Close Menu
Daktilo 1984Daktilo 1984
    • Hakkımızda
    • İletişim
    • E-Bültene Abone Ol
    • Destek Ol
    Facebook X (Twitter) Instagram Telegram
    X (Twitter) Facebook YouTube Instagram WhatsApp
    Daktilo 1984Daktilo 1984
    Destek Ol Abone Ol
    • İZLE
      • Çavuşesku’nun Termometresi
      • 2’li Görüş
      • İki Savaş Bir Yazar
      • Cumhuriyet’in Edebiyatı
      • Varsayılan Ekonomi
      • Yakın Tarih
      • Tümünü Gör
    • OKU
      • Yazılar
      • Röportajlar
      • Çeviriler
      • D84 INTELLIGENCE
      • Asterisk2050
      • Yazarlar
      • Kitap Yorum
    • D84 FYI
      • Hariçten Gazel
      • ABD Gündemi
      • Avrupa Gündemi
    • daktilo2
    • Project Syndıcate
    Daktilo 1984Daktilo 1984
    Anasayfa » ABD Gündemi: İran Savaşı’nın Etkileri ve Sudan’daki Tutum 
    Bültenler

    ABD Gündemi: İran Savaşı’nın Etkileri ve Sudan’daki Tutum 

    By Emrullah Özdemir16 Mart 20266 Mins Read
    Share
    Twitter Facebook LinkedIn Email WhatsApp

    ABD ve İsrail’in İran’a saldırmasıyla başlayan savaş 16. gününü doldurdu. Donald Trump savaş başlarken bu savaşın “4-6 hafta” süreceğini açıklamıştı. Ancak sahadaki gerçeklik, savaşın daha uzun bir zamana yayılacağına işaret ediyor. 15 Mart itibariyle taraflar arasında herhangi bir ateşkes ya da müzakere ihtimali görünmüyor.  

    ABD ve İsrail, İran’ı olabildiğince yıpratmaya çalışırken İran hala parçalanmış bir görüntüye sahip değil. Savaşın ilk haftası ülkedeki çeşitli etnik/dini azınlıkların ABD ve İsrail tarafından silahlandırılarak merkezi yönetime karşı kışkırtılması ihtimali açıkça dillendiriliyordu, ancak buradan da herhangi bir sonuç çıkmadı. Dolayısıyla beklenenin aksine İran’da bir iç savaş çıkmış değil. Yani rejim muhalifleri Trump’ın çağrısına pek de kulak asmamış gibi görünüyor. 

    ABD ve İsrail’in bu müdahalesi uluslararası hukukta altı doldurulmaya muhtaç bir boşluğun kapsamına giriyor: Önleyici müdahale. Gelin bu kavrama biraz göz atalım.  

    Birleşmiş Milletler Antlaşması’nın 51. maddesine göre: “Bu Antlaşma’nın hiçbir hükmü, Birleşmiş Milletler üyelerinden birinin silahlı bir saldırıya hedef olması halinde, Güvenlik Konseyi uluslararası barış ve güvenliğin korunması için gerekli önlemleri alıncaya dek, bu Üyenin doğal olan bireysel ya da ortak meşru savunma hakkına halel getirmez. Üyelerin bu meşru savunma hakkını kullanırken aldıkları önlemler hemen Güvenlik Konseyi’ne bildirilir ve Konsey’in işbu Antlaşma gereğince uluslararası barış ve güvenliğin korunması ya da yeniden kurulması için gerekli göreceği biçimde her an hareket etme yetki ve görevini hiçbir biçimde etkilemez.” 

    Maddede görüldüğü üzere meşru müdafaa için “silahlı bir saldırının hedefi olma” şartı getirilmiştir. Tam da bu noktada uluslararası ilişkiler literatüründe önleyici müdahale ile önalıcı müdahale (önceden müdahale) kavramlarının farkını izah etmek gerekir. Önalıcı müdahale, BM Şartı’nın “saldırıya hedef olma” kısmını biraz geniş yorumlayarak “saldırının an meselesi” olması halinde de karşı saldırıyı meşru müdafaa olarak değerlendirir. Ancak hukukta boşluk olduğunu kastettiğim önleyici müdahale kavramı ise daha muğlak bir tehdit algılayışının sonucu olarak gerçekleştirilen müdahale/saldırıyı meşru müdafaa olarak değerlendirir. Bundan ötürü uluslararası kamuoyunda meşruiyeti tartışmalı bir aksiyondur. 

    Önleyici müdahalenin en bariz ve yakın tarihteki örneği Irak’ın işgalidir. Kıyaslamak gerekirse, 11 Eylül 2001 sonrası oluşan güvenlikçi iklimde teröristlerin barındığı düşünülen Afganistan’a yapılan müdahale bir meşru müdafaa örneği olduğu gibi AB ve Türkiye’den de tam destek almıştır. Fakat Irak’a yönelik gerçekleştirilen askeri müdahale; hem AB’nin başat ülkeleri Almanya ve Fransa, hem de NATO müttefiki Türkiye tarafından desteklenmemiştir. Ayrıca 2006’da Saddam Hüseyin’in idam edilmesi seçeneğine de ABD’nin NATO’daki bazı müttefikleri tarafından şüpheyle yaklaşılmıştır. Nitekim Irak’a yönelik müdahale, 11 Eylül terör saldırıları ile ilgisi olmadığı gibi varlığı bile şüpheli olan ve 11 Eylül’e kadar da (1990’ların başından itibaren) medyada konuşulan “Saddam’ın elindeki kitle imha silahları” gerekçesine dayandırılan bir önleyici müdahale örneğidir. 

    2026’ya geri dönecek olursak İran örneğinde 28 Şubat’ta başlatılan saldırı dalgası, yıllardan beri konuşulan nükleer silah tehdidine yönelik bir önleyici müdahale olmuştur. Ancak olaya İsrail’in penceresinden bakılacak olursa, On İki Gün Savaşı sebebiyle mevcut savaşın bir tür önalıcı müdahale olduğu çıkarımı yapılabilir. Neticede İran ve İsrail, birbirleri için karşılıklı olarak öncelikli tehditlerdir.  

    2015 yılında Ortak Kapsamlı Eylem Planı adı altında İran’a uygulanan yaptırımların hafifletilmesi karşılığında İran’ın nükleer programının sınırlandırılmasına karar veren anlaşmaya, AB ve BM Güvenlik Konseyi ülkeleri (ABD dahil) imzacı olmuştur. Ancak İsrail hükümeti başından itibaren bu anlaşmaya şiddetli bir muhalefet yürütmüş, bu anlaşmanın İran’ın nükleer varlığına katkı sağlayacağını iddia etmiştir. Nitekim ABD, Obama döneminde imzalanan bu anlaşmadan 2018’de Trump döneminde çekilme kararı almıştır. Bugün Netanyahu ve Trump’ın birlikte İran’a operasyon düzenlemesinin arkasında ikilinin yıllar öncesine dayanan bu uyum ve paralelliği gelmektedir. 

    Savaşın Ekonomik Faturası 

    Hürmüz Boğazı’nın fiilen kapatılması, beklendiği üzere petrol ve doğal gaz endüstrisini vurdu. Küresel petrol ve sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) ticaretinin beşte biri Hürmüz Boğazı aracılığıyla yapılıyordu. İran’ın boğazdan geçecek gemileri vurmakla tehdit etmesinin ardından doğal olarak piyasa alt üst oldu. Petrolün varil fiyatının 100$’ın üzerine çıkmasıyla ilgili pek çok çevreden karamsar açıklamalar gelirken ABD Enerji Bakanı Chris Wright, İran’ın tehditlerinin aksine petrolün varil fiyatının 200$’ın üzerine çıkma ihtimalinin olmadığını söyledi 

    Şu ana kadar Türkiye dahil birkaç ülkenin gemilerine Hürmüz’den geçiş izni tanınsa da ABD ve diğer müttefiklerine boğaz kapalı kalmaya devam ediyor. Trump boğazdan geçecek gemileri İran’dan koruyacağına söz verse de bu konuda henüz somut bir çaba da söz konusu değil. Ayrıca İran’ın petrol ticareti için altyapısı sayılabilecek bir konumda bulunan Basra Körfezi’ndeki Hark Adası, 15 Mart’ta ABD kuvvetleri tarafından hedef alındı. 

    Trump daha önce pek çok kez Avrupalı ülkeleri Rusya’dan petrol ve doğal gaz almamaları yönünde uyarmıştı. Benzer şekilde Hindistan’a da bir çağrıda bulunmuş, ardından yapılan bir ticaret anlaşması ile yüksek gümrük politikası rafa kaldırılmıştı. Şimdi ise Hürmüz Boğazı’nın kapalı olmasından doğrudan etkilenecek Avrupalı ülkelere Putin’den ticaret çağrısı geldi. ABD hükümetinin AB şüphecisi politikaları ve İran Savaşı ile birlikte Hürmüz Boğazı’nın kapanmasını fırsat bilen Putin, Avrupa ile ilişkileri normalleştirme gayretine girmiş görünüyor. Rusya’nın içinde bulunduğu insan kaynağı krizi ve ambargolar ile yine bunlara bağlı olarak yaşanan ekonomik kriz, Orta Doğu’dan geri adım atan Putin’i daha ılımlı politikalara mecbur bırakıyor. Belirtmek gerekir ki ABD de Rus petrolüne yönelik bazı yaptırımları geçici olarak durdurdu. 

    Ek olarak Birleşmiş Milletler mülteci ajansına göre İran’da 3.2 milyon insan yerinden edilmiş durumda. Henüz ülke dışına kayda değer bir göç yaşanmasa da İran’daki durumun gidişatıyla paralel olarak bu tabloda da bir değişim görebiliriz. 

    Sudan’daki Savaşta ABD’nin Tutumu 

    Sudan’daki iç savaş Afrika için adeta kanayan bir yara. ABD Dışişleri Bakanlığı 16 Mart Pazartesi itibariyle Sudan’daki Müslüman Kardeşler grubunu terör örgütü olarak tanıyacağını ilan etti. Bu kararın arkasında ise bu grubun İran Devrim Muhafızları Ordusu tarafından desteklendiği tezi var. 9 Mart’ta duyurulan bildiride İran rejiminden de “dünyanın önde gelen terör finansörü” olarak bahsediliyor. Bu bildirinin hemen üzerine Sudan’ın Washington Büyükelçiliği The Williams Group isminde bir firmayla lobicilik anlaşması imzaladı. 2026’nın sonuna kadar geçerli olacak anlaşmaya göre Büyükelçilik, bu firmaya ayda 60.000$ ödeme karşılığında Kongrede bu firma tarafından desteklenecek. 

    2019’da İslamcı Ömer el-Beşir hükümeti devrilse de devletin içinde kısmen kalmaya devam eden Müslüman Kardeşler yapılanması, 2023’ten bu yana devam eden iç savaşta da hükümetin yanında savaşıyor. ABD tarafından bu grubun terör örgütü ilan edilmesi bu sebepten dolayı Sudan hükümetinin ABD’de lobi çalışmalarına ağırlık vermesinde etkili oldu. 

    Sudan’daki iç savaşta muhalif Hızlı Destek Kuvvetleri’ni destekleyen Birleşik Arap Emirlikleri için ABD Dışişleri Bakanlığının bu bildirisi sevindirici. Ayrıca Sudan’da 3. yılını doldurmak üzere olan savaşta İran’ın bir terör örgütü ile iltisaklı olarak işaret edilmesi, İran’daki savaşın da çabuk bitmeyeceğini gösteren işaretlerden biri.  

    Geçtiğimiz yıl Ekim ayında Hızlı Destek Kuvvetleri’nin Sudan’da gerçekleştirdiği toplu katliamın ardından başta Cumhuriyetçi Senato Dış İlişkiler Komitesi Başkanı Jim Risch olmak üzere pek çok Cumhuriyetçi ve Demokrat senatör, Başkan Trump’a bu grubun terör örgütü olarak tanınması çağrısında bulunsa da bu istek cevapsız kaldı. ABD Dışişleri Bakanlığı, bu katliamı soykırım olarak tanısa ve Hazine Bakanlığı bu gruba yaptırım uygulasa da, Mart 2026 itibariyle ABD’nin önceliği; İran rejimi ve müttefiklerinin ortadan kaldırılması. Dolayısıyla hükümet içinde bulunan Müslüman Kardeşler, muhalif Hızlı Destek Kuvvetleri’nden daha çabuk bir şekilde terör örgütleri listesine dahil edilmiş oldu. 

    ABD Gündemi Dünya L1
    Share. Twitter Facebook LinkedIn Email WhatsApp
    Previous ArticleSuat Kınıklıoğlu: Güçlü bir Türkiye’nin anahtarı, demokrasiyi güçlendirmek ve iç barışı sağlamaktır 
    Next Article Oscar Ödül Törenleri: 2026’da Kazananlar, Eğilimler ve Sinemanın Yeni Yönü

    Diğer İçerikler

    Videolar

    Hürmüz’de Kıvılcım, Yeni Parti, Her Gün Yargı | Aydın Selcen | 2’li Görüş #97

    17 Temmuz 2026By İlkan Dalkuç
    Videolar

    Hürmüz Boğazı ve Boğazlar Jeopolitiği, Enerji Fiyatları, Küresel Büyüme | Varsayılan Ekonomi S3 #15

    17 Temmuz 2026By Enes Özkan ve Eser Özdil
    Yazılar

    NATO 3.0 ile Rusya Arasında: Türkiye için Çift Taraflı Kuşatma

    12 Temmuz 2026By Pınar Demircan

    Comments are closed.

    İçerik
    • Yazılar
    • Podcast
    • Forum
    • Röportajlar
    • Çeviriler
    • Özetler
    • Bültenler
    • D84 INTELLIGENCE
    Konular
    • Siyaset
    • Ekonomi
    • Dünya
    • Tarih
    • Kültür Sanat
    • Spor
    • Rapor
    • Gezi
    Sosyal Medya
    • Twitter
    • Facebook
    • Instagram
    • Youtube
    • LinkedIn
    • Apple Podcast
    • Spotify Podcast
    • Whatsapp Kanalı
    Kurumsal
    • Anasayfa
    • Hakkımızda
    • İletişim
    • Yazarlar
    • D84 Yayınları
    • İçerik Sağlayıcılar
    • Yayın İlkeleri ve Yazım Kuralları
    © 2026 DAKTİLO1984
    • KVKK Politikası
    • Çerez Politikası
    • Aydınlatma Metni
    • Açık Rıza Beyanı

    Type above and press Enter to search. Press Esc to cancel.

    Çerezler

    Sitemizde mevzuata uygun şekilde çerez kullanılmaktadır.

    Fonksiyonel Her zaman aktif
    Sitenin çalışması için ihtiyaç duyulan çerezlerdir
    Preferences
    The technical storage or access is necessary for the legitimate purpose of storing preferences that are not requested by the subscriber or user.
    İstatistik
    Daha iyi bir kullanıcı deneyimi sağlamak için kullanılan çerezlerdir The technical storage or access that is used exclusively for anonymous statistical purposes. Without a subpoena, voluntary compliance on the part of your Internet Service Provider, or additional records from a third party, information stored or retrieved for this purpose alone cannot usually be used to identify you.
    Pazarlama
    Size daha uygun içeriklerin iletilmesi için kullanılan çerezlerdir
    • Seçenekleri yönet
    • Hizmetleri yönetin
    • {vendor_count} satıcılarını yönetin
    • Bu amaçlar hakkında daha fazla bilgi edinin
    Seçenekler
    • {title}
    • {title}
    • {title}