İran’daki İslamcı iktidar, 1990’lı yıllarda, özellikle de 1997’de Muhammet Hatemi’nin cumhurbaşkanı seçilmesiyle ortaya çıkan reformcu hareketin sonucunda, birkaç senelik de olsa yazılı basının özgürleşmesine yol açtı. Fakat, 1997-2000 arası “basın baharı” vasfıyla da tanınan bu dönemde bile, bu kısıtlı özgürleşme yazılı basınla sınırlı kaldı. Mesela, özel televizyonların açılmasına hiçbir zaman müsamaha gösterilmedi.

İktidar bence şöyle düşünüyordu: Yazılı basın ne kadar özgürleşirse özgürleşsin, gazeteler yalnızca birkaç yüz binlik bir dolaşım kapasitesine sahip. Dergilerse zaten birkaç on bini geçemez. Onların etki alanları da milyonlarca muhatabı olan rakipsiz devlet televizyonu karşısında hiçbir anlam ifade etmez.

Fakat özgürlüğe aç olan toplum, çok hızlı bir biçimde “Camia” gibi liberal gazetelerin dolaşımının 2-3 milyonu aşmasını sağladı. Bu sırada devlet televizyonuna duyulan ilgi ise her geçen gün azalıyordu. Öyle ki, Türkiye’de yeni yayın yapmaya başlayan özel televizyonlar, uydu yoluyla dizi ve sinema filmler sayesinde İran devlet televizyonuna bir rakip olarak İranlı ailelerin evlerine girmiş oldu.

Takvimler 29 Nisan 2000’i gösteriyordu. Hitabet ustalığıyla tanınan Manevi lider Ali Hamaney topluma televizyonun canlı yayın yaptığı bir konuşmada şöyle seslendi : “Yazılı basın, düşmanın toplum içindeki karargâhına dönüşmüş durumdadır. Öyle ki, ABD’nin düşmanlığına gerek kalmamıştır. Düşman evin içindedir.”

Tahran baş savcısı zaman kaybetmeden, 1930’lardan kalma, bıçak taşımayı önlemek amaçlıyla koyulmuş olan “suç aletini önlemek” kanununa istinaden muhalif gazeteleri “suç aleti” olarak tanımlayıp, bir gecede onlarca gazete ve dergiye yayın yasağı -bazılarını da kapatma- kararı verdi.

29 Nisan 2000’de vurulan darbeden sonra İran’da yazılı basın bir daha kendini toparlayamadı. Fakat, zaten uydu ve internet devrinin başlamasıyla beraber, yazılı basın devri de bitmek üzereydi.

2000 yılından sonra yavaş yavaş yurt içi ve yurt dışından haber veren web siteleri ortaya çıktı ve ister istemez devlet sansürü delinmeye başladı. Uydu yoluyla yurt dışından yayın yapan ve genelde Saltanat ve Şah yanlısı olan televizyonlar da Amerika’dan yayın yapmaya başladı.

Artık sansür delinmişti ve profesyonel gazetecilik, yurt dışından amatörlerce de yapılabilen bir işe dönüştü!

Yıl 2003’ü gösterdiğinde, devlet hem uyduyu parazit yoluyla engelleme imkanına sahip oldu hem de web sitelerine fiktering mekanizmasıyla erişim engelleme imkanına… Fakat, sosyal medya devri henüz başlıyordu.

Uydudan amatör yayın yapan saltanat yanlısı televizyonların yerine de yurt içinde işsiz kalmış gazetecileri istihdam eden BBC Farsça ve Özgür Avrupa radyosu gibi profesyonel haber radyo ve televizyonları ortaya çıkmak üzereydi.

Böylece, 2007-2008’de yaygınlaşan Facebook, 2009 Yeşil Hareketi’nde büyük bir rol almış oldu. Aynı zamanda, güçlü frekanslara sahip olan ve birkaç uydudan yayın yapan yeni haber kanalları, devlet televizyonuna güçlü birer rakip olarak ortaya çıktı.

2009’dan sonra milyonlarca dolar harcayarak Çin’den alınan teknolojiyle sosyal medyanın tamamen erişime engellenmesine çaba gösterildi.

Facebook ve Twitter erişime engellendi ama sonuç?

Sadece VPN kullanımı arttı!

Tüm engellemelere rağmen İranlılar sosyal medyayı kullanmaya devam ettiler ve her gün artan engelleme teknolojisine karşı, filtrelemeyi delme teknolojisinde gelişmeler oldu.

2015’ten itibaren yazışma imkanlarına sahip olan Telegram uygulamasının kullanımı İran’da öyle gelişti ki, İran’da 2017 yılında Telegram kullanıcı sayısının 45-50 milyon civarı olduğundan bahsediliyordu.

Böylece haberleşme motivasyonu ve bilgi dolaşımı hiçbir zaman kısıtlamalara baş eğmemiş oldu ama ulusal güvenlik ve milli çıkarlar açısından çok tehlikeli olan bir olay da ortaya çıktı: Haber ve bilgilendirme odaklarının yurt dışına taşınması, gazetecileri kaçmak zorunda bırakan ve sürgün hayatı yaşamalarına sebep olan sosyal medya engellemeleri nelere yol açtı dersiniz?

Devlet ve kanunun etki alanının dışında, tescilsiz ve sorumsuz söylenti ve dedikodu yayma mekanizmalarının genişlemesine, sürgüne gönderilen gazetecilerin yabancı istihbarat servislerine yem olmasına ve FAKENEWS dediğimiz mekanizmaların ortaya çıkmasına sebep oldu.

Bir örnek verelim: Şu anda, İran’da devlet televizyonunun izleyici oranının bazı anketler ve istatistiklere göre %20’nin altına düştüğü iddia edilirken, Farsça havuz medyasını oluşturan kanallar hangileri?

İngiltere ulusal çıkarları ve resmen İngiltere dış politikasının parçası olan BBC Farsça. Londra merkezli ve resmî olarak Suudi Arabistan tarafından finanse edilen ve İran karşıtlı politikaları destekleyen İran international adlı bir televizyon, radyo ve web sitesi.  Yine, finansal kaynağı belli olmayan ve Londra’dan yayın yapan Manoto TV. Son olarak, resmen Amerika Dış İşleri Bakanlığına bağlı olan ve Amerika Temsilciler Meclisinden bütçe alan Özgür Avrupa Radyosu.

Sanal ortam ve online gazeteler olmak üzere, resmi vergi dökümanlarına göre, 2016-2018 arasında ABD Dışişleri’nden yaklaşık 5 milyon dolar alan İranwire web sitesi!

Demek istediğim şu ki, küreselleşmiş ve bazen bilgi bazense basın çağı ismi verilen bugünün dünyasında bilgiyi yayma kısıtlanamaz. Fakat, devletlerin akılsız ve baskıcı politikaları sonucunda milli, sorumlu ve tescilli şekilde yapılması gereken habercilik; gayri milli, sorumsuz ve tescilsiz bir kara propaganda makinesine dönüşebilir.

Sosyal medyayı kısıtlama politikası bilgi dolaşımını kısıtlamaz ama Türkiye sosyal medyasında tanınan Fuat Avni ve İran sosyal medyasında misli olan Haşmet Alevi’lerin doğuşuna yol açar. Sonunda, kültürel  ve etik yapıları tahrip ederek gelip geçen iktidarlarla değil, ülkenin çıkarlarıyla oynar.

Keşke iktidarlar akıllı olsalardı!

Fotoğraf: dole777