Burak Bilgehan Özpek, yakın zamanlarda bilindiği üzere oldukça geniş hacimli bir makale kaleme aldı. Bu makalenin özeti şuydu: Merkez kavramının yakın dönem gelecekte siyasetin otoriter popülist krizini aşmak adına iktidarı sınırlayıcı ve paylaşımcı anahtar niteliğini ve bu kavramı oluşturan temel esasların politik pragmatizm, müzakere ve medeni yaşam hakkı olduğunu vurguluyordu. Otoriter popülist bir demokrasi krizinden çıkış için muhalefeti merkez siyaset yapmaya, bunu da belirtilen ilkelerden yola çıkarak uygulamaya davet ediyordu.

Bu yazıyı oldukça faydalı ve gerçekçi bulmakla beraber fikri ve politik olarak da katılıyorum. Ancak, muhalefetin merkez siyaset gibi bir ajanda kurabilmesi için zeminde nasıl bir sosyal politik ve ekonomi politik durum mevcut ayrıca üzerinde düşünmeye değer buluyorum.

Sosyal politik açısından bir katkı yapmak gerekirse uzun zamandır, metropollerde başlayan ve ülkeye dalga dalga yayılan yeni nesillerdeki apolitik kaygıların da tetiklediği hukuk, refah ve özgürlük talebinin giderek güçlendiğini gözlemlememek neredeyse mümkün değil. Yerel seçimlerdeki değişim talebi de bunun en önemli işareti olarak görülebilir. Bu durum bize her şeyden önce bir “değişim talebi olduğunu açıkça gösteriyor. Ancak, bu değişimin sosyal tabakalar arasında hem derece hem de mahiyet farkı olduğunu da eklemeliyim.

Değişim adına sosyal politik bir gruplama yapacak olursak; dört farklı gruptan söz edebiliriz sanıyorum. Bunları önce iki ana gruba ayırmak gerekiyor: Değişimi arzulayanlar ve değişime direnenler. Sonra bu iki grup içinde yani değişim ya da dirençte sahici olanları ve formel olanları ayırmalıyız.

Özetleyecek olursak: Değişimi sahici biçimde arzulayanlar, değişimi formel biçimde arzulayanlar ve direnci formel biçimde koruyanlar, direnci sahici biçimde koruyanlar gibi dört ayrı grup üzerinden bir çözümleme yapılabilir.

Pekala, ne demek bu sahici ve formel, değişim ya da direnç noktasında ne anlam ifade edebilir?

Sahici, yani işleyişe ve öze dair, devletin kurumsal mekanizmalarında kurumların işleyişini kalıcı ve yapısal biçimde değiştirmek isteyenler ile buna kalıcı ve yapısal biçimde direnenleri kastediyorum. Burada temel fark sahici değişimcilerin; Weberyan modern devlet ile hukuk, refah ve özgürlüklerin teminat altına alındığı, gücün sınırlandırıldığı, bürokrasinin siyasal aidiyetlerden, kişilerden ve keyfilikten bağımsız soyut tüzel bir kişiliğe bağlı adalet ve liyakat talebini arzulamasıdır. Sahici direnç üretenlerinse, Schimittyan bir siyasi otoriteyi, kurumlar itibarıyla hukuktan bağımsız, otoriter ve sınırsız, kişilere ve aidiyetlere bağlı koruma arzusudur.

Formel yani görünüşe dair, krizin özüne dair kurumsal arızalarla ilgilenmeyip geçici bir değişim ya da geçici bir koruma arzusunda olanlar. Formel değişimcilerin, ekonomik kriz ve siyasal gerilimin, gündelik hayatın sıkıntılarını aşmak adına, çözümü yapıyı onarmadan bir başka siyasal harekette arayanlar olduğunu söylemek mümkün. Yani hala farklı siyasal aidiyetlerden medet umarak devletin ve otoritenin el değiştirmesinin çözüm olacağını düşünenler diyebiliriz. Formel direnç üretenlerinse yine geleneksel devletin temel yapı taşlarını yani kurumları korumak gibi bir dertleri yok; onlar da görünüre dair değişime bir direnç üretiyorlar ve bunun temel motivasyonunu siyasal aidiyetin korunmasından almakla beraber, bununla yetinenler olduğunu söyleyebiliriz.

Benim gözlemlediğim kadarıyla sosyal grupları bu şekilde özetleyebiliriz. Peki krizi merkez ile aşmak adına bu gruplardan ne gibi lehte ya da aleyhte sonuçlar çıkabilir?

Elbette, elimizde istatistiki bir veri yok; sadece memleketin siyasal tarihi ve bugünü üzerinden gözlemlerimizi referans alarak gelecek için tahminler yürütebiliyoruz. Bana kalırsa sahici değişimciler ve sahici direnç üretenlerin oranı oldukça az; asıl büyük kitleyi formel değişimciler ve formel direnç üretenler oluşturuyor. Bunun elbette avantajları ve dezavantajları var. Avantajı şu ki; sahici direnç üretenlerin, oransal azlığına bağlı olarak, memlekette ilelebet sürdürebilecek herhangi bir politik atmosfer yok; bu değişimi her an önümüze bir alternatif olarak getiriyor. Dezavantajı da şu; formel gruplar çoğunlukta olduğu için değişim gerçekleşse bile bunun kalıcı ve kurumsal olması oldukça zor gözüküyor.

Merkez adına Bilgehan hocanın öne sürdüğü politik pragmatizm, müzakere ve medeni yaşam için temelde kurumsal değişim ve dönüşümlerin öze dair değişmesi en sağlıklı yol olarak gözüküyor. Bu noktada sahici direnç üretenleri gözden çıkarmak gerekiyor; zira onlar geleneksel devleti mevcut yapı taşlarıyla beraber mutaassıp ve radikal idealist/ahlakçı bir tavırla sürdürmeyi arzuluyor.

Sahici dönüşümcüler ise bu merkezin motor kuvveti olarak gözüküyor. Ama bu grubun içinde muhalif öfke de yüksek olduğu için, değişimi sahici kılmak istemelerinin elbette sınanabilir bir tarafı da olacaktır. Bunlar aynı zamanda formel dönüşümcüleri örgütlüyor formel direnç üretenleri de her geçen gün ikna edebiliyor. Dolayısıyla muhaliflerin hedef kitlesinde sahici dönüşümcülerin başını çektiği tüm formel gruplar var. Bu durum merkez inşa etmenin ya da merkezde politika üretmenin sosyal karşılığının görece olarak yüksek olduğunu gösteriyor.

Formel dönüşüm ya da direnç üretenlerin temel ortak noktası; kurumsal yapılarla değil siyasal aidiyetlerle dönüşüm ya da korumayı amaçlamaları demiştik. Bu aidiyetlerin ekonomik krizler, siyasal gerilimler, artan gündelik hayat sorunları ile birbiri içinde taraf değiştirmesi de oldukça mümkün gözüküyor. Yani bir formel direnç üreten kişi formel dönüşümcüye, bir başka formel dönüşümcü direnç üretene şartlara ve aidiyetlerin temsiline bağlı olarak evrilebilir. Bunun avantajı memleketin siyasal atmosferindeki dinamizmin bu gruplara bağlı olmasıyken; dezavantajı ise dönüşümü kalıcı kılabilecek ilkelerden yoksun olmaları gibi gözüküyor. Bu durum; krizi merkez ile aşmanın motor kuvvetini sahici dönüşümcüler oluşturmasına rağmen ana iskeletini ve çoğunluğunu formel gruplar oluşturduğu için dönüşümün geçici bir yanılsama olabileceği ihtimalini de kuvvetlendiriyor.

Sonuca bağlamak gerekirse; evet ülkede bir dönüşüm gerçekleşiyor. Bu dönüşüm merkez oluşturmayı da oldukça mümkün kılıyor. Ancak, bu dönüşümün niteliği konusunda lümpen bir illüzyon da mevcut. Özetle dönüşüm gerçekleşse bile bu dönüşümü korumak ve kurumsallaştırmak adına yeni bir mücadele de bizleri bekliyor.

Fotoğraf: Seth Cottle