat Kınıklıoğlu, son dönemde İran tarafından ateşlenen balistik füzelerin Türk hava sahasına girmesi, NATO’nun Malatya’ya Patriot sistemleri konuşlandırması, S-400 krizi ve bölgesel jeopolitik gelişmelerin Türkiye’nin dış ve güvenlik politikasına yansımalarına dair Daktilo2’ye çarpıcı değerlendirmelerde bulundu. 

    Avrasyacılığın, Rusların yıllardır pişirdiği fakat son kullanma tarihi geçmiş bir ideoloji olduğunu ve Türkiye’nin savunma önceliğinin NATO olduğunu belirten Kınıklıoğlu, “İç barışımızı tesis etmek zorundayız. Bu konuda ciddi eksikliklerimiz var. Bölgemiz ateş çemberi. Güçlü bir Türkiye’nin anahtarı demokrasiyi güçlendirmek ve iç barışı sağlamaktır.” diyor. Eski milletvekili ve dış politika uzmanı Suat Kınıklıoğlu’nun Daktilo2’nin sorularına verdiği yanıtlar şöyle: 

    Son günlerde Türk hava sahasına İran tarafından ateşlenen balistik füzeler sonrası NATO ile iş birliği kapsamında Malatya’ya Patriot savunma sistemleri konuşlandırıldı. Bu gelişme, Ankara’nın bağımsız savunma kabiliyetindeki gerçek boşluğa mı işaret ediyor, yoksa geçici bir kriz yönetimi mi?  

    Türkiye’nin bağımsız bir hava savunma kabiliyeti henüz yok. Ama bu sıra dışı bir durum değil. Dünyada çok az ülkenin kendi başına yeterli hava savunma sistemi var. On yıllardır NATO’nun güneydoğu kanadını savunduk. Yemedik, içmedik, 600 bin kişilik bir ordu besledik. Şimdi NATO’nun sağladığı güvenlik şemsiyesinden yararlanma zamanıdır. Ayrıca Türkiye nüfusu çoğunlukla Müslüman bir ülke olarak NATO’ya önemli miktarda meşruiyet ve kapasite sağlamaktadır. İran’dan atılan füzelerin NATO’ya bağlı hava ve füze savunma unsurlarınca düşürülmesi bu güvenlik şemsiyesinin sonuç aldığını göstermiştir.  

    Türkiye’de iç kamuoyu on yıldır Avrasyacıların ve İslamcıların romantize ettiği bir S400 hikayesiyle yanıltıldı. Bu konuda ciddi bir bilgi kirliliği ve kafa karışıklığı var. Bu işte Avrasyacı lobisinin çok günahı var. İran savaşında yaşananların Türk savunma ve siyaset çevrelerine bazı önemli hususları hatırlattığını umuyorum. Türkiye bir NATO ülkesidir ve bu güvenlik şemsiyesine hem katkı sağlamakta -yani güvenlik üretmektedir- hem de NATO’nun sağladığı güvenlikten şemsiyesinden haklı olarak yararlanmaktadır.   

    Türkiye bir NATO üyesi olarak ittifak içerisinde kendi hava savunma kapasitesini artırmak zorundadır. Bölgedeki gelişmeler hava savunması konusunda yeni bir aciliyete işaret etmektedir. Hem Hava Kuvvetlerimizi güçlendirmemiz gerekiyor hem de NATO’nun hava savunma sistemine tam entegre olmamız lazım.  

    Türkiye 2019 yılında Rusya’dan S-400 sistemini alınca, ABD bu nedenle 17 Temmuz 2019’da Türkiye’yi proje ortağı olduğu F-35 yeni nesil savaş uçaklarının üretim sürecinden çıkardığını duyurmuştu. Ayrıca ABD’nin hasımları için öngördüğü CAATSA yaptırımları ilk kez bir NATO ülkesine uygulandı. Türk hava sahasına İran tarafından ateşlenen balistik füzeler sonrası S400’ler ise kullanılamadı ve Patriot savunma sistemi konuşlandırıldı. S-400’ler neden kenarda kaldı? Bunun sebebi teknik uyumsuzluk mu, siyasi çekince mi ya da ABD ile varılan bir anlaşmadan dolayı mı? 

    S400 işi Türk savunma alımları tarihinin en yanlış ve maliyetli kararlarından biridir. Yarım asırdan fazladır NATO üyesi olan bir ülkenin NATO’nun hasmı olan bir ülkeden S400 sistemini alması tam anlamıyla bir anomali. Amerikalılar Ankara’ya alımdan ve füzelerin Türkiye’de konuşlandırılmasından çok önce bu füzeleri alırsanız sizi F-35 programından çıkarmak zorunda kalırız ve CAATSA yaptırımlarına tabi olursunuz mesajını açık ve net bir şekilde bildirdiler ama bizim karar mercileri bunu aşılabilecek bir blöf olarak okudular. Ankara şimdi F-35 programına geri dönmek, Halkbank davasını çözmek, CAATSA yaptırımlarının tamamen kaldırılmak istiyor. Dolayısı ile S400’lerin kullanılması söz konusu bile olamaz.  

    Zaten S400’leri NATO’nun hava savunma sistemi ile entegre etmek mümkün değil. Anlayacağınız nereden bakarsanız yanlış bir iştir bu S400 işi. Washington S400’lerin Türkiye Cumhuriyeti topraklarının dışına çıkartılmasını istiyor ama bu konuda direnç var. Yani sorun tam olarak çözülemedi. S400’leri 2.5 milyar dolara almak bize hem F-35 programından çıkarılmaya hem de F-35 üretici sisteminden çıkarılmaya mal oldu ki bu 11 milyar dolarlık parasal bir kayıp ve kritik bir knowhow (teknik bilgi)  kaybı anlamına geldi. Umarım S400’lerin alımı ve sonrasında yaşananlar Ankara’daki karar vericilere önemli bir ders olmuştur.     

    Tarihsel olarak İran ile Türkiye arasındaki ilişkileri göz önüne aldığımızda, ABD-İsrail ile İran arasında yaşanan savaş Ankara’nın İran ve Rusya ile ilişkilerini nasıl etkileyecek? 

    Ankara şimdiye kadar ABD-İsrail ikilisinin İran’a saldırısı işini iyi yönetti. Hem Cumhurbaşkanı Erdoğan hem Dışişleri Bakanı Fidan iyi bir siyasi çizgi tutturdular. İran, Türkiye’nin diplomatik çabalarını görmüş ve umulan odur ki takdir etmiştir.  

    Rusya ile ilişkiler zaten son zamanlarda Ukrayna savaşından ötürü dengeli ama gereksiz bir yakınlıktan uzak olarak yürütülmeye devam edilmektedir. Erdoğan’ın Trump’la yakın ilişkisi göz önüne alındığında Erdoğan bu aşamada Rusya’dan çok ABD ile ilişkilerde çıkarlarımızı sonuna kadar ilerletme hedefini yürütüyor.  

    Türk-İran ilişkileri bölgede hem komşuluk hem de rekabet boyutunda ilerler. Bu savaş sona erdiğinde İran uzun bir süre komşularına bir tehdit olmaktan uzak bir konumda olacaktır.  

    Rusya ise Ukrayna’da gittikçe batağa saplanmaktadır ve Rusya’nın geleceği pek de iyi durmuyor. Türk-Rus ilişkilerinin çok uzun ve çok sıkıntılı bir tarihi vardır. Ankara son 25 yılda Moskova ile daha dengeli bir ilişki yürütmeyi öğrendi. Türkiye bu iki önemli ülke ile ilişkilerini uzun bir süredir yaptığı gibi yönetmeyi becerecektir.   

    Kısa bir süre önce ABD ve Türkiye, Halkbank davası konusunda anlaştı. Halkbank, belirlenen süre içerisinde anlaşma şartlarını yerine getirirse davanın tamamen kapanacağı gündeme geldi. Öte yandan ABD-İsrail ile İran arasında yaşanan savaş sebebiyle Malatya’da Patriot savunma sistemleri konuşlandırıldı. Bütün bu gelişmeler düşünüldüğünde bu kriz Türkiye’yi yeniden Washington’a mı yaklaştıracak? Ayrıca, Ankara’nın F-35 programına dönmesi için bir sinyal var mı? 

    Daha önce belirttiğim gibi Türkiye ve ABD arasında kurumları aşan ve iki liderin yakın ilişkisi üzerine oturan bir ilişki var. Trump kasım ayından sonra ya topal ördek olacak ya da azletme süreci ile karşı karşıya kalacak. Dolayısı ile Erdoğan kasım ayına kadar Trump üzerinden Halkbank dahil birçok konuyu çözmek istiyor. Bu yüzden ABD’ye yaklaştığımız algısının şekillenmesi çok şaşırtıcı değil, ama Türkiye konumu sebebiyle hem ABD ve Batı ile hem de komşuluk alanı ve Doğu’nun yükselen aktörleri ile dengeli ilişkiler yürütmek durumundadır. Savunma alanında Türkiye’nin önceliği ve çıkarı bellidir. O da NATO üyeliğidir. İran meselesi bunu tekrar net olarak gösterdi.  

    NATO’nun Malatya’ya hızlı bir şekilde Patriot füzelerini konuşlandırması doğru ve yerinde bir karardır. S400’ler krizinden sonra Washington ile ilişkilerin tekrar normale dönme ihtimali belirdi diyebiliriz.  

    Daha geniş jeopolitik açıdan ele alırsak, savaşın bölgesel bir kaosa dönüşme riski taşıdığı görülüyor. Türkiye bu koşullarda NATO ve Avrasya ile ilişkilerini nasıl konumlandırılmalı? Yıllardır “stratejik özerklik” ve savunma sanayinde “kendi kendine yeterlilik” vurgusu yapan Türkiye, bu krizlerden hangi dersleri çıkarmalı? 

    Avrasyacılık Rusların yıllardır pişirdiği fakat son kullanma tarihi geçmiş bir ideolojidir. Türkiye için bir alternatif değildir. Hele hele Rusya’nın Ukrayna’yı işgal etmeye kalkmasından sonra halen hangi yüzle Avrasyacılık yapılıyor bu ülkede hayretler içerisindeyim. Bu Avrasyacı arkadaşların gerçeklikten uzak vaatleri Türkiye’de kafaları karıştırmaktadır. Türkiye hep bir denge gözetmek durumundadır ama hiçbir ülke güvenliğini ve savunma önceliklerini risk altına sokamaz. İran acımasızca bombalanırken Çin ve Rusya’nın seyrettiğini sanırım kamuoyumuz not etmiştir. Türkiye’nin savunma önceliği NATO’dur, fakat aynı zamanda kendi stratejik kapasitemizi de artırmak zorundayız. Savunma sanayimizi geliştirmeye devam etmeliyiz.  

    NATO içinde de olsanız dünya, içinde çok sayıda belirsizlik barındıran bir geçiş dönemine girdi. Bu geçiş döneminde bizi güçlü kılacak en önemli husus kendi kapasitemiz olacaktır. İdeali tabii, tamamen bağımsız olmaktır ama mevcut küresel koşullarda bu neredeyse imkansızdır. Esas olan savunma önceliklerini iyi belirlemek ve kendi kapasitenizi de buna paralel olarak geliştirmek ve artırmaktır. Bizim son yıllarda savunma sanayine öncelik vermemiz bu anlamda isabetli bir karar olmuştur. Ne var ki, İran örneğinin gösterdiği gibi bir ülkenin iç barışı dış savunması açısından çok önemli bir barometre olarak karşımıza çıktı. İran’da iç barış olmadığından ülkede casusların cirit attığı görüldü. İç barışımızı tesis etmek zorundayız. Bu konuda ciddi eksikliklerimiz var. Bölgemiz ateş çemberi. Güçlü bir Türkiye’nin anahtarı, demokrasiyi güçlendirmek ve iç barışı sağlamaktır. 

    Dünya M
    Paylaş Twitter Facebook LinkedIn Email WhatsApp
    Önceki İçerikMikro-Evrenler, Makro-Yıkımlar: Dünya Yanarken Akıl Sağlığımızı Korumak

    Diğer İçerikler

    daktilo2 Yazılar

    Mikro-Evrenler, Makro-Yıkımlar: Dünya Yanarken Akıl Sağlığımızı Korumak

    15 Mart 2026 Elif Avcı
    daktilo2 Yazılar

    Türk Muhalefetinin Kör Noktası: Dış Politika  

    15 Mart 2026 Nurettin Kalkan
    daktilo2 Yazılar

    Küçük Körfez Ülkeleri ve Güvenlik Paradoksları

    15 Mart 2026 Birol Başkan

    Yorumlar kapalı.

    Güncel İçerikler

    Suat Kınıklıoğlu: Güçlü bir Türkiye’nin anahtarı, demokrasiyi güçlendirmek ve iç barışı sağlamaktır 

    15 Mart 2026 daktilo2 Röportajlar Gökhan Korkmaz

    Mikro-Evrenler, Makro-Yıkımlar: Dünya Yanarken Akıl Sağlığımızı Korumak

    15 Mart 2026 daktilo2 Yazılar Elif Avcı

    Türk Muhalefetinin Kör Noktası: Dış Politika  

    15 Mart 2026 daktilo2 Yazılar Nurettin Kalkan

    Küçük Körfez Ülkeleri ve Güvenlik Paradoksları

    15 Mart 2026 daktilo2 Yazılar Birol Başkan

    E-Bültene Abone Olun

    Güncel içeriklerden ilk siz haberdar olun




    Archives

    • Mart 2026
    • Şubat 2026
    • Ocak 2026
    • Aralık 2025
    • Kasım 2025
    • Ekim 2025
    • Eylül 2025
    • Ağustos 2025
    • Temmuz 2025
    • Haziran 2025
    • Mayıs 2025
    • Nisan 2025
    • Mart 2025
    • Şubat 2025
    • Ocak 2025
    • Aralık 2024
    • Kasım 2024
    • Ekim 2024
    • Eylül 2024
    • Ağustos 2024
    • Temmuz 2024
    • Haziran 2024
    • Mayıs 2024
    • Nisan 2024
    • Mart 2024
    • Şubat 2024
    • Ocak 2024
    • Aralık 2023
    • Kasım 2023
    • Ekim 2023
    • Eylül 2023
    • Ağustos 2023
    • Temmuz 2023
    • Haziran 2023
    • Mayıs 2023
    • Nisan 2023
    • Mart 2023
    • Şubat 2023
    • Ocak 2023
    • Aralık 2022
    • Kasım 2022
    • Ekim 2022
    • Eylül 2022
    • Ağustos 2022
    • Temmuz 2022
    • Haziran 2022
    • Mayıs 2022
    • Nisan 2022
    • Mart 2022
    • Şubat 2022
    • Ocak 2022
    • Aralık 2021
    • Kasım 2021
    • Ekim 2021
    • Eylül 2021
    • Ağustos 2021
    • Temmuz 2021
    • Haziran 2021
    • Mayıs 2021
    • Nisan 2021
    • Mart 2021
    • Şubat 2021
    • Ocak 2021
    • Aralık 2020
    • Kasım 2020
    • Ekim 2020
    • Eylül 2020
    • Ağustos 2020
    • Temmuz 2020
    • Haziran 2020
    • Mayıs 2020
    • Nisan 2020
    • Mart 2020
    • Şubat 2020
    • Ocak 2020
    • Aralık 2019
    • Kasım 2019
    • Ekim 2019
    • Eylül 2019
    • Ağustos 2019
    • Temmuz 2019
    • Haziran 2019
    • Mayıs 2019
    • Nisan 2019
    • Mart 2019

    Categories

    • Asterisk2050
    • Bültenler
    • Çeviriler
    • D84 INTELLIGENCE
    • daktilo2
    • EN
    • Forum
    • Özetler
    • Podcast
    • PROJECT SYNDICATE
    • Röportajlar
    • Uncategorized
    • Videolar
    • Yazılar
    Konular
    • Siyaset
    • Ekonomi
    • Dünya
    • Tarih
    • Kültür Sanat
    • Spor
    • Rapor
    • Gezi
    İçerik
    • Yazılar
    • Podcast
    • Forum
    • Röportajlar
    • Çeviriler
    • Özetler
    • Bültenler
    • D84 INTELLIGENCE
    Konular
    • Siyaset
    • Ekonomi
    • Dünya
    • Tarih
    • Kültür Sanat
    • Spor
    • Rapor
    • Gezi
    Sosyal Medya
    • Twitter
    • Facebook
    • Instagram
    • Youtube
    • LinkedIn
    • Apple Podcast
    • Spotify Podcast
    • Whatsapp Kanalı
    Kurumsal
    • Anasayfa
    • Hakkımızda
    • İletişim
    • Yazarlar
    • D84 Yayınları
    • İçerik Sağlayıcılar
    • Yayın İlkeleri ve Yazım Kuralları
    © 2026 DAKTİLO1984
    • KVKK Politikası
    • Çerez Politikası
    • Aydınlatma Metni
    • Açık Rıza Beyanı

    Arama kelimesini girin ve Enter'a tıklayın. İptal etmek için Esc'ye tıklayın.

    Çerezler

    Sitemizde mevzuata uygun şekilde çerez kullanılmaktadır.

    Fonksiyonel Her zaman aktif
    Sitenin çalışması için ihtiyaç duyulan çerezlerdir
    Preferences
    The technical storage or access is necessary for the legitimate purpose of storing preferences that are not requested by the subscriber or user.
    İstatistik
    Daha iyi bir kullanıcı deneyimi sağlamak için kullanılan çerezlerdir The technical storage or access that is used exclusively for anonymous statistical purposes. Without a subpoena, voluntary compliance on the part of your Internet Service Provider, or additional records from a third party, information stored or retrieved for this purpose alone cannot usually be used to identify you.
    Pazarlama
    Size daha uygun içeriklerin iletilmesi için kullanılan çerezlerdir
    • Seçenekleri yönet
    • Hizmetleri yönetin
    • {vendor_count} satıcılarını yönetin
    • Bu amaçlar hakkında daha fazla bilgi edinin
    Seçenekler
    • {title}
    • {title}
    • {title}