Dünyada aşılama hızının artışına bağlı olarak iktisadi toparlanma da güçleniyor. İktisadi hayatın normale dönüşü tüm enerji kalemlerinde olduğu gibi doğalgaz fiyatlarını da yukarı çekerek geçen seneye göre 4,5 kat artışa neden oldu. Türkiye’nin 2020’de 48 milyar metreküp olan toplam doğalgaz ithalatının yaklaşık %60’ı uzun dönemli kontratlardan, %40’ı ise spot piyasalardan karşılandı. Türkiye’nin bu sene ekonomide beklenen telafi üretimlerinin etkileriyle yıllık tüketiminin 60 milyar metreküp gibi rekor seviyelere çıkabileceği tahmin ediliyor. Spot piyasalarda LNG fiyatlarının artmasının yanı sıra Türkiye’nin Rusya’dan uzun dönemli kontratlar çerçevesinde aldığı gazın 8 milyar metreküplük bölümünün süresi 2021 yılı sonunda doluyor. Türkiye’nin enerji arz güvenliğiyle birlikte ülkemizin enerji planlamasında ticaret merkezi olma hedefinin ön koşulu olan piyasadaki hukuki, ticari ve teknik engellere yönelik regülasyonların mevcut yetersizliği dikkat çekiyor. Doğalgaz piyasasında BOTAŞ’ın hakim konumunun fiyatlamalara etkisinden, uluslararası uygulamaları baz alarak başta EPİAŞ olmak üzere enerji politikalarında birçok politika önerilerini Gelecek Partisi Enerji ve Tabi Kaynaklar Politikaları Başkanı Mehmet Fatih Arslan ile konuştuk.

Yapılan son doğalgaz zamlarıyla birlikte Türk lirası bazında yaşanan değer kayıpları, iç piyasada doğal gaz satış fiyatlarında vatandaşların ve şirketlerin maliyetlerine nasıl yansıyacaktır?

Döviz kurundaki belirsizlik, doğalgaz fiyatlarında da belirsizlik yaratmaktadır.

Türkiye’de doğalgaz maliyetlerinin yükselmesinde iki temel faktörden bahsetmek mümkündür. Öncelikli olarak döviz kurunun artışı, iç piyasada doğalgaz tüketimi yapan kullanıcılara doğrudan yansımaktadır. İkinci olarak, geçmişten gelen diğer ülkelerle önceden yaptığımız uzun dönemli anlaşmalardan kaynaklı fiyatlamalar var. Özellikle içinden geçtiğimiz süreçte ise döviz kuru artışı doğalgaz fiyatlarına da yansıyarak adeta belimizi bükmektedir. Mevcut ekonomi yönetiminin izlediği yanlış ekonomi politikaları nedeniyle de kurdaki artışın tavan fiyatlarını öngörmek artık mümkün değil. Piyasadaki birçok uzman da döviz kurunun nereye kadar çıkacağı hakkında fikir belirtemiyorlar. Bugün dolar kuru 14 TL’yi geçmiş durumdadır, yarın 20 TL’ye fırlamayacağının da hiçbir garantisi yok. Bu nedenle döviz kurundaki belirsizlik, doğalgaz fiyatlarında da belirsizlik yaratmaktadır. Öte yandan pandeminin ilk zamanlarında doğalgaz fiyatlarında ciddi düşüşler gerçekleşmişti. Halihazırda uzun dönemli kontratları yenileme sürecine girdiğimiz dönemde doğalgazda piyasada düşük fiyatlar oluşmuştu. Biz bu avantajdan maalesef yararlanamadık çünkü o dönem herhangi uzun vadeli bir anlaşma yapılmadı. Uzun dönemli kontratlar ve döviz kurunun yanı sıra spot piyasalardan da doğalgaz tedariğimizi karşılamak adına LNG (Liquid Natural Gas – Sıvı Doğalgaz) alıyoruz. 2022 yılında da belirli seviyelerde LNG alacağımızı varsayabiliriz. Tüm bunları alt alta koyduğunuzda doğalgaz fiyatlarında ciddi manada yükselişler öngörebiliriz. Maalesef, bu da bizim halkımıza çok ciddi bir şekilde yansıyacaktır. Fiyatlarda önemli bir yükselme olabileceğini öngörmekle beraber vatandaşların ve şirketlerin maliyetlerine yönelik net bir fiyat vermek çok zor.

Doğalgaz tarafında uygulanan mevcut fiyatlama politikası, erken seçim veya seçim hazırlığı olarak okunabilir mi?

Vatandaşlara doğrudan zam yapılmamış olsa bile elektrik ve sanayi üretiminde enerji girdilerinin artması nedeniyle tüm ürünlerde fiyat artışları yaşanıyor.

Erken seçimden ziyade mevcut fiyatlama politikası artık bir mecburiyete dönüşmüş durumdadır. Günden güne derinleşen ekonomik kriz, insanlara ciddi geçim sıkıntısı yaşatıyor. Halkın yaşadığı geçim sıkıntısının toplumsal olaylara dönüşmemesi adına da bu tür bir fiyatlama politikası uygulandığını düşünüyorum. Yani, böylesine bir mecburiyet söz konusudur. Erken seçim ihtimaline gelirsek, uygulanan fiyat politikası yapılan zamlar itibarıyla erken seçime hazırlık manasında bir şey ifade etmemektedir.. Eğer erken seçim gerçekten gündemde olsaydı, o zaman elektrik ve sanayii tarifeleri de dahil olmak üzere hiçbir zam yapılmaması gerekirdi. Evet bugüne kadar elektrik ve sanayii üretiminde zam yapılıp, konut tüketimine zam yapılmamış olabilir. Fakat, vatandaşlara doğrudan zam yapılmamış olsa bile elektrik ve sanayii üretiminde enerji girdilerinin artması nedeniyle tüm ürünlerde fiyat artışları olmaya devam ediyor. Dolayısıyla, gelinen fiyatlama politikasını ben bir mecburiyetten ibaret görüyorum.

Dar gelirli kesimlerin yükselen doğalgaz fiyatları karşısında mağdur edilmemesi adına herhangi bir politika öneriniz bulunuyor mu?

Dar gelirlilere sübvansiyon uygulaması, fiyatlama politikasının sadece birinci adımı olarak görülmeli. İkinci adımda, bölgesel olarak da illerimiz farklı tarifelere tabi tutulmalıdırlar.

Dar gelirli kesimler enerji politikalarımızda üzerine çalıştığımız en önemli konu başlıklarındandır. Biz sadece doğalgaz değil elektrik tüketiminde de, bölgesel dinamiklere göre değişkenlik gösteren verimli bir fiyatlandırma politikasının uygulanmasına inanıyoruz. Özellikle, bölgesel fiyatlandırmanın yapılması önem taşımaktadır. Çünkü, Türkiye artık Marmara bölgesinden ibaret değildir. Ülkemizde enerji politikalarında veya sübvansiyon meselelerinde elektrik fiyatları bölgesel açıdan hiç gündeme getirilmedi. Hep dar gelirlilere sübvansiyon uygulanması üzerinden konuşuldu. Dolayısıyla, biz mevcut tartışmalardan ve önerilerden farklı olarak sadece tüketim üzerine bir fiyatlama politikası önermiyoruz. Makro seviyede bölgesel dinamiklere göre değişiklik gösteren bir fiyatlama politikasının üzerinde çalışıyoruz. Bölgesel bir politikanın uygulamaya konulmasıyla insanların ikamet ettikleri bölgelerde yaşam koşullarını olabildiğince kolaylaştırması hedeflenmektedir. Buradaki amaç vatandaşlarımızın en azından tersine göçlerini sağlayamasak bile, bulundukları bölgelerden diğer illere göç etmelerini engelleyecek bir politikadır. Vatandaşların olabildiğince yaşadıkları bölgenin koşullarına göre fiyatlandırılması lazım ki bu insanlar memleketlerinde kalmaya devam etsinler. Örnek olarak, İstanbul ve Hopa’da yaşayan iki ayrı vatandaşın aynı fiyatı ödememesi gerekiyor. Vatandaşların bölgelerinde kalmalarını finansal olarak destekleyerek, ülkemizin çeşitli illerinde yaşanan nüfus yoğunluğunun da önüne geçilebilir. Mesela, uzun vadeli bir şekilde baktığımızda Marmara bölgemizden bu şekilde gelecek yıllara yayılacak biçimde nüfus yoğunluğu azaltılabilir. Sonuç itibarıyla, dar gelirlilere sübvansiyon, fiyatlama politikasının sadece birinci adımı olarak görülmeli. İkinci adımda bölgesel olarak da illerimiz farklı tarifelere tabi tutulmalıdırlar. Daha önceden böyle bir politika önerisi gündeme gelmedi ama biz elzem olduğunu düşünüyoruz.

Bölgesel dinamikleri değerlendirdiğiniz fiyatlama politikamızdaki temel parametreler neler olacak? Somutlaştırır mısınız? 

Bölgenin nüfusuna ve nüfusun gelir dağılımındaki oranlarına bakacağız. Örnek olarak, Marmara bölgesindeki nüfus ve yaratılan ekonomik değerin topluma nasıl dağıldığını hesaplayacağız. Ardından, bu hesaplamaları baz alarak bir katsayı oluşturup farklı coğrafyalara ve bölgesel değişkenlere göre standart bir metrik hazırlayacağız. Fiyatlama politikası gelir dağılımına ve nüfusa göre değişiklik gösterecek.

2022 yılında da Ocak ve Şubat aylarında tekrardan doğalgazın, elektrik ve sanayii kullanımında zam bekliyor musunuz? Bu defa konut tarifelerine de bir zam yapılır mı?

Evet, yeni yılda da zamlar bekliyoruz ama zammın seviyesi hakkında net bir rakam veremiyoruz. Zammın oranına gelirsek, BOTAŞ’ın bile açıklamayı son güne bıraktığı bir ortamda rakam vermenin doğru olmayacağı düşüncesindeyim. Hatırlayın, Kasım ayının sonunda Aralık ayı için BOTAŞ’ın kendisi bile bir süre tarife veremedi ve bu durum piyasalarda ciddi sıkıntılara yol açtı. Yeni yıldan itibaren doğalgaz tüketimimizin geçen seneye göre artmasını beklemekteyiz. Geçen sene yıllık tüketimimiz 48 milyar metreküp olarak gerçekleşti. Bu sene için konuşulan rakamlar 60 milyar metreküplere dayandı. Konut tarafına gelirsek aynı şekilde dışarıdan bir gözlemci olarak BOTAŞ’ın son güne kadar kendisinin ne yapacağını bilmediği bir ortamda konutlara da zam yapılıp yapılmayacağı hakkında yorum yapmak zor.

Sadece elektrik ve sanayi üretimi tarifelerine zam yapılıp konut tarafına zam yapılmaması hakkındaki görüşleriniz nelerdir?

Böylesine bir enflasyonun yaşandığı ortamda konutları sübvanse ederek elektrik ve sanayi tarifelerine zam yapılmasının rasyonalitesini anlayabiliyorum ama doğru bulmuyorum. Doğru bulmuyorum çünkü, konut tüketimine zam yapılmaması demek vatandaşın günün sonunda bu zammı ödemeyeceği anlamına gelmiyor. Konut tüketimine zam yapılmadığında, vatandaşlar belki şöyle düşünebilirler; ‘‘Doğalgaz borcumu yatırmaya gittim ve fiyatlarda herhangi bir değişiklik yapılmadığını gördüm.’’ Fakat gerçekte olan bu değil. Elektrik ve sanayii tarifelerine zam yapılınca zaten faiziyle, devalüasyonuyla vatandaşlarımız günlük hayatta bu fiyat artışlarıyla tekrar tekrar karşılaşıyorlar. Büyük ihtimalle BOTAŞ elektrik ve sanayi üretimi tarifelerine zam yapmaya devam edip, konut tüketimine fiyat artışlarını yansıtmamaya çalışacaktır. Uygulanan zam finansal sonuçları itibarıyla farklı şekillerde fiyat artışları olarak vatandaşa döndüğünden, bu durumun sürdürülebilir bir fiyat politikası olmadığını düşünüyorum.

Uluslararası doğalgaz fiyatlarına uygulanan sübvansiyonlar, yıl sonunda BOTAŞ’ın 2021 yılı ödemeler dengesine ne şekilde yansıyacaktır?

Maalesef, BOTAŞ varlık fonuna geçtiğinden beri herhangi bir bilançosuna ulaşamıyoruz. Burada bir şeffaflık sorunu var. Verilere ulaşamadığımızdan dolayı da doğalgaz fiyatlarının uluslararası piyasalardaki ortalama fiyatlarından ve yıllık tüketim oranlarımızdan kendimizce tahminler yapıyoruz. Hesaplamalara göre 5-6 milyar dolar civarında bir açıktan bahsediliyor. Açık aynı seviyeyle yine Hazine’ye fazladan yük olacak demektir. 

EPDK’nın 2020 Yılı Doğalgaz Raporu’na göre Türkiye toplam 48.2 milyar metreküp gaz tüketti. 2021 yılında 60 BCM’yi (Billion Cubic Metres – Milyar Metreküp) aşan bir doğalgaz tüketimi bekleniyor. Sizce Türkiye ile Azerbaycan arasında imzalanan 11 BCM’lik kısa dönemli anlaşma yıllık tüketimimizde enerji açısından Ocak – Şubat arz riskini tamamen ortadan kaldıracak nitelikte midir?

2020’li yıllarda gazı tedarik etmekten mutluluk duymak bizim için başarı değildir, maalesef başarısızlıktır.

Arz konusunda herhangi bir sıkıntı yaşayacağımızı düşünmüyorum. Üzerinde durulması gereken nokta doğalgazın kaça arz edileceğidir. Yani biz ülke olarak doğalgaza ne kadar ödeyeceğiz? Bugüne kadar maalesef Türkiye’de enerji meseleleri konuşulduğunda arz güvenliği üzerinden şekillenen tartışmalar yapıldı. Halbuki bizim 20-30 senedir arz güvenliği meselelerini çoktan çözüp bitirmemiz gerekirdi. Gelinen noktada Türkiye hala arz güvenliğini sağlamak için değişen şartlara göre bir boru gazına, bir LNG’ye saldırıyor. Bu aşamaları geçmiş olup, kendi içimizde rekabetçi gaz fiyatlarını oluşturup, bölgesel düzeyde bir oyuncu olmalıydık. Örnek olarak, Türkiye’nin doğalgaz fiyatlarında Almanya ile fiyatlarda rekabet edebilecek doğalgaz piyasa yapısını kendi içinde oluşturması gerekmekteydi. Bulgaristan buna çok güzel bir örnektir. Bulgaristan, iyi bir enerji yönetimiyle ve Avrupa Birliği’nin de desteğini alarak ve pandemi döneminde Gazprom ile pazarlık yaparak Rusya’dan %40 indirimli doğalgaz aldı.

Biz maalesef o süreçte oturduk bekledik ve LNG’yi ucuza mal ediyoruz diye sevindik. Gelin görün ki, şimdi de spot piyasalarda LNG fiyatları da inanılmaz artmış durumdadır. Dikkat çekmeye çalıştığım mesele, enerji politikalarında arz güvenliği yerine Almanya’dan, Bulgaristan’dan, Moldova’dan, Sırbistan’dan daha ucuza gazı nasıl temin edebiliriz üzerine tartışmalar yapılmalıydı. Gelinen noktada ise biz gazı tedarik edince mutluluk duyuyoruz. 2020’li yıllarda gazı tedarik etmekten mutluluk duymak bizim için başarı değildir, maalesef başarısızlıktır. Burada arz güvenliği önemsizdir demiyorum, doğalgazın sürekli şekilde akışı çok önemlidir. Fakat bizim artık bu konuyu ciddi bir şekilde aşmamız lazım. Bunu şimdi aşmamız için de farklı bir vizyon ortaya koymamız gerekiyor. Vizyonun da temelinde rakip ülkeler ile aramızdaki farkları ne kadar minimuma indirebiliriz ve onlardan daha avantajlı bir şekilde nasıl tedarik ederiz olmalıdır. 

Diğer ülkelerle rekabet edebilmek adına piyasada oyuncuların işlem yaparak fiyatları etkileyebilmesi önem taşımaktadır. Türkiye’nin gazın gazla rekabet edebildiği bir piyasa yapısını oluşturabilmesi için ön koşul olarak piyasadaki hukuki, ticari ve teknik engelleri kaldırması gerekiyor. Ortaya koyduğunuz vizyonda enerji ticaret merkezi (hub) olma çerçevesinde bir reform öneriniz bulunuyor mu?

Aslında yapılması gerekenler çoktandır belli, Amerika’yı yeniden keşfetmeye gerek yok. Gelecek partisi olarak vizyonumuz öngörülebilir, kuralları belli ve anlık kararlara göre değişmeyen bir piyasa oluşturmak. Örneğin, daha önce hükümetin tek taraflı Londra swap piyasalarına yaptığı müdahale gibi bir müdahale yapılmayacağına piyasaları inandırmak ve ticareti yapacak kurumlara güven vermek gerekiyor. Herhangi bir yatırımcı, bir hükümetin zorda kaldığında kuralı değiştireceğine inanırsa, en baştan o piyasaya girmekten imtina eder.

Bunun haricinde, Botaş’ın yeniden yapılandırılması ve piyasada tekel olan rolünün kademeli olarak azaltılması uzun süredir konuşuluyor ve belli dönemlerde de gündeme geliyor. Piyasanın %95’ini yöneten, hakim bir oyuncunun olduğu bir pazarda serbest piyasadan söz etmek mümkün değil. Bu sadece yapılması gerekenlerden biri.

Diğer bir konu da yapılacak sözleşmelerde “Re-export/Re-sale” hakkının alınması. Bu hakkı elde etmeden, enerji merkezi olmaktan söz edemeyiz. Bu hak sadece enerji merkezi olmakla da ilgili değil. “Al ya da Öde” (Take or Pay) maddesi gereğince kullanmadığımız gaz olursa -ki geçmiş dönemde böyle durumlar ortaya çıktı- bunu uluslararası pazarda satarak ödeyeceğimiz fatura tutarını da azaltma imkanımız olacaktır.   

En önemlisi ise bahsetmiş olduğum gibi kurumsal kapasiteyi inşa etmek. Yatırımcıların doğalgaz satış fiyatının ne zaman açıklanacağından emin olmadığı ve fiyatın talimatla belirlendiği bir yerde Enerji Merkezi olacağız demek sadece bir hayalin ifadesi olabilir.

Türkiye’de 2001 yılında yasalaşan Doğalgaz Piyasası Kanunu’nun piyasa liberalleşmesinde nasıl bir değişiklik öngörüyorsunuz? Mesela, 2015 yılında kurulan EPİAŞ’ın (Enerji Piyasaları İşletme A.Ş.) kurum olarak finansçıların, bireysel yatırımcıların ve piyasadaki tüm oyuncuların engelsiz biçimde gaz alım ve satım işlemi yapabilmesini sağlayan bir fonksiyonu olacak mı?

Benim gözümde en önem verdiğim kurum EPİAŞ. Çünkü, eğer Enerji Merkezi olacaksak bunu EPİAŞ’ın kurumsal kapasitesini artırarak yapacağız. EPİAŞ’ı bir NBP (National Balancing Point-İngiltere), bir TTF (Title Transfer Facility- Hollanda) yapmak istiyorsak bunun için bizim ciddi çaba sarf etmemiz gerekiyor. Örneğin, yenilenecek doğalgaz sözleşmelerinde belirli kıstaslar ve mekanizmalar koyup, EPİAŞ’a da fiyatlandırmada atıfta bulunmamız gerekiyor. Bu kıstaslar, belli bir ticaret hacmine ulaşım, hukuki altyapının hazırlanması ve uygulanması, kısaca ticareti yapacak tarafların hakkını koruyucu, serbest piyasanın işlemesini sağlayacak maddeler olacaktır.

Halihazırda fiyat pazarlığı yaparken karşı tarafı ikna etmek zor görünebilir ancak objektif kriterler koyulursa bunun yapılabileceğine inancım tam. Böylelikle EPİAŞ’ın da uluslararası ticarette yer almasını sağlayabiliriz.

Ülkemiz 2000’lerden beri enerji ticaret merkezi olma hayalini kuran bir ülke. Doğalgaz depolama tesis kapasitemiz neredeyse aylık tüketimimize denk gelen 4.7 BCM seviyelerine gelebildi. Doğalgazın alım ve satımlarında kritik öneme sahip olan depolama tesislerine yapılan yatırımın seviyesi, enerjide hub olma perspektifi hakkında bize neler söylüyor?

Doğalgaz depolama tesisleri enerji merkezi olma konusunda en büyük teknik gereksinimlerden biridir. Mevcut depolama kapasitemiz yıllık tüketimimizin %7-8’ine denk geliyor, yani 1 aylık bir depolama kapasitesine bile ulaşmış değiliz. Sayın Bakan geçenlerde yapmış olduğu bir açıklamada 2023 yılında 11 milyar m3’lük bir depolama hacmine ulaşarak %20 depolama kapasitesine ulaşacağımızı belirtti ama bu oran bugünün tüketimine göre verilmiş bir oran. Bizim 1 senede tüketimimiz %25 arttı, 48 BCM’den 60 BCM’ye çıktık. 2023’te tüketimimizin sabit kalacağını varsaymak ihtiyatlı bir yaklaşım olmayacaktır. Bizim depolama tesislerine daha büyük ağırlık vermemiz ve asgari %25’lik tüketimi karşılayacak duruma gelmemiz gerekiyor.

Arama ve üretim sektöründe Türkiye’nin petrol veya doğalgaz şirketleri, enerji kaynaklarımızın farklılaştırılması açısından yurtdışında yatırımları artırılabilir mi? Bu konu hakkında sektörde ne gibi eksiklikler görüyorsunuz?

Türkiye bugüne kadar enerji aramalarını kendi sınırları içinde gerçekleştirdi ve birinci öncelik olarak bu stratejiyi gerçekleştirmeye çalıştı. Bundan dolayı da ciddi vakit kaybettiğimizi düşünüyorum. Bizim enerji arz güvenliğimizi sağlamamız sadece yurtiçindeki kaynakların bulunmasına bağlı kalmamalı. Türkiye, uluslararası pazarlarda arama yapmalı, ihalelere girmeli, ortaklıklar kurmalı ve ilk aşamada amaç olarak hem petrol, hem de doğalgaz tüketimimiz kadar dünyanın çeşitli bölgelerinde üretim yapmayı planlamalıdır. Şu anda TPAO bünyesindeki ortaklıkların olması güzel fakat yetersiz düzeydedir. Halihazırdaki ortaklıkların ve ortak olunan sahaların ülkemize katkıları da şeffaf bir şekilde halkımızla paylaşılmalıdır.

Türkiye’nin yıl sonunda 4 BCM özel sektör, 4 BCM de BOTAŞ olmak üzere Rusya ile 8 BCM’lik bir uzun dönemli kontratı sona eriyor. Türkiye’nin Rusya ile imzalaması olası kontratın, fiyatların yükseldiği bir dönemde kısa, orta veya uzun kaç senelik yapılması uygundur? Uzun dönemli kontratı nasıl tanımlıyorsunuz?

Enerji anlaşmalarına yönelik olarak ilkesel bir tutumumuz var. Hükümetler ilkesel olarak kendi dönemini aşmayacak şekilde kontratlarını yenilemeliler. Bugün Türkiye’de hükümet olma süresini 5 yıl olarak düşünürsek, dönem içerisindeki karar vericiler gelecek hükümetlere sorumluluk yükleyecek biçimde anlaşmalar yapmamalıdırlar. Bir hükümet geliyor ve kendi süresini aşacak şekilde 15-20 senelik uzun dönemli bir kontrat yapıyor. Sonrasında gelen başka hükümetler de bu anlaşmalara göre enerji politikalarını şekillendirmek durumunda kalıyorlar. Başka bir anlamda yeni gelen hükümetin pazarlık gücü ve ihtimali engelleniyor. Fakat bu demek değildir ki hiç uzun dönemli anlaşma yapılmayacak. Ancak, ilkesel olarak böyle bir tutum geliştirilmeli. Kamu özel iş birliği projelerini düşünün, buralarda geleceğimiz çalınıyor diye şikayet ediyoruz. Benzer bir durumun enerji tedarikinde de yaşatılmaması adına ve olabildiğince hükümetlerin dönem süresini aşmayacak şekilde bir anlaşma metodolojisi izlenmelidir. Yapılan anlaşma iyi veya kötü olabilir ya da eleştirilebilir ama gelecek hükümetlere en azından hareket kabiliyeti sağlar. Siyasi olarak da gelecek nesilleri ipotek altına almamış oluruz. Bizden sonra gelecekler de belki bizden daha iyi şartlarla anlaşmalar yapabilirler. Dolayısıyla, kontratlara yaklaşımımız, opsiyonları açık tutmayı merkeze alan ilkesel bir tutumdur.

Son olarak elektrik tarafına dönersek, hidroelektrik santrallerinde yaşanan sorunlardan dolayı doğalgaz santrallerinin elektrik üretiminde öneminin arttığı belirtiliyor. Öte yandan, Kasım ve Aralık aylarında elektrik üreten doğalgaz santrallerinin tarifelerine % 70’leri aşan zamlar yapıldı. Bu rakamlar Ocak ve Şubat aylarında elektrik tarifelerine yönelik bir zammı beraberinde getirebilir mi?

Evet, sadece doğalgaz tarifelerine değil, elektrik tarifelerine yönelik de zam beklentisi yüksek. Geçtiğimiz süreçte döviz kurlarında da zaten beklenmedik artışlar yaşandı. Bunun da etkisiyle Ocak ve Şubat aylarında da tekrardan zamların gelmesi kaçınılmazdır.

Biz Gelecek Partisi olarak, tedarikte kaynak çeşitliliğine önem veriyoruz. Bu kaynakların en başında da yenilenebilir enerjiyi, güneşi, rüzgarı ve hidrojeni görüyoruz. Bunlar da uzun vadede fiyat istikrarı sağlayacaktır.