İnsanın var olmasıyla başlayan göç macerası kimi zaman hızlanmış bazen yavaşlamış ama hiçbir zaman duraksamamıştır. Çünkü hem doğa hem de insan sürekli bir devinim içerisindedir. Kıtlık, kuraklık, savaş, ekonomik krizler ve bunun gibi birçok nedenden dolayı tarih boyunca insanlar kalıcı ya da geçici olarak yer değiştirmişlerdir. Bu yer değiştirmeler mesafesine (iç-dış göç), süresine (sürekli-mevsimlik göç) ve oluşuna (zorunlu-gönüllü göç) göre kategorilendirilir. Gerçekleşen bu nüfus hareketlilikleri M.Ö. 6. yüzyılda Çinlilerin dikkatini çekmiş ancak göç çalışmalarının bilimsel bir zeminde ele alınması 19. yüzyıla kadar gerçekleşmemiştir (Abadan, 2002: 4). Göç kuramlarının temel çalışması olarak kabul edilen The Laws of Migration’la birlikte göçün sebep ve sonuçları bilimsel bir çerçevede açıklanmaya çalışılmıştır (Ravenstein, 1885). 

Coğrafi keşiflerden sonra kıtalar arası köle ticaretinin başlamasıyla birlikte 16. yüzyıldan itibaren göç uluslararası bir boyut kazanarak hızlanmıştır. Göçün hızlanmasının nedeni, üretimin ve iş gücü piyasasının köle emeğine ihtiyaç duymasıdır. Bu noktada Toksöz (2006: 12), küreselleşen dünya iş gücü pazarının tarihini şiddetin tarihi olarak nitelemektedir. Coğrafi Keşifler ve Sanayi Devrimi’nin başlamasıyla emek piyasasının küreselleşmesi ve I. ve II. Dünya Savaşları’nın gerçekleşmesiyle 18. ve 19. yüzyıllar artık göçler çağı olarak literatürde yerini almıştır (Castles ve Miller, 2008). 

800px-Slave_Auction_Ad.jpg
Görsel 1: Reproduction of a handbill advertising a slave auction in Charleston, South Carolina, in 1769.

Göçler çağı nitelendirilmesi 20. yüzyıl hatta 21. yüzyılda da gerçekliliğini korumaktadır çünkü küresel bir dünya iktisadının ortaya çıkması, siyasi iktidarsızlıklar, teknolojinin gelişmesi ve küreselleşmeyle birlikte göç artık boyut değiştirmiş ve kaçınılamaz bir gerçek olmuştur. İnsanların neden göç ettiklerine dair getirilen argümanların çoğu Neo-klasik ya da Marksist bir politik-ekonomi bakış açısıyla sunulmaktadır. İş gücü piyasasında ucuz emeğe ihtiyaç duyulması, insanların daha iyi yaşam koşulları için gelişmiş ülkelere gitmek istemesi ve akrabalık bağlarını kullanmaları, merkez ülkelerin çevre ülkelerin emekleri üzerinden kalkınmalarını gerçekleştirmesi göçün temel nedenleri olarak gösterilmektedir. Bu faktörlerin göçlere sebebiyet verdiğini belirtsek de göç başlı başına kompleks bir süreçtir. Göçe karar veren birey ve hane halkı, göçün yollarını açan ya da kapatan devletler, bürokratik adımlar ve bütün bu süreçleri deneyimleyen, rakamlardan daha fazla anlam ifade eden göçmenler. 

Göç çalışmalarına bakıldığında II. Dünya Savaşı’ndan sonraki dönem en dikkat geçen, üzerine daha fazla yoğunlaşılan yıllardır. 1950’lerin başından itibaren Avrupa’da kitlesel göçlerin başlaması, işçi/emek göçünün devletlerarası düzenlemeye konulması, 90’larda yaşanan siyasi değişikliklerle birlikte mülteci ve kayıt dışı göçmenlerin sayısının artması göçün bu yüzyılda daha da hızlanmasına neden olmuştur. Yukarıda ele alınan faktörlerle göçler küreselleşmiş ya da küreselleşmeyle bu faktörler ortaya çıkmıştır. Bu yüzyıldaki göçlerin diğer yüzyıllarda gerçekleşen göçlerden ayrılmasının temel nedeni göçün farklılaşmış, kadınsılaşmış ve siyasallaşmış olmasıdır (Castles ve Miller, 2008, s:14). 1960’lara kadar göç çalışmalarındaki ana aktör bekar ve genç erkek göçmenler olarak kabul edilmekte çünkü erkek aile reisi olarak evi geçindiren konumundadır. Bu durumda da kadın göçmenler göç çalışmalarındaki istatistikî verilere dahil edilmemektedirler. Kadınlar daha çok aile birleşmeleriyle eşini takip eden, göç sürecinde karar mekanizmasına dahil olmayan ve gittiği ülkede de özel alanda kalmak zorunda olan göçmenler olarak görülmüşlerdir. Ancak, İkinci dalga feminizmin etkisiyle toplumsal cinsiyet eşitsizliklerinin ortaya çıkarılması, kadınların özel alandaki konumunun sorgulanması ve özel olan politiktir anlayışıyla hareket edilmesi göç çalışmalarındaki cinsiyet körlüğünü (gender-blind) ortaya çıkarmıştır. 

Açılın Biz Kadın Göçmenleriz

Kadın göçmenlerin göç zincirine bireysel ya da aile bağıyla katılmaları, hedef ülkedeki iş gücü piyasasında yer bulmaları göç çalışmalarında kadın göçmenlerin sosyolojik görünürlüğünü arttırmıştır. Göç istatistiklerine göre, 271 milyon kişinin uluslararası göçmen olduğu ve bunun 130 milyonunun kadın göçmenlerden oluştuğu görülmektedir. Birleşmiş Milletler Nüfus verilerine göre de 2019’da kadın göçmen nüfus oranı %47.9’dur. Bu veriler, göç çalışmalarında görünmeyen kadın göçmenlerin aslında ne kadar da fazla olduğu ve gün geçtikçe de sayılarının arttığını bize söylemektedir. Bu durumda cinsiyet körü çalışmalar yürütmek ve sadece erkek göçmeni göçün aktörü olarak görmek tam anlamıyla göç hareketliliğini ve göçmen ilişkilerini anlayamayacağımızı göstermektedir.

2020_Gender_Updated-02-02-02.jpg
Görsel 2: Migration Data Portal, 2019

1984’te Morokvasic’in öncü çalışması “birds of passage are also women”ın yayınlanmasıyla göç çalışmalarında toplumsal cinsiyet önemli bir faktör olmuştur. Toplumsal cinsiyet, kadın ve erkek olma biçimlerinin kültür ve toplumsal normlar tarafından oluşturulduğunu iddia etmektedir. Cinsiyet sadece biyolojik bir olgu değil aynı zamanda toplumsal olarak kodlanan bir normdur (Oakley, 1972). İnsanlar kadın ve erkek gibi davranmaya başlayarak toplumun kendileri için belirledikleri roller içerisinde yaşamaktadırlar (Connel, 1998). Örneğin; göçmen kadının, “kültür taşıyıcı”sı rolü üstlenerek çocuklarına kendi kültür ve geleneğini aktarması, evdeki bütün sorumluluğu üstlenmesi ve emek piyasasında ucuz, güvencesiz ve vasıfsız işlerde çalışmak zorunda kalması toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin önemli göstergeleri olarak görülmektedir. Toplumsal cinsiyet faktörünün göç çalışmalarına girmesiyle birlikte, göçün aile hiyerarşini ve göçmen kadını nasıl dönüştürdüğü, kadın göçmenlerin hangi sektörlerde iş bulabildikleri, iş gücünün ve göçün feminizasyonu gibi konular araştırılmaya başlanmıştır. Bu araştırmalarda üç aşama kaydedilmiştir. İlk olarak araştırmacılar kadın ve göç meselesini toplumsal ve kültürel olarak benimsenen cinsiyet rollerine göre el almışlardır. Burada göçmen kadın özel alanda yani evdedir ya da ona belirlenen işlerde çalışmaktadır bu durum üzerine araştırmalar yapılmıştır. İkinci noktadaysa, göç ve toplumsal cinsiyetin birbirini şekillendirmesi üzerine durulmuştur. Aileler, iş yerleri, sosyal politikaların cinsiyetçi yapılardır. Araştırmacılar son olarak, toplumsal cinsiyeti göç çalışmalarında ana unsur olarak görürler ve göçün bütün aşamaları feminist bir bakış açısıyla ele alınır (Hondagneu-Sotelo, 2005). Göçün bütün aşamalarını etkileyen toplumsal cinsiyetin tek bir kategori olarak ele alınması da imkansızdır çünkü sınıf, ırk gibi başka faktörler de göçteki kadın ve erkeği etkilemektedir. LGBT ve siyahi göçmenler, seks işçileri, ev kadınları gibi başka birçok kategoriden bahsedebiliriz. Bu durumda toplumsal cinsiyet kategorisi belli bir sınırlama getirmez hatta göç çalışmalarının zenginleşmesini sağlar. 

Toplumsal cinsiyet rolleri ve patriyarkal düzen göçmen kadınların göç deneyimini üç aşamada etkilemektedir. Birincisi, kadın göçmenin göçe karar vermesinde cinsiyet rollerinin ne kadar etkili olduğu ile ilgilidir. Filipinli ya da Moldovalı bir kadının göçe karar verme aşamasının daha kısa olabileceği düşünülmektedir çünkü bu ülkelerdeki kadınlar göçün feminizasyonuna hızlıca katılım göstermişlerdir. İkinci aşama, kaynak ülkeden hedef ülkeye göç eden kadınlara hedef ülkenin uyguladığı politikaları kapsamaktadır. Kadınların aile bağlantısıyla gelmeleri, çalışma ve ikamet durumlarının toplumsal cinsiyet rollerine göre verilmesidir. Bu durumda kadın göçmenler iş hayatına daha geç ya da güvencesiz bir şekilde dahil olmaktadırlar. Son aşamaysa, kadın ve erkek göçmenlerin hedef ülkede farklı muameleye maruz kalmalarıdır. Kadın ve erkek göçmene farklı davranılmasının altında benimsenen toplumsal cinsiyet eşitsizliği yatmaktadır. Bu eşitsizlik kadın göçmenlerin belirli iş alanları dışında (tekstil, eğlence ve turizm sektörü, yaşlı ve çocuk bakımı) iş bulmalarını zorlaştırmaktadır (Boyd ve Grieco, 2003).

Küreselleşme süreciyle göçün kadınlaşmasını birlikte okuyan Sassen, göçmen kadının yoğunlukla kadınlık rolleri gerektiren işlerde çalışmasının toplumsal cinsiyet rollerinin tekrarlanmasına yol açtığını ve kadın göçmelerin uluslararası bakım ve hizmet sektöründe ucuz emek sağlayıcısı olduğunu söylemektedir (Sassen, 1984). Bu yüzden küresel kapitalist sistemde göçmen kadın emeği her zaman karşılık bulacaktır. Gelişmiş ülkelerin düşük ücretli işçiler talep etmesi, hizmet sektörünün gelişerek fiziksel güce dayalı işlerin azalması, yerli kadının politikleşmesi ve üretimin sınıf ve ırk ekseninde yeniden şekillenmesi göçmen işçi talebini arttıracaktır (Sassen, 1998).

DTkg7sIX0AAdv_Z.jpg
Görsel 3: IOM-UN WOMEN, 2018

Bunlarla birlikte göç sürecinde kadın göçmenler kendilerine biçilen pasif ve madun rollerinin dışına da çıkmaktadırlar. Göçün, göçmen kadını güçlendiren ve bireyselleştiren bir yönü olduğu göz ardı edilmemelidir. Başka bir ülkede göçmen kadın olarak var olmayan çalışan bu kadınlar birçok cinsiyetçi yapısal faktörlerle karşı karşıya gelmektedir. Ancak göçmen kadınlar göç istatistiklerinde de görüldüğü gibi göç etmekten vazgeçmemektedirler çünkü ,göçün anlamı kadın göçmen için farklılık göstermektedir. Göç bazen aile hiyerarşisine direnmek, zorba bir eşten kaçmak, toplumsal etiketlenmelerden kurtulmak için de bir yoldur (Kofman vd. 2000). Göç edenler her zaman rakamların ve istatistiklerin çok daha ötesindedir. 

*Bu yazı, Dış Politikada Kadınlar Platformu ile yürüttüğümüz destek programı kapsamındadır.

Fotoğraf: Migrant Mother, Dorothea Lange, 1936.


Kaynakça

Abadan-Unat, Nermin (2002). Bitmeyen Göç: Konuk İşçilikten Ulus-Ötesi Yurttaşlığa, İstanbul: Bilgi Üniversitesi Yayınları.  

Castles, S, Mark, J. M. (2008). Göçler Çağı: Modern Dünyada Uluslar arası Göç Hareketleri. (Çev. B. U. Bal & İ. Akbulut), İstanbul: İstanbul Bilgi Üniversitesi

Connell, R. W. (1998). Masculinities and Globalization. Men and Masculinities, 1 (1). 3-23.

Kofman, E. Phizacklea, A. Raghuram, P. Ve R. Sales. (2000). Gender and International Migration in Europe Employment Welfare and Politics, New York, Routledge.  

Morokvasic, M. (1984). “Geçiş Kuşları da Kadın…” Uluslar arası Göç İncelemesi 4:886-907.

Oakley, Ann. (1985/1972). Sex, gender and society. London: Temple Smith (revised edition, 1985, Gower).

P, Hondagneu-Sotelo. (2005). Genderin Migration: ‘Not For Feminists Only’and Not Only in the Only Household, The Center of Migration and Development Working Paper Series, Princeton University.

Ravenstein, E. G. (1885) “The Laws of Migration”, Journal of the Statistical Society of London, 48(2), 42 – 43.

Sassen, Saskia. (1984). Capital Mobility and Labor Migration: Their Expression in Core Cities. Urbanization in the World System, Timberlake, M. (Ed.), Academic Press, New York.

Sassen, Saskia. (1998). The Mobility of Labor and Capital: A Study in Internaitonal Investment and Labor Flow. Cambridge: Cambridge University Press. 

Toksöz, G. (2006). Uluslararası Emek Göçü, İstanbul Bilgi Üniversitesitesi Yayını, İstanbul.

Görseller

Görsel 1: https://en.wikipedia.org/wiki/Atlantic_slave_trade

Görsel 2: https://migrationdataportal.org/themes/gender-and-migration

Görsel 3: https://twitter.com/UNmigration/status/952829013571055616