Ekonomik krizin etkisini artırmasıyla birlikte seçmen eğilimlerinde yaşanan değişiklikler kendini göstermeye başladı. Özellikle kararsız seçmen oranı birçok partinin oy oranından çok daha yüksek durumda. Anketlerdeki son durumu ve Türkiye siyasetindeki dönüşümü Metropoll Araştırma’nın Kurucusu Özer Sencar ile konuştuk.

Metropoll’ün Nisan Araştırmasında %20,6’lık kararsız olan bir grup var. Bu grubun özelliklerinden söz eder misiniz?

Kararsız diye tanımladığımız kitle 3 farklı gruptan oluşuyor. Bunların birincisi, hangi partiye oy vereceğine henüz karar verememiş olanlar; ikincisi, hangi partiye oy vereceğini açıklamak istemeyenler ve üçüncüsü, sandığa gitmeyeceğini veya oyunu iptal edeceğini söyleyenler. Bu üç grubu kısaca tanımlamak için “kararsızlar” diyoruz. Bu kitlenin özelliklerini anlamak için 24 Haziran 2018 Milletvekilleri seçiminde hangi partiye oy verdiklerine bakabiliriz. Elimizdeki veriye göre karasız seçmenlerin 8,1 puanı Cumhur İttifakı’na, 4,5 puanı Millet İttifakı’na ve 1,3 puanı da HDP’ye oy vermiş görünüyor. Yaklaşık 5 puanı sandığa gitmemiş, 1,4 puanı da cevap vermemiş. Kararsızların, yaklaşık %40’ı Cumhur ittifakı, yaklaşık %22’si Millet İttifakı seçmenidir.

Nisan ayı milletvekili seçimleri anketinizde kararsızlar oransal olarak dağıtıldıktan sonra Ak Parti %34,1 ve MHP’nin %11’e düştüğü görülüyor. Muhalefet tarafında ise son genel seçimlere kıyasla ciddi bir değişim yok. İktidar partileri oy kaybederken, muhalefet partilerinin oy arttıramamasının sebebi nedir?

İktidar partileri oy kaybederken, muhalefet partilerinin oy arttıramamasını başlıca birkaç faktöre bağlı olduğunu söyleyebiliriz. Birincisi, Türkiye’de seçmenler parti liderini çok önemserler ve partiden çok lidere bakarlar. Seçmenler çoğu lidere oy verirler, partiye değil. Mevcut liderler içerisinde Recep Tayyip Erdoğan ve Meral Akşener güçlü bir lider portresi çiziyorlar. Muhalefet kanadındaki diğer liderler ise henüz böyle bir algıyı üretebilmiş değiller. İkinci faktör, ülkenin bugün içinde bulunduğu ekonomik ve yönetim krizini mevcut muhalefet lider ve partilerinin çözebileceği algısını üretememesidir. İddialı lider ve partilerin yıpranarak iktidarı kaybetmesi veya bırakmasını beklemek bir çaresizlik ifadesidir. Muhalefetin aktif şekilde sahnede olması ve ülkeyi yönetebileceğini halka göstermesi gerekir.

Mevcut muhalefet liderleri arasında aslında Bakanlık veya bürokraside üst düzey görev almış kişiler de mevcut. Liderlerin bürokratik geçmişleri de toplumda güçlü lider algısını oluşturmaya katkıda bulunmuyor mu? 

Siyasette tecrübe şüphesiz önemli bir birikimdir ve liderlerin gücünü artırır ancak güçlü liderlik algısını üretmeye yetmez.

İyi Parti’nin oy yükselmesindeki yavaşlığın sebebini ne olarak görüyorsunuz?

İyi Parti kuruluşundan sonra girdiği ilk seçimde %10 barajını yakaladı. Bu oyların yaklaşık 6-7 puanı kitlesel olarak MHP’den geldi. Diğer kısmı ise çoğunlukla CHP, karasızlar ve yeni seçmenlerden geldi. Bugünkü oy oranı kararsızlar dağıtılmadan %11, kararsızlar oransal dağıtıldığında %14,5 seviyesindedir. İktidarın bu kadar başarısız olduğu bir süreçte oyunu daha yüksek bir orana taşıması beklenirdi. Bu durumun en önemli sebebi, seçmene yeni bir parti oluş amacını anlatamamasıdır diye düşünüyorum. İYİ Partinin seçmene MHP’den farkını çok iyi anlatması gerekir. Anladığım kadarıyla Akşener merkeze doğru gitmek istiyor ancak, partisi içindeki güçlü bir kurmay grubun bu harekete katılmadığı kanısındayım. Partilerinin MHP’den farklılaşması gerektiğine, merkez sağ bir konum kazanmasına katılmıyorlar. Parti içinde bu konuda güçlü bir anlayış üretebilirlerse oylarını daha hızlı artırabileceklerini düşünüyorum.

Araştırmalarınızda Akşener’in popülaritesinde ciddi bir yükseliş görülüyor. Akşener ile kendi partisinin oyu arasında ciddi bir açıklık var mı?

Akşener’in toplumsal popülaritesi neredeyse Erdoğan’ı yakaladı. Nisan ayı bulgularına göre Erdoğan %45 civarında popülariteye sahipken, Akşener %43 seviyesine ulaştı. Yani toplumun %43’i Akşener beğeniyor. Kararsızların oyu dağıtıldığında İyi Parti’nin aldığı oy %14-15 arası değişiyor. Erdoğan’ın popülaritesi %45, Ak Parti ise kararsızların dağıtıldıktan sonra %34-35 arasında çıkıyor. Erdoğan ve Akşener’i partilerine göre karşılaştırırsak, AK Parti Erdoğan’ın 10 puan gerisindeyken, İyi Parti Akşener’in neredeyse 30 puan gerisinde kalmış. Burada ciddi bir açmaz var. Bu açmaz hem Akşener için hem de İyi Parti için geçerli. Akşener partisini yanına çekemiyor veya İyi Parti kurmayları, İyi Parti liderinin yanına ulaşamıyor. İYİ Parti MHP’den alabileceği maksimum oyu aldı. Bundan sonra büyüyebilmek için diğer kesimlerden oy alması gerekir. Bunun için de lider kadrosu ve sözcülerinin seçmen hedef kitlesi konusunda netleşmesi gerekir. MHP ile farklılıklarını seçmene gösteremezlerse, ulaşmak istedikleri hedef konusunda kendi içlerinde konsensüs oluşturamazlarsa büyümeleri yavaş ve kısıtlı olacaktır.

İktidar oy kaybediyor ve aynı zamanda Z kuşağı ile birlikte yıllar geçtikçe nüfus olarak CHP profiline uygun oy tabanı artıyor. Fakat, CHP parti olarak oy kaybediyor veya yerinde sayıyor. Sizce bu parti için anormal değil mi?

Evet anormal. Gençler henüz Türkiye’deki yaygın ve baskın kutuplaşmanın dışındalar. Gençlerin büyük çoğunluğu apolitiktir. Ne Ak Parti’nin yanında ne de solun arkasında duruyorlar. Onlar için daha iyi eğitim, daha iyi bir yaşam ve özgür bir ortam öncelik talep olarak ortaya çıktı. Yaşananlardan sonra siyasete, siyasilere ve partilere güvenleri çok düşük. Politikacılara zihnen ve gönül olarak uzak ve kapalılar. Bu kitleyi kazanabilmek için öncelikle onlara ulaşmak gerekir. Bu kitlenin çoğu iktidara uzak ama muhalefete de yakın değil. Muhalefetin gençlerin oyunu alabilmesi için önce onlara ulaşabilecek dili ve iletişim yöntemini geliştirmesi gerekir. Bunu başarabilmiş bir muhalefet partisi henüz yok. İkincisi, bu gençler hayatlarını kolaylaştıracak imkanlar sunacak birilerini görmek istiyorlar. Mevcut lider ve partiler henüz bu güven duygusunu üretebilmiş değiller.

Araştırmanızda Cumhurbaşkanlığı seçimi olursa Erdoğan kazanır diyenlerin oranı yaklaşık %48 olarak saptanmış. Bununla birlikte, muhalefetin 3 farklı adayının Erdoğan’a karşı yüksek oy oranları aldığını görüyoruz. Bu iki veri arasındaki çelişkiyi, muhalefetin seçmen düzeyinde seçimi kazanır algısı ya da inancını yaratamamasının bir sonucu olarak mı değerlendiriyorsunuz?

Biz sahaya indiğimizde insanlara “CB seçiminde oyunuzu kime verirsiniz?” diye soruyoruz. Cevap olarak “Ben şuna veririm.” diyor. Arkasından da soruyoruz “Peki sizce CB seçimini kim kazanır?” diye sorduğumuzda Erdoğan kazanır diyenler Erdoğan’a veririm diyenlerden belirgin şekilde fazla çıkıyor. Bu, kamuoyunda Erdoğan’ın kazanacağı algısının diğer adaylara göre çok daha yüksek olduğunu gösteriyor. Eldeki bulgulara göre Erdoğan’ın CB seçiminde kazanacağı algısı aldığı oydan 5-7 puan önde. CB seçiminde Erdoğan’ın rakibi olacak bir adayın, kazanabilmesi için önce toplumda kazanabileceği algısını üretmesi lazım. Bir rakibin Erdoğan’ı sandıkta yenmeden önce kamuoyunda yenebileceği algısını üretmesi gerekiyor.

Bu algının üretilmesi neden önemlidir?

Toplumda yaklaşık olarak %15-20 oranında partilerden ve liderlerden uzak apolitik bir kitle var. Bunlar için yaşam şartları ve yakın gelecek çıkarları ideolojilerden daha önemlidir.

Genellikle bu seçmen kitlesi, seçim günü kazanandan yana oynamayı sever. Herhangi bir lidere özel bağlılığı yok ama bir adayın kazanacağını düşünürse, o adaya oy verir.

Şu anda Erdoğan’a karşı daha yüksek oy alacağını bulduğumuz adaylar dahil hiçbir aday Erdoğan’a karşı bu algıyı üretilmiş değil. Eğer seçim ortamında adaylar arasındaki fark çok belirgin değilse kazanacağı algısı yüksek olan aday pragmatist ve kararsız seçmenlerden alacağı oyla rahatlıkla seçimi kazanabilir. Muhalefet adaylarının bu konuyu dikkate almalarında ve seçmenin bu konudaki tavrını sürekli kontrol etmelerinde fayda var.

Önümüzdeki seçimde kararsızlar, dar gelirliler ve Z kuşağının belirleyici olacağını söylüyorsunuz. Bu grupları nitel ve nicel olarak neden önemli gördüğünüzü açıklayabilir misiniz?

Kararsız zaten bir partiden uzaklaşmış insan demektir. Şu anda %20-23 civarındaki kararsızların %8-9 puanını Cumhur İttifakı’ndan ayrılanlar oluşturuyor. Şuna dikkat çekelim: Kararsızlar, Ak Parti ve MHP’den uzaklaşmışlar ama muhalefet partilerine de yönelmemişler. Bu trend devam ederse bunların bir kısmı tekrar AK Parti-MHP’ye döner veya sandığa gitmezler. Eğer muhalefet, iktidar partilerinden uzaklaşan bu kararsız seçmeni kazanmak istiyorsa insanları kendisine çekecek güçlü lider veya ekip ve etkin bir söylem geliştirmeli.

Gençlerle ilgili durum da çok farklı değil. Gençler politikacılara güvenmiyorlar. İdeolojik bağlılıkları yüksek değil. Onların talepleri önceden de söylediğimiz gibi iyi bir eğitim, kaliteli ve özgür bir yaşam. Muhalefet bu imkânı sağlayabileceği algısı ve güvenini sağlamak zorunda. Seçmenlerin sadece iktidarı beğenmediği için oyunu değiştirmesi beklenmemelidir.

Son olarak, dar gelirliler grubuna gelelim. Son 3-4 yılda geliri düşük olan insanlar yarı aç dolaşıyorlar. Bizim ölçümlerimize göre %25-27 civarındaki seçmen “ben asgari ihtiyaçlarımı karşılayamıyorum” diyor. Yani bu kişiler karnını doyurmak ve ev kirasını vermek konusunda çaresiz durumdalar. Bu insanlara birisi çıkar “sıkıntılarınızı çözeceğim” algısını üretirse, dar gelirli seçmenlerin çoğu Ak Partili olmasına rağmen başka bir partiye oy vermeye hazırlar. Halkın %60’ı en önemli sorunu “ekonomi” olarak tanımlıyor. Ekonomiyi çözebileceği algısını üretemeyen bir partinin iktidar olma şansı yok.

Araştırmanızda %62 ile en önemli sorunun ekonomik faktörlerden oluştuğunu gözlemliyoruz. Toplumda ekonomik faktörlerin öneminin artması, olağandışı durum veya olayların genel siyasete etkisini azaltıyor mu?

Yaşanan yoğun ekonomik sorunlar, seçmenlerin oy verme davranışını belirlemede şüphesiz asıl belirleyici faktördür. Ancak, yaşanan tecrübeler dikkate alındığında, siyasette mutlak doğruların olmayabileceğini düşünmek gerekir.

2018 Cumhurbaşkanlığı ve milletvekili seçimlerine kıyasla Kürt seçmenin oy verme davranışlarında radikal değişimler var mı?

Hayır, radikal bir değişiklik yok. Bizim ölçümlerimize göre Türkiye’de 18-20 puanlık bir Kürt seçmen var. Bu, devletin yaptığı bir ölçüm değil. Biz her ay etnik kökeni sorduğumuz için oradan biliyoruz. Kürt seçmenlerin yarısından biraz fazlası seçimlerde HDP’ye, %25 kadarı bugün AK Parti’ye oy vereceğini söylüyor. Son zamanlarda Büyükşehir Belediyelerinin etkisiyle %10-15 kadarı CHP’ye kayıyor. Deva Partisi’ne veya Gelecek Partisi’ne giden Kürt seçmenler olduğunu gözlemliyoruz. Sonuç itibarıyla, Kürt seçmenin oy verme eğilimlerinde belirgin değişimler yaşanmadı.

Seçime yakın bir zamanda HDP’nin kapatılması ihtimali, Kürt seçmenin oy verme davranışına nasıl yansır?

Kararsızları kenara koyacak olursak, Kürtlerin %40’ı hala HDP’yi destekliyorlar. HDP kapatılsa ya da onun yerine başka bir parti kurulursa, bu kitle blok olarak gidip yeni partiye oy atacaktır. Eğer, Kürtlerin ve HDP’lilerin oy verebileceği partilerin seçime katılması tümüyle engellenirse, o zaman Kürt seçmen bir miktar dağılabilir. Böyle bir senaryoda ise Millet İttifakı dikkatli davranırsa HDP seçmeninin büyük çoğunluğunun millet ittifakına oy vereceğini düşünüyorum.

Geçmiş anketlere benzer şekilde Nisan ayında, DEVA Partisi %2,8 ve Gelecek Partisi %1,8’lik oy almışlar. Türkiye Sağında bugün altı farklı partinin rekabet halinde olması, sağ siyasette partiler arası oy geçişkenliğini azaltıyor mu?

Evet azaltıyor, son derece normal bir durum. Türkiye’de solda konumlanan CHP ve HDP var. Sağda konumlanan küçük-büyük bir sürü parti var. Bugün itibarıyla sağda oy geçişkenliği partiler arasında değil ittifaklar arasında gerçekleşiyor. DEVA ve Gelecek Partisi’nin hedef kitlesi şimdilik AK Parti olarak görünüyor. Ancak oradan da dikkate değer bir oy kayması söz konusu değil. AK Parti’den uzaklaşan kitle de bu iki partiye uzak duruyorlar. Babacan ve Davutoğlu yeni parti kurma amaçlarını yeterli seviyede açıklamadıkları ve geçmişte AK Parti içindeki sorumlulukları ile ilgili özeleştiri yapmadıkları sürece oradan oy kayması sağlamakta zorlanacaklarını düşünüyorum.

Önceki araştırmalarınızda Ak Parti tabanında Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan sonra İçişleri Bakanı Süleyman Soylu ve Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar’ın beğeni düzeyleri dikkat çekiciydi. Son 3 ayda yaşanan çeşitli gelişmeler çerçevesinde Ak Parti tabanında bu kişilerin beğeni düzeyleri ne durumdadır? 

Soylu’nun geçtiğimiz mart ayında beğeni oranı %47 civarındaydı. Bu ay sorduğumuzda %40’a düşmüş. Gördüğüm kadarıyla Peker’in açıklamaları ve iç siyasete yönelik başka gelişmeler Soylu’nun popülaritesini %46’dan %40’a düşürmüş.

Bir araştırmanızda %46,5 “Cumhurbaşkanının karşısında kim aday olursa ona veririm” dediği görülüyor. Bu veri hata payı dahilinde muhalefet adayının kim olursa olsun en az %46,5 ile yarışa başlayacağı şeklinde yorumlanabilir mi?

Hayır yorumlanamaz. Seçmenin bir adaya karşı olması onun rakibine mutlaka oy vereceği anlamına gelmez.

Araştırmalarınızdaki nicel ve nitel verilerinizden yola çıkarak, muhalefetin nasıl bir Cumhurbaşkanlığı aday belirleme süreci yönetmesi gerektiğini düşünüyorsunuz?

Muhalefet, CB seçimini kazanmak istiyorsa yöntem ve aday konusunda kendi aralarında anlaşmak zorundadır. Bu konuda tam bir anlaşma sağlayamazlarsa kaybedecekleri kesindir.

Liderlerin bu konuda en büyük yardımcıları adaylarla ilgili üretilebilecek kamuoyu bilgileridir.