İnsanoğlu aya hiç çıkmadı, tamamı bir film stüdyosunda çekildi; ikiz kuleleri siyonist bir örgüt yıktı; dünyayı beş büyük aile yönetiyor; gizli örgüt illuminati ve Türkiye’yi yöneten aksakallılar… Son günlerin moda komplo teorisi ¨küreselciler¨ ve Bill Gates aşı yoluyla insanlara çip yerleştirecek. Bu bilginin kaynağı neresi? Herhangi bir akademik çalışma mı? Yoksa ifşa olmuş bir espiyonaj mı var? Cevap: Hiçbiri! Bu bilginin kaynağı, komplo teorisini üreten patolojik zihinlerin ebeveynleri ile kurdukları ilk nesne ilişkileri. İnananlar da aynı patolojik nesne ilişkisi ile yetiştirilmiş bireyler.

Komplo teorileri özünde, insanların içinde bulundukları durumu, gördüğü, deneyimlediği vakayı, mantık içerisinde izah edemediklerinde tutundukları zihni enstrümandır. İnsanlar, içinde bulundukları durumu izahta iki sebepten zorlanırlar; birincisi, basitçe söylemek gerekirse bilgileri yetersizdir. Etraflarında olan biteni anlayacak, algılayacak bilgi ve donanıma, sahip değillerdir. İkincisi ise, gördükleri, fark ettikleri gerçek, emosyonel olarak kaldıramayacakları bir yük bindirir üzerlerine. Bu gerçekliğe inanmaktansa, gördüklerinin arkasında başka bir şeyler olduğuna inanmak isterler. Duygusal olarak kendilerini rahatlatacak, güvende hissettirecek bir senaryo yazar, üretirler.

İktisadi olarak dünyanın girift yapısını anlamak, sermaye ilişkilerinin, iktisadi kuralların karmaşık doğasını çözmek, çoğu insan için kolay değildir. Ancak, Türkiye’nin ortalama eğitim seviyesi olan ortaokul seviyesinde biri için, Rotschild ailesinin, Rockefeller’ın veya Soros’un dünya ekonomisini yönettiğini söylemek, anlatmak kolaydır. Kahvehanedeki sıradan insan dahi, bu komplo teorileri ile beş dakikada tüm dünyanın iktisadi yapısını izah edebilir. Öyle yıllarca ekonomi okumasına, makro iktisat ve finans öğrenmesine, mali politikalar üzerine çalışmasına gerek kalmaz. Aynı durum siyaset için de geçerlidir, kararlar siyasi dengelerin sonucunda ortaya çıkmaz, ne uluslararası ilişkileri, siyaset bilimi, sosyolojisi? Soros ile Aksakallılar kavga etmiştir, bu bilgiye sahip olmak, büyük resmi görmek için yeterlidir.

Peki bilmiyorum demek, anlamadığını kabul etmek bu kişilere neden bu kadar zor gelir? Öncelikle bilinmezlik ve anlaşılmayan bir dünyanın içinde olmak kişiyi rahatsız ve güvensiz hissettirir. Ve kişi bu güvensiz durumdan çıkıp kendini konumlandırabileceği bir dünya algısına kavuşmak ister. Ayrıca bazı araştırmalar bize göstermiştir ki, komplo teorisine yatkın olmakla, narsisistik kişilik yapısı arasında pozitif bir ilişki vardır. ¨Bilmiyorum¨ demek, bu durumu kabul etmek, bu kişilik yapısı için kabul edilemez bir durumdur. Ancak, düşük ego kapasitesine sahip komplo teorisyeni uzun emekler sonucunda içinde olduğu cehaleti gidermek ile uğraşmaz, basitçe kulaktan dolma 3-5 bilgi ve engin analiz yeteneği ile problemi analiz eder ve sonuca ulaşır. Çocukluktan beri maruz kaldığı aşırı annelik, ego kapasitesinin gelişmesine müsaade etmemiştir. Bilgi onun doğal hakkıdır ve bir kahvehanede boş boş oturuyor olsa da, bilgi arar, onu bulur. Her nasılsa çok gizli bilgiler bir şekilde mahallesinin kahvehanesinde dahi duyuluyor ve biliniyordur. Fakat bu gerçek, komploya ihtiyaç duyan bireyi engellemeye yetmez.

İkinci yapıda ise komplo teorisyeninin temel problemi yalnızca bilgi noksanlığı değildir. Problem kendine ulaşan bilginin, bu kişinin kaldıramayacağı, kabul edemeyeceği bir emosyonel yük barındırıyor olmasıdır. Mesela bu durumun en güzel örneklerinden birisi 11 Eylül saldırısıdır. Bir Amerikan için saldırıyı yapan ve başarılı olan kişilerin ¨bir avuç baldırı çıplak¨ olduğunu kabul etmek rahatsız edicidir. İnandığı, güvendiği, yılda onbinlerce dolar vergi verdiği devletinin bu şekilde bir acziyete düşeceğini kabul etmek istemez. Ama bu iş içeriden, Yahudi lobileri ile savaş lobileri arasındaki bir ittifak tarafından gerçekleşti ise Amerikan Devleti o kadar da aciz değil demektir. Yahut Amerikan Devletini tüm kötülüklerin anası kabul eden bir Ortadoğulu, bu saldırıda mağdur olan Amerikan toplumuna istemediği bir şekilde sempati duymak zorunda kalmak istemez. Ortadoğu’da yaşayan bir İslamcı için, yaşadığı tüm problemlerin sebebi olarak gördüğü, Amerikan Devletinin bu acziyeti kendi ülkesindeki problemlerin sorumluluğunu sahiplenmesini zorunlu kılabilir. Böyle bir yüzleşme yaşamaktansa, kişi komplo teorisine sarılmayı tercih edebilir.

Bu noktadan sonra, üretilen komplo teorisinin doğasına bakmak gerekir. Üretilen komplo teorileri genelde omnipotent/tümgüçlü bir kötü içerir. Zaten komplo teorisi kurmaya teşne, narsisist yapılarda siyah ve beyaz ayırımı nettir. Doğada bulunmadığı şekli ile saf iyiler ve saf kötüler vardır bu kişilerin zihninde. Komplo teorisinde projekte edilen his, bir anlamda komplocunun kendi omnipotent olma arzusudur. Bir nevi ejderha ile savaşan şövalye hissiyatının doyurulmasıdır aslında. Düşman ne kadar güçlü olursa, onunla savaşan cengaver de o kadar şanlı olur.

Komplo teorisine ihtiyaç duyan kişilerin, bu arzusunu doyuran, ihtiyaç duydukları şekilde komplo teorisi üreten veya üretilmiş teorileri tekrar eden liderler, kanaat önderleri, haberciler ise popülerliklerini artırırlar. İnsanın içindeki arkaik paranoyaları, grandiyöziteyi (büyüklenmecilik) uyandırır, insanların aklına değil, dürtülerine seslenirler. Eğer komplo teorisyeninin seslendiği bireyler, akıl ile yaşamını idame etme pratiklerine yeterince hakim değillerse, bu komplo girdabına kapılıp giderler.

Son günlerin popüler komplo teorisi olan “aşı ile bize çip yerleştirecekler” komplosunu irdeleyelim mesela. Öncelikle covid salgınının hepimize yaşattığı yüksek stresi ve kaygı seviyesini kabul etmemiz gerekiyor. Birden bire tüm dünyanın gündelik hayatı değişiverdi. Komplo teorisi için uygun ortam mevcut. İkinci olarak, cümlenin içerisindeki büyüklenmeciliğe bakalım; bu komployu üreten kişi kendini ne kadar değerli hissediyor! Küresel güçler bir araya gelmiş, bu kişinin beynine bir çip yerleştirme ihtiyacı duymuş. Senaryo sanki çocukken izlediğimiz çizgi filmlerden alınmış gibi. Peki kim bu küresel güçler? Bu kişiyi kontrol etmeye çalışan “şer odakları”? İşte onlar, omnipotent kötüler. Ancak bu kirli oyunu gören komplo teorisyeni, bu şer odaklarının oyununu bozuyor. Salgın ile içine düştüğü stresli durumu izah edecek bir hikayesi var artık. Öyle mikrobiyoloji, genetik, viroloji vs. bilmeye de gerek yok. Virüs zaten bu çipin yerleştirilebilmesi için laboratuvarda üretilmişti. Her şey açıklandı, rahatça dağılabiliriz artık.

Velhasılı kelam, post truth (gerçeklik ötesi) çağında yaşıyoruz artık. Bilgi, editöryel denetime tâbi olmadan dolaşıma girebiliyor. Yanlış anlamayın, sansürü savunmuyorum ancak, hakikat bu. Vaziyet böyle devam ettikçe daha çok komplo teorisi duyar, dinleriz. Tüm toplumun bilinçaltında ne kadar çok patoloji varsa, çocuksu hayalleri varsa bu şekilde ortalığa saçılmaya devam eder. Yazıyı anneannemin sevdiğim bir duasıyla bitireyim: “Allah bizi şirin aklımızdan etmeye”.

Fotoğraf: Tarik Haiga