Devlet destekli infazlarda dünya sıralamasında ikinci olan İran’da bir infaz daha gerçekleşti. İran Resmi Ajansı IRNA, 2015 yılında sosyal medya uygulaması Telegram üzerinden yayın hayatına başlayan, Amad News editörü Ruhullah Zem’in idam edildiğini duyurdu. Gazeteci Zem, Devrim Mahkemesi’nin verdiği idam kararının yüksek mahkeme tarafından onanmasıyla 12 Aralık 2020 tarihinde idam edildi. Tahran yönetimine muhalif haberciliğiyle öne çıkan ve kısa süre içinde bir milyondan fazla takipçiye ulaşan Telegram hesabı iki yıl sonra kapatılsa da, yayınlarına “Halkın Sesi” (Seda-i Merdom) ismiyle devam etti. Uzun yıllardan beri Fransa’da sürgün hayatı yaşayan İranlı muhalif gazeteci Ruhullah Zem, devrim karşıtı faaliyetler yürüttüğü gerekçesiyle Ekim 2019’da gittiği Irak’ta, İran istihbaratı tarafından gözaltına alınıp İran’a kaçırılmıştı. Devrim Mahkemesi ise geçtiğimiz Haziran ayında Zem’i “Fesat Fil Arz” (Yeryüzünde fesat çıkarma) suçlamasıyla idama mahkûm etmişti.   

Kırk iki yaşında geleceğini idam sehpasında bırakan Ruhullah Zem, oğluna adını verdiği Ayetullah Ruhullah Humeyni’ye kendini adamış, üst düzey Şii bir din adamının oğluydu. Zem, Humeyni’nin İran monarşisine karşı önderlik ettiği 1979’daki İran Devrimi’nin doğurduğu ilk çocuklardan birisiydi ve ne yazık ki ölümü de aynı devrimin elinden oldu. Devrimden sonra ilan edilen İran İslam Cumhuriyeti, (İranlı muhaliflerin deyimiyle İran İdam Cumhuriyeti) gazeteci Zem’in hayatı boyunca gördüğü ve tanıdığı tek yönetim biçimiydi. İran devrim anlayışı ve Zem arasındaki iyi ilişki, 2009’daki tartışmalı cumhurbaşkanlığı seçiminin ardından değişmeye başladı. “Reyi Men Kucast” (Oyum nerede) sloganıyla sokağa çıkan milyonlarca İranlı gibi gazeteci Zem de “Yeşil Hareket” olarak bilinen ülke çapındaki protestolara katıldı, tutuklandı ve bir süre hapis yattı. Serbest bırakıldığında, adını taşıdığı devrim lideri Ruhullah Humeyni’nin İran’ına küskündü. Hayal kırıklığına uğramış diğer binlerce aktivist gibi ülkeyi terk etti.

Ülkeden ayrılışından iki yıl sonra, 1,5 milyon takipçili bir Telegram haber kanalı olan Amad News’e katıldı ve Fransa’ya iltica talebinde bulundu. Zem’in babası, 1979 devriminden sonraki yıllarda İran Devrimi’nin başta İslam ülkeleri olmak üzere tüm dünyaya tanıtılması amacı ile kurulan İslami Tanıtım Örgütü’ne başkanlık etmiş, İran’ın seçkin yöneticileri, din adamları ve medyasıyla derin bağlar kurmuştu. Babasından kalan bu manevi miras, ülkedeki derin yolsuzlukları tüm dünyaya duyurma adına Zem’e önemli bir fırsat sundu. 2017 yılında İran’ın hemen hemen her köşesini kasıp kavuran ekonomik temelli protestoları dünyaya duyurarak İran yönetiminin tepkisini çekmekle kalmadı düşmanlığını da kazanmış oldu.

Tahran yönetimi kontrol edemediği şeylerde olduğu gibi, Ruhullah Zem’in Tahran aleyhine sergilediği tutumun önüne geçmek ve onu susturmak için farklı yollar denedi. Ekim 2019’da Irak’ın Necef kentinde yaşayan İran doğumlu Ayetullah Sistani’nin (Şiiliğin Necef ekolü/ Irak kolunun en büyük temsilcisi) ofisinden geldiğini söyleyen, muhtemelen İran Devrim Muhafızları üyesi, bir şahıs tarafından Irak’a davet edildi. Ruhullah Zem, Irak’a geldikten bir süre sonra gözaltına alınarak İran’a kaçırıldı.

İnsan Hakları İzleme Örgütü’nün konuyla ilgili açıklamasına göre Zem, İran’a getirildiğinde “ulusal güvenliğe yönelik tehdit” suçlamalarıyla yargılandı. Geçtiğimiz Haziran ayında hakkında verilen idam kararı, 8 Aralık’ta İran Yüksek Mahkemesi tarafından onandı. İki gün sonra, İran Devlet Haber Ajansı (IRNA), Ruhullah Zem’den bir “itiraf” yayınladı. Yayında son derece bitkin görünen ve “yeryüzünde fesat çıkarmak” suçuyla itham edilen gazeteci birçok suçlamayı kabul etmek zorunda olsa da itiraz ettiği bir nokta vardı: “Ülkedeki kaosu neden kışkırttınız?” sorusuna “Buna kaos diyen sizlersiniz ama biz buna protesto diyoruz.” yanıtını verdi.

Başlangıçtan idamına kadar geçen süreye değindikten sonra Ruhullah Zem’in; “Buna kaos diyen sizlersiniz ama biz buna protesto diyoruz.” cevabındaki ironi gözden kaçırılmamalı. Özellikle 2009’daki şaibeli seçimlerden bu yana kaleme aldığı yazılarında ülkesindeki hoşnutsuzluğunu dile getiren ve Fransa’da sürgün hayatı yaşayan bir gazeteci, Ayetullah Ruhullah Humeyni’nin tüm yönleriyle önderlik ettiği bir yönetim tarafından idam edildi. Tarihin ve hayatın garip bir cilvesi olsa gerek, İran Devrimi Lideri Ayetullah Ruhullah Humeyni de, Şah yönetiminden bıkmış olan İran halkına sürgün hayatı yaşadığı Fransa’dan seslenmişti. Fransa’da bulunduğu yıllarda, Humeyni’nin Şah’a karşı örgütlü bir ayaklanmayı salık veren ses kayıtları, Irak üzerinden gizlice İran’a sokulmuş ve halk bu kayıtları dinleyerek 1979 Devrimine giden sürece hazırlık yapmıştı. Devrimler yüzyılının son büyük devrimi olan 1979 İran Devrimi’nin ilk yirmi yılında, İran İslam Cumhuriyeti, kendi deyimiyle “Pehlevilerden kalma komünistleri ve sempatizanları” yok etti. İran’da müesses nizama muhalif olan herkesin zamanla ve kademeli bir şekilde yok olması, İran halkının alışmak istemediği bir gerçek. İdam haberi, İran’daki alışılagelmişin tekrarından ibaret olsa da bu seferki kurbanın kim olduğu, neden ve nasıl yakalandığı, yargılanma biçimi ve ne şekilde idam edildiği, bünyesinde ABD’deki dış politika yapıcılarının yanı sıra İran’la ilişkilerini yeniden başlatmak isteyen Avrupa ülkeleri için kritik öngörüleri barındırması açısından mühim. Öte yandan, reformist ve saygıdeğer bir din adamının oğlu Zem’i idam etmesi hem şu anda uyguladığı -ayrım gözetmeyen- vahşeti hem de Batı dünyasında pek çok kişinin daha ılımlı bir İran için umut vermeye devam ettiği reformist kanadın acizliğini göstermesi açısından dikkate değer.

İran Devrim Muhafızları’nın övündüğü bir gazeteciyi kaçırma tarzı, İran devrim ideolojisinin Şah döneminden kalma problemlerin çözümü yerine, 1980 ve sonrasında muhaliflere karşı giriştiği operasyonlara benzer girişimlere devam edeceğini göstermekte. Zem’in ailesinin sosyal medya hesabından yaptığı paylaşıma göre, uluslararası hukuka aykırı bir şekilde İran’a getirilen Ruhullah Zem’in avukatı ile özel olarak görüşmesi ve ailesiyle iletişim kurması Tahran yönetimince engellendi.

Zem’in idam edilmesi, yurtdışında yaşayan diğer İranlıları da tedirgin etti. Sosyal medya hesaplarından idamı protesto eden Mesih Alinejad gibi muhalif isimlere Tahran yanlısı hesaplardan ölüm tehditleri yağdı. Yüzlerce hesaptan yapılan ölüm tehditleri İranlı muhaliflerin konuşabileceği son sansürsüz alan olan sosyal medyadaki varlıklarının da risk altında olduğunu gösteriyor.

Tahran’dan tehdit alan sadece aktivistler değil. İran’ın 8 Ocak 2020 tarihinde “yanlışlıkla” vurduğunu açıkladığı Ukrayna hava yollarına ait sivil uçakta, eşinin ve kızının da aralarında bulunduğu, tüm sivillerin öldürülmesinden İran’ın sorumlu tutulmasını talep eden İran asıllı Kanadalı akademisyen Hamid İsmailiyan da bu süreçte ölüm tehditleri almaya devam ediyor. Hatırlanacağı üzere 1989 yılında Ayetullah Humeyni, Hint asıllı İngiliz yazar ve romancı Salman Rüşdi’nin öldürülmesi yönündeki fetvasını yayınladığında benzer tehditler yaşanmış, Salman Rüşdi gözlerden uzak bir hayatı tercih etmişti. Bugün de gerek Tahran mahkemeleri gerekse İran istihbaratı tarafından muhaliflere karşı birçoğu aydınlatılamayan yüzlerce ölüm cezası veriliyor ve bazıları Ruhullah Zem’de olduğu gibi acımasızca uygulanıyor.

Ancak, üzerinde durulması gereken esas mesele şu ki cezasızlığın cesaretlendirici bir etkisi vardır. Yakın tarih bile cezasızlığın İran’ı cesaretlendirdiği örneklerle dolu. İran’ın modern dönemdeki Emir Kebir’i diye adlandırılan Haşimi Rafsancani’nin 1989 yılında cumhurbaşkanı seçilmesinden sonra, Almanya’nın öncülüğünü yaptığı Avrupa ülkeleri, “Kritik Diyalog” adlı bir girişim başlattı. Bu girişimle, diplomatik ve ticari değişimler yoluyla İran’la yeni bir diyalog ve yumuşama dönemine girilmesi amaçlanıyordu. Ancak 1992 yılında görüşmeler devam ederken Tahran, Almanya’nın başkenti Berlin’de İran Kürdistan Demokrat Partisi’nin üst düzey liderlerinin de dâhil olduğu bir dizi suikastlar düzenledi. Bu suikastlarla alakalı belirsizlik hâlâ devam ediyor.

Olay üzerine beş yıllık bir araştırma sürecinin sonunda Nisan 1997’de Berlin’deki yüksek ceza mahkemesi, İran’ın üst düzey yetkililerinin muhalif Kürtlerin öldürülmesi olayına karıştığını belirten bir karar verdi. Daha sonra, tüm AB ülkeleri büyükelçilerini birkaç aylığına Tahran’dan geri çekti. Aynı yılın mayıs ayında İran’da cumhurbaşkanlığı seçimleri vardı ve daha yakın bir zamana kadar sandıklarda geride olan Reformist siyasetçi Muhammed Hatemi, (1997-2005) İran’ın 5. Cumhurbaşkanı oldu. Muhemmed Hatemi’nin cumhurbaşkanlığı döneminde İran’ın sessizliğe gömülmesinin esas nedeni, AB ülkelerinin ortak bir karar alarak İran’a tavır koyması olarak yorumlandı. Günümüzde yaşanan idamların da, İran ve Batı arasında olası bir müzakere dönemine denk getirilmesi, İran’a hâkim olan siyasi aklın Batı’ya yönelik sert mesajını içeriyor. İran’ın uluslararası hukuku hiçe saymadaki bu tutumu, Haziran 2021’de düzenlenecek seçimlerde muhafazakâr kesimin zafere ulaşarak nükleer müzakere masasında elini güçlendirmesi demek. Tahran, muhalif isimleri kaçırıp idam etmek suretiyle yurtdışında yaşayan muhalefete de etki etme hususunda karalı görünüyor. Ruhullah Zem, ne ilk ne de son örneği olacak.

Bugüne bakıldığında Çin ve Rusya gibi giderek demokrasiden uzaklaşan güçlerin, ekonomisini ve ordusunu inşa etmek için İran’a destek verdikleri bir dönem yaşanıyor. Ortak Kapsamlı Eylem Planı gibi uluslararası anlaşmalar yoluyla, İran’ın nükleer çalışmalarının kısıtlandığı veya önüne geçilmeye çalışıldığı bir sürecin varlığına rağmen İran Devrimi’nin kendi evlatlarını boğmaya devam etmesi kuvvetle muhtemeldir.

Fotoğraf: Muhsin Hâdî