Dünyayı esir alan ve hayatımızı post-apokaliptik bir filme çeviren COVID-19 bilmecesi nedeniyle, 2020 yılında dünyanın dört bir yanında tuvalet kâğıdı uğruna silahlı soygunlar yapılıyor. Sosyal izolasyon politikası nedeniyle evde kalan vatandaşlar tarafından bozulmayacak gıda ürünlerine veya hastalığın önlenmesiyle alakalı olan maske, el dezenfektanı gibi sağlık ve temizlik ürünlerine yoğun talep söz konusu. Ancak, bir solunum yolu virüsü olan COVID-19’un belirtilerinde ve önlenmesinde aşırı miktarda tuvalet kâğıdı ihtiyacı olduğunu öneren bir gelişme şu ana kadar yok ve tedarik zincirinde de aksama olmadığı biliniyor. Dolayısıyla tuvalet kâğıdının alışılmışın dışında yoğun olarak stoklanması dikkat çeken şaşırtıcı bir unsur olarak karşımıza çıkıyor. Hatta Northern Territory News (NT News) Avusturalya’daki çılgın talebe cevap olarak tuvalet kâğıdı olarak kullanılması için 4 Mart’ta sekiz ek sayfa basmış[i].

Bu davranışın rasyonel olup olmadığını anlamaya çalışmadan önce tüm dünyayı resesyon ile tehdit eden salgından tuvalet kâğıdı üreticilerinin kârlı çıkıp çıkmayacağına bakalım. Ani talep artışı nedeniyle elbette tuvalet kâğıdı üreticileri şubat ayından bu yana cirolarında da beklenmedik bir artış ile karşı karşıyalar. Ancak ne yazık ki, bu iyi haber yalnızca kısa vade için geçerli. Salgın nedeniyle tuvalet kâğıdı kullanımında artış olmayacağı için insanlar stokları eriyene dek ekstra alım yapmayacak ve üreticilerin uzun vadeli kazançlarında ani talep artışı nedeniyle önemli bir değişiklik olmayacaktır. Hatta keskin talep artışına hızlı bir şekilde cevap veremeyen üreticiler için ilerleyen dönemlerde talep miktarının ortalamanın altına düşmesi risk unsuru içerir.

Bugün tuvalet kâğıdı çılgınlığının arkasındaki panik aynı zamanda piyasada benzeri az görülen sert çöküşlerin de itici gücü olduğu için bu davranış biçiminin anlaşılması kritik öneme sahiptir. Çünkü kıtlık olmamasına rağmen dizginsiz tuvalet kâğıdı stoklama, mevduatların garanti altında olmasına rağmen bankaların ödeme gücü konusunda endişelenen müşteriler tarafından tüm mevduatlarının bir kerede çekilmeye çalışılmasından farklı değildir. Bankalar mevduatların sadece bir küçük kısmını nakit rezerv olarak tutarlar. Geri kalanını kâr edebilmek için piyasaya ödünç verir ve böylece bir anlamda ilk anda yatırılan miktar ile birçok kez borç verildiği için daha fazla rezerv yaratılmış olur. “Kısmi rezerv bankacılığı” adı verilen bu sistem eğer müşteriler eş zamanlı olarak tüm mevduatlarını çekmeye karar verirse çökecektir. Benzer şekilde kıtlık belirtisi olmamasına rağmen panik güdümlü tuvalet kâğıdı istifleme, rafların boşalmasına neden olduğu için kıtlık korkusunu gerçeğe dönüştürecektir. Böylece her iki eylemin sonucu da “kendi kendini gerçekleştiren kehanet” olarak karşımıza çıkacaktır.

Tam bu noktada başkalarının stoklamasından endişe duyan insanlar için en akılcı strateji aynı şeyi yapmaktır. Aksi takdirde, kehanet kendini gerçekleştirdiğinde ihtiyaç anında tuvalet kâğıtsız kalma korkusu gerçeğe dönüşecektir. Bu davranışın rasyonel bir cevap olduğunu belirtmek isterken Sydney’de bir müşterinin raftaki son tuvalet kâğıdı için başka bir müşteriye bıçak çekmesinin kulağa korkunç geldiğinin farkındayım[ii]. Ancak buradaki irrasyonel davranış olayların bu aşamaya gelmesine neden olan ilk eylem dalgalarıdır.

İnsanların endişelenmek için çok haklı sebeplere sahip olduğu bugünlerde işlerin de daha ne kadar kötüye gideceği konusunda büyük bir belirsizlik söz konusu. Her zaman rasyonel kararlar alması mümkün olmayan insan davranışını inceleyen davranışsal iktisat literatürüne göre, belirsizlik altında verilen kararlar rasyonel temellere oturmadığı için bireyler sezgileri ve ön yargılarının kurbanı olur. Nitekim, bu davranış biçimi nedeniyle kıtlık korkusunun gerçeğe dönüşmesi gibi hesaplanamayan riskler ortaya çıkıyor.

Öncelikle insanların bilgiyi her zaman mükemmel bir şekilde işleyemediğine, dolayısıyla, sınırlı rasyonalitenin varlığına dikkat çeken davranışsal iktisat çalışmaları, daha sonra belirsizlik altında insanların başvurduğu kestirme yolları deneylerle ortaya koymuştur. Bu doğrultuda temel insan yanılgılarını kategorize ettkileri çalışmalarla Daniel Kahneman ve Amos Tversky 2002’de Nobel ödülü almaya hak kazanmışlardır[iii].

Tuvalet kâğıdı stoklama çılgınlığının hangi temel bilişsel sapmalarla ilgili olduğuna bir göz atarsak panik güdümlü tuvalet kâğıdı stoklama davranışında ilk olarak “sürü psikolojisinden” bahsetmek mümkün. Duke Üniversitesi psikoloji ve davranışsal ekonomi profesörü Dan Ariely’e göre daha önce olası bir salgına karşı nasıl hazırlanması gerektiği konusunda rehberlik almayan insanların bu konjonktürde takip etmeleri gereken belli bir davranış kalıbı yok ve davranış kuralı olmayan insanlar etraftakilerin ne yaptıklarına bakarlar[iv]. Bu noktada “sürü psikolojisi” devreye giriyor ve başkalarının bir ürünü satın alma eyleminin sebebi anlaşılmasa bile kolaylıkla benimsenebiliyor.

Burada bir parantez açıp sosyal izolasyon sürecinde hepimizi oyalayıp, sosyal bireyler olduğumuzu yapay olarak da olsa hissettiren sosyal medyadaki paylaşımların, paniği besleyerek sürü psikolojisinin itici gücü haline geldiğini belirtmek gerekiyor.

Davranış kuralı olmayan insanların etraftakilerin ne yaptığına baktığını belirten Dan Ariely’den hareketle etrafımızdaki insanların neden tuvalet kâğıdına yoğun talep gösterdiğini merak edecek olursak; öncelikle dünya sağlığını tehdit eden COVID-19’un tam bir bilmece olması nedeniyle insanların hayatları üzerindeki kontrol duygusunu kaybettiğini söylememiz gerekiyor. Temel kontrol arzusunun ürün edinimini nasıl etkilediğini araştıran bir dizi çalışmada[v], tüketicilerin bu tip durumlarda faydacı ürünler alarak kontrol kaybını telafi etmeye çalıştıkları saptanmıştır. Bu noktada görece ucuz ve büyük bir ürün olan tuvalet kâğıdı, hijyen konusunda kontrol sahibi olmanın simgesi haline geliyor. Bu nedenle de stok yapmak güvende hissetmenin bir yolu olarak karşımıza çıkabiliyor.

Bu davranış biçimi ise davranışsal iktisadın risk altında karar verme sürecinde kategorize edilen temel insani hatalardan “zero risk bias/sıfır risk yanlılığı” ile uyum göstermektedir. Toplam riskleri daha büyük miktarda azaltmaktansa daha küçük bir riski tamamen ortadan kaldırma isteğidir sıfır risk yanlılığı. Örneğin, yapılan bir çalışmada[vi] katılımcılara iki bölgedeki kanser vakalarındaki azalma ile ilgili seçenekler sunulmuştur: birinci ve üçüncü seçenek toplam vaka sayısını 6 kişi azaltırken, ikinci seçenek daha küçük olan bölgedeki vakaların tamamen ortadan kaldırılmasını ancak, toplam vaka sayısının 5 kişi azaltılmasını içermektedir. İkinci seçenek diğerlerine kıyasla daha az sayıda vaka azaltmasına rağmen, katılımcıların çoğunun tercihi yine de bu seçenekten yana olmuştur. Tuvalet kâğıdı stoklama davranışı da karşı karşıya olduğumuz risklerin küçük bir kısmını ortadan kaldırarak hayatımızın bir kısmını güvene aldığı için sıfır risk yanlılığının bir örneğidir ve küçük bir riski tamamen ortadan kaldırmak için insanların ne yazık ki yüksek maliyetler ödemeye istekli olduğunu görüyoruz.

Avustralya Newcastle Üniversitesi davranışsal iktisat profesörü David Savage ise bunlara ek olarak, tuvalet kâğıdı stoklama konusunda bir başka karşı konulamaz bir dürtü olarak karşımıza çıkabilecek “pişmanlıktan kaçınmanın” etkisine değinmiştir[vii]. Bir ürünü almadığımız için yaşayabileceğimiz pişmanlık hissinden, satın alma eylemi sayesinde kaçınırız. Tuvalet kâğıdı bozulmayan yapısı ve eninde sonunda ihtiyaç dahilinde kullanılacak bir ürün olmasıyla da satın aldığımız için pişman olma riskini azaltarak stoklama dürtüsünü destekliyor. Ancak, bu durum ekonomide sıkça kullanılan “negatif dışsallık” durumunun ortaya çıkmasına neden olacaktır. Yani bireyin özel fayda için aldığı tüketim kararı, toplumun diğer bireyleri üzerinde olumsuz etki yaratacaktır.

Tüm bu bilgiler ışığında öncelik, halkın davranış biçiminin kendi kendini gerçekleştiren kehanet yaratmamasını teşvik etmek olmalı. Bazı ülkelerde özel sektör tarafından uygulanan gayri-resmi rasyonlama uygulamaları ile kişi başına alınacak ürün miktarı kısıtlanarak müşterilerin yeterli miktarda ürün satın almaları sağlanmakta ve kontrollü bir şekilde aşırı talebin önüne geçilmektedir. Ayrıca “1 tanesi 10 dolar, 2 tanesi 1500 dolar” gibi fiyatlandırma politikalarıyla da çeşitli ülkelerde stokçuluğun önüne geçilebildiğini görüldü.

Piyasa ekonomisinde esasen ürünlere alışılmadık yoğun talep artışı, fiyat artışı ile karşılaşır. Artan fiyat seviyesi hem üretimin artmasını teşvik eder hem de yoğun talep artışını baskılayarak ani kıtlıklar karşısında arz ve talep koşullarını yeniden dengeye gelmesi için itici güç oluşturur. Ancak, piyasa sisteminin işlemesi içinde bulunduğumuz konjonktürde fırsatçıların da önünü açacağı için, zaten endişeli olan insanların güvenini daha da sarsacaktır.Bu nedenle devletin piyasa sisteminin işleyişine tüketiciyi koruyacak şekilde ‘tavan fiyat’ kapsamında müdahalesi iyi niyetli bir yaklaşım olacaktır.

Ayrıca özel sektörün tüm çabasına rağmen, dünyada halkların bu gibi durumlarda devletten aksiyona geçmesini beklediğini görebiliyoruz. Çünkü bu panik güdümlü stokçu davranış biçimi aslında insanların devletin yardım etme kapasitesinden şüphe duyduğuna işaret ediyor.

Bugünlerde devlet başkanları canlı yayında açıklama yapacağı zaman milyonlarca insan ekran başına toplanıyor. Fakat sakinleştirici açıklamaların yanı sıra, halkın devlete ödediği vergilerin karşılığı olarak, somut yardımlar ve teşvikler beklediğini görüyoruz. Ardı ardına pek çok devlet başkanı milyar dolarlara tekabül eden yardım paketlerini açıklıyor. Her ne kadar yardımların büyüklüğü ekonomi çarklarının tekrar dönmesi için yardımcı olacaksa da bu yardımların halka inebilmesi için “helicopter money/helikopter para” denilen, bireylerin cüzdanlarına yansıyabilecek direkt yardım politikalarının veya bir adım ilerisi olan “basic income/evrensel temel gelir” denilen, formalitesiz-şartsız olarak her bireye yaşamalarına yetecek aylık gelir sağlanması gibi çözümlerin artık küresel ölçekte hayata geçmesinin vakti gelmiş olabilir. Yeni bir ekonomik düzenin kurulmak üzere olduğuna canlı olarak tanıklık ettiğimiz günler yaşıyoruz. Önümüzdeki bir sene içerisindeki değişim rüzgarına hazırlıklı olalım.

Fotoğraf: Gabor Monori 


Kaynaklar

[i] https://www.theguardian.com/media/2020/mar/05/australian-newspaper-prints-extra-pages-to-help-out-in-toilet-paper-shortage

[ii] https://www.dailymail.co.uk/news/article-8072347/Horror-Woolworths-shopper-pulls-KNIFE-near-toilet-paper-aisle.html

[iii] https://www.nobelprize.org/uploads/2018/06/advanced-economicsciences2002-1.pdf

[iv] https://www.ajc.com/news/local/panic-buying-natural-reaction-uncertainty-behavioral-experts-say/7Vf6ALL6qzRLgP6D6LPK9K/

[v] Charlene Y Chen, Leonard Lee, Andy J Yap, Control Deprivation Motivates Acquisition of Utilitarian Products, Journal of Consumer Research, Volume 43, Issue 6, April 2017, Pages 1031–1047, https://doi.org/10.1093/jcr/ucw068

[vi] Baron, Jonathan; Gowda, Rajeev; Kunreuther, Howard (1993). “Attitudes toward managing hazardous waste: What should be cleaned up and who should pay for it?”. Risk Analysis. 13 (2): 183–192. doi:10.1111/j.1539-6924.1993.tb01068.x.

[vii] https://uk.finance.yahoo.com/news/stockpiling-panic-buying-shortages-coronavirus-supplies-toilet-paper-hand-sanitiser-070825513.html