John Bellamy Foster ve Robert McChesney internetin gelişiminin kapitalizmin olmazsa olmazı kâr güdüsü tarafından dikte edildiğini, bundan sebep internetin iletişim devrimi adı altında yarattığı birçok beklentiyi karşılamakta çuvalladığını öne sürüyor. Onlar bu duruma “internet ile kapitalizmin uğursuz evliliği” diyor. Bizse onlardan aldığımız ilham ile bu evliliğin artık iki kişi arasında kalmadığını düşünüyor, “internet ile Covid-19’un uğursuz kaçamağını” sizlere takdim ediyoruz. Bu bağlamda yazımız, internetin tekelci dinamiklerini irdeleyip bunun demokratikleşme yahut otoriterleşme yolunda ne gibi etkilere öncü olduğunu incelemeyi ve son olarak Covid-19’un bu kargaşada durduğu yeri tespit etmeyi hedeflemektedir.

İnternetin bilgiye ve iletişime olan erişimi tarihte eşi benzeri görülmemiş bir oranda arttırması ve bu bağlamda sınırlı imkanlara sahip insanlara el verip onları sistemin içine çekmesi bekleniyordu. Bütün dünyada 90’ların güzel insanları, ne dolapların döndüğü belli olmayan hükümet operasyonlarına ve kimin elinin kimin cebinde olduğu anlaşılmayan dev şirketlerin dalaverelerine bir açıklık getireceği inancıyla interneti başlarının üstünde karşıladı. Temel argüman, internetin bilgiyi herkese, ışık hızında ve sansürü mümkün olmaksızın ileteceği, bunu takiben bilgiye tam erişimin mevcut kurumları temelden ve ancak daha iyiye doğru olmak suretiyle değiştireceği idi. Ancak, hiçbir teknoloji dönemin sosyal, iktisadi yahut siyasi konjonktüründen bağımsız olarak gelişimini sürdüremez, bu anlamda internet de bir istisna teşkil etmiyordu.

İnternetin yaygınlaşmaya başladığı dönemin baskın iktisadi görüşü neoliberalizm idi. Bu anlayışa göre bir firma kendisi için en faydalı üretim yöntemini ancak kendisi seçebileceğinden, toplumun sahip olduğu kaynakları en verimli biçimde değerlendirebilmek yalnızca firmaların bireysel faydalarını maksimize etme isteğine itibar edilmesiyle mümkündü. Bunu takiben kârın bulunabileceği her alan firmaların arayışına sunulmalıydı ve hükümetler daha verimli üretim yapabilen bir toplum hayalini mümkün kılmak adına bu arayışların önünü açmalıydı. Neoliberalizmin ajandası altında pek çok sektör deregüle edildi. Bu anlayış internetin akıbetini konu alan tartışmaları da domine etti. Böylelikle internet ve türevi faaliyet alanları kâr güdümlü deregülasyondan nasibini alan sektörler kervanına katılmış bulundu. Piyasalar devler ile küçük şirketlerin sözde rekabetine bırakılmıştı. Buna bir de halihazırdaki müşteri fazlalığının yeni gelecek müşterilere pozitif dışsallıklar yarattığı ve böylece bol müşterili firmayı cazip kıldığı “network etkisi”nin eklenmesiyle, kazananın her şeyi aldığı piyasalar ortaya çıktı. Devler daha da devleşti. 2001’de ABD’nin en çok görüntülenme alan 10 websitesi bütün internet görüntülenmelerinin %31’ini alırken bu oran 2006’da %40’a 2010’da ise %75’e çıktı (Wolff). Mevcut websitesi sayısı sonsuza yakınsıyordu belki, ama bunların zilyon tanesi ya hiç ya da yok sayılacak kadar az trafik alıyordu, çok az insan bunların var olduğundan haberdardı ve websitesi sayısındaki efektif artış beklentinin, yahut şöyle mi demeli, vaat edilenin çok altındaydı. İnternet sesini çıkarma sözünü tutmuştu, fakat aynı zamanda sesini çıkarmak ile sesini duyurmak arasında bir uçurum yaratmıştı.

İnternetin gelişim sürecindeki bir diğer hayal kırıklığı bilginin dağıtımında gerçekleşti. İnternet söz verildiği gibi bireylerin bilgiye erişimini kolaylaştırmasının yanı sıra bireyler hakkında tomar tomar bilginin toplanmasının da önünü açtı. Bir yandan Wikipedia ve Wikileaks gibi açık bilgi kaynakları baş döndürücü bir kolaylıkta bilgiye erişim imkânı sağlarken, öte yandan Amazon ve Google gibi firmalar müşterilerin kişisel verilerini toplayıp işleyerek uyguladıkları gelişmiş fiyat farklılaştırma politikaları aracılığıyla tüketici rantının büyük bir bölümünü kârlarına aktarma imkânı elde etti. Fakat asıl endişe verici olan bu değil. İnternetin mümkün kıldığı veri toplama ve işleme yöntemleri modern hükümetlerin propagandalarını yayıp konsolide etmek için ihtiyaç duydukları ileri teknoloji gözetim sistemlerini geliştirmelerinin yolunu açtı. Bireyin bu noktada nasıl bir denetime maruz kaldığını ve kendisini kimin insafında bulduğunu kestirmek zor.

Çin 2009 yılında yerel yönetimlerde başlatılan ve 2014 yılında sınırlı bir biçimde ülke çapında yaygınlaştırılan Sosyal Kredi Sistemi isimli bir çılgınlığın tam anlamıyla yürürlüğe sokulmasına hazırlanıyor. Buna göre, vatandaşların günlük hayatları bir puanlama sistemine tâbi tutuluyor. Sosyal medyada hükümeti övmek yahut huzurevine ziyarette bulunmak, başka bir deyişle hükümetin istediği gibi bir vatandaş olmak puan kazandırırken, sosyal medyada hükümeti eleştiren yorumlar yazmak, çevrimiçi oyunlarda hile yapmak gibi kötü davranışlar puan kaybettiriyor. Yüksek puanlı vatandaşlar vergi indirimi, hızlı terfi, düşük faizli tüketici kredisi gibi imkanlardan yararlanabilirken, puanları belirli bir sınırın altına düşen vatandaşlar sokaklardaki reklam panolarında isimleri ve fotoğrafları gösterilerek ayıplanıyor, şehirlerarası uçak, tren ve otobüs bileti satın alabilmekten mahrum bırakılıyor. Çin örneği akıl, ahlak ve vicdan sınırlarını zorlayan sıra dışı bir vakayı işaret etse de dünya genelinde pek çok hükümetin belki daha az belki daha çok benzeri uygulamaları yapmaya muktedir teknolojik imkanları olduğunu ortaya koyuyor. Böylesi imkanlar devletin toplum üzerindeki etkisinin artmasına zemin hazırlayan herhangi bir olayda barışçıl amaçlarından sapıp muazzam bir sürat ve kararlılıkla belirli politikacıları iktidarda tutmaya yetkin araçlara dönüşebileceği için rejimlerin otoriterleşmesi yönünde kuvvetli bir eğilim yaratmaktadır.

Tam da bu noktada, devletlerin genişlemesine meşruiyet zemini sağlayan Covid-19’dan bahsetmek yerinde olacaktır. Covid-19’un hayatımıza girmesi dünya genelinde hızlı ve etkili bir arz şoku tarafından takip edildi. Borsalarda meydana gelen sert düşüş ile kısa sürede firmaların nakit akışları alt üst oldu, bunu kaldıracak bilançosu olmayanlar iflasa sürüklendi ve bir o kadarı da kendisini uçurumun kenarında buldu. Dünya genelinde genişlemeci maliye ve para politikaları talep edildi, işletmeler sermayelendirilme istedi, karantina dolayısıyla iş yerleri kapatılan insanlar gelir desteği ve günün sonunda devletler ekonomik sisteme acil müdahale etmeye çağrıldı. Salgının sağlık etabında ise devletlerden (vergi toplayan) bir baba figürü edasıyla kamu politikaları üretmesi istendi, bu politikalar hangi ülkelerin vatandaşlarını ne ölçüde tatmin etti tartışılır, fakat bu yazı bağlamında bunların devletlerin toplum içindeki etkinliğini konsolide eden ve meşrulaştıran istekler olduğunu söylemekte bir beis yok. Bütün bunlar göz önünde bulundurulduğunda pandeminin özellikle ekonomi ve sağlık alanlarında vatandaşlara yardım çığlıkları attırarak devletin sorgusuz sualsiz teşrifine ortam temin ettiği anlaşılıyor.

Pandemi ile ilgili göz önünde bulundurmamız gereken bir diğer nokta ise salgın şartları dolayısıyla dünyanın son süratle dijitalleşmeye doğru gidiyor olması. Şirket çalışanları, hükümet yetkilileri, öğretmenler, öğrenciler ve daha birçokları online iletişim uygulamaları aracılığıyla bir araya geliyor, toplantılarını dijital ortamda gerçekleştiriyorlar. Bu noktada “network etkisi” kendisini hatırlatıyor ve daha önce açıkladığımız biçimde online iletişim hizmetlerine talip müşterilerin Zoom, Skype, Webex ve Hangouts gibi müşteri sayısı hali hazırda bol olan bir avuç uygulama/firma etrafında toplanmasına neden oluyor. Bu da bizi tekrar kişisel verilerin güvenliğine dair şüphelerle ve gözetim tehdidinin mevcudiyeti ile karşı karşıya bırakıyor. SpaceX, Google ve NASA’nın gizlilik ve güvenlik endişeleri nedeniyle kendi ofislerinde Zoom’u yasaklaması bu tür endişeleri artırıyor.

Esasen hikâyenin ana fikri çok açık: İnternet ve onun tekelci çatısı altında devleşen telekomünikasyon şirketleri devletlerin genişlemesi için meşru bir zemin ortaya çıktığı taktirde otoriterleşmeyi kolaylaştıracak ve sürdürülebilir kılacak teknolojilerin gelişimini mümkün kıldı. Covid-19 ise devletlerin genişlemesi için gerekli olan meşru zemini ortaya çıkardı. İnternet ile Covid-19’un uğursuz kaçamağının, genişleme fırsatını bulduğunda internetin nimetlerinden yararlanarak toplum üzerindeki tahakkümünü ve denetimini arttırma şansını kaçırmayacak devletlere bu fırsatı ve nimetleri sağladığını görmek zor değil.

Fotoğraf: Govind Krishnan


Referanslar