Kadın futbolu, spor endüstrisinin gündeminde son zamanlarda yer alan en dikkat çekici konulardan biri. Sporun pek çok kültürel aktiviteyle etkileşim içerisinde olduğu yadsınamaz bir gerçek. Bu noktadan hareketle, bu yazıda, kadın hakları savunuculuğu, feminizm ve cinsiyet ayrımcılığı özelindeki faaliyetlerin kadın futboluyla olan etkileşimini inceleyeceğiz.

Edward Bernays’in American Tobacco için başlattığı “özgürlük meşalesi” projesi kadına yüklenmiş kısıtlayıcı ve olumsuz değerlerin kırılması adına önemli bir mihenk taşıdır. Bir sigara markasının ürettiği halkla ilişkiler kampanyası ataerkil tabuların yıkılışı ve kadının özgürlüğü adına muazzam bir ilhama dönüşmüştü. 

Ardından 68 kuşağı (Çiçek Çocuklar)’ın kişiliği cinsiyetten soyutlayarak cinsiyet ayrımcılığına son verme yönündeki faaliyetleri bir başka özgürlük meşalesini yakmış oldu. Onlar, kadının toplum nezdindeki alçaltılmış konumunu bertaraf edip, erkek ile eşit seviyeye gelişine olanak sağladılar.

Küresel ölçekte endüstriyel hayatın yükselişi, göç ve şehirleşmeyle birlikte kadının toplum içindeki statü savaşı başka bir boyut kazandı. Ekonomik özgürlüğünü eline alan kadın, her alanda söz sahibi olmaya, haklarını savunmaya, örgütlenmeye başladı. 

Kadın hareketi, endüstrileri ve sosyo-kültürel yaşamı derinden etkiledi. Üreticiler, markalar, organizasyonlar ve kuruluşlar güç kazanan bu hareketin yanında oldular. Tüketim için yeni bir hedef kitle kazanmışlardı. Kadın artık hem üretim hem de tüketim için yadsınamaz bir gerçekti ve artık kendi endüstrisini, kendisi oluşturması gerekiyordu.

Kadın hak mücadelesi ve karakteri her alanda olduğu gibi sporu da etki altına aldı. Artık sporun diğer kesin ve tartışmasız figürleri kadınlardı. Serena Williams, Steffi Graf, Yelena Isinbayeva, Nadia Komanachi, Blanka Vlasic, Martina Navratilova, Florence Griffith-Joyner, Lindsey Vonn, Stefka Kosradinova, Heike Drechster Larisa Semyonovna Latynina, Marit Bjoergen, Mildred Ella Didrikson, Marta Vieira Da Silva, Alex Morgan ve diğerleri…

Kadın sporlarındaki bu ivmelenme, şu anda spor endüstrisindeki en heyecan verici trendlerden biri. Bu süreçte tenis ve golf, kadın sporlarının profesyonelleşme ve ticarileşmesine öncülük etti. 

Ancak, futbol yarattığı etki ve ürettiği ekosistem ile son zamanlarda bu branşları geride bırakıyor. 2017 UEFA Kadınlar Avrupa Şampiyonası 150 milyon televizyon izleyicisi tarafından takip edildi. 2019 FIFA Kadınlar Dünya Kupası ise; 1,12 milyar kişi tarafından izlendi. ABD’nin, Hollanda’yı 2-0 mağlup ederek 4. kez Dünya Şampiyonu olduğu final maçını ise 260 milyon kişi izledi. 16 takımlı Liga MX Femenil’daki (Meksika Kadın Futbol Ligi) Monterrey – Tigres arasında oynanan final maçını 51.211 kişi stadyumda izlemişti. Rekor ise 17 Mart 2019’da Wanda Metropolitano Stadı’nda oynanan İspanya Kadınlar Futbol Ligi’ndeki Atletico Madrid – Barcelona maçını izleyen 60.739 kişi tarafından kırıldı. İngiltere’de Chelsea ve Arsenal arasında oynan FA Cup Kadınlar Final maçını 1.6 milyon kişi TV’de, 43.423 kişi de stadyumda takip etti. Görüldüğü üzere Dünya’nın her yerinde kadın futboluna olan ilgi giderek artıyor.

Bu büyüyen ekosistem ulaştığı ticari momentum ile birlikte eşit ödeme anlaşmalarına olanak sağlıyor. Bu da spor endüstrisinde yepyeni bir çığır açıyor. Norveç ve Yeni Zelanda’da, kadın milli takım futbolcuları artık erkek milli takım oyuncuları ile aynı ücreti kazanıyor. Eşit ücret, eşit haklar konusundaki öncü hareket ise Rugby Australia bünyesindeki yedi kulübe aittir. 2018 yılında imzalanan bu toplu iş sözleşmesi ile yıllık 35.044 dolar alt limitle birlikte sporcuların gelirleri eşit seviyeye getirildi. Ayrıca hamile kadın sporcuların özlük hakları yine bu anlaşma ile koruma altına alındı.

Kadın sporlarına olan ilginin dünya çapındaki büyüklüğünü gösteren bir diğer örnek ise; ücretli bir içerik olarak yayınlanan İngiltere ve Hindistan arasındaki 2017 Kadınlar Kriket Dünya Kupası Final maçıdır. O yıl SKY Sport tarafından canlı olarak yayınlanan ve en çok seyirci tarafından izlenen kriket maçı içeriği bu maçtır. Üstelik bu durum ayrıca SKY Sport’un İngiltere Erkek Kriket Takımı’nın tüm yayın haklarına sahip olmasına rağmen yaşandı.

Sosyal yaşamın spora olan etkisi kadar, sporun da sosyal yaşama etkileri bir o kadar belirgin seviyededir. Bu etkiye en büyük örnek olarak 2016 Rio Yaz Olimpiyat Oyunları’nda Kadınlar Çim Hokeyi Finalinde, İngiltere ile Hollanda arasında oynan maçtır. Uzatmalara giderek müsabakayı İngiltere’nin kazanarak altın madalya ile ödüllenmesi sonucunda yayını gerçekleştiren BBC televizyonu planlanan yayın akışının oldukça dışına çıkması gerekti. Seremoni bitip BBC normal yayın akışına geri döndüğünde 22:00’daki ana haber bültenini yayınlayamamıştı. Bu BBC’nin yayın hayatı boyunca es geçtiği ilk ve tek ana haber bülteni kuşağı oldu. Bu örnekten de anlaşılacağı üzere; kadın sporunun rutin spor/maç izleme alışkanlıklarımızı değiştiren nitelikte bir etki yaratıp, sosyal yaşama yön veren bir seviyeye ulaştığı vurgulanması gereken bir gerçek.