Bataklık ve balçık topraklara sahip olması nedeniyle uzun yüzyıllar boyunca yerleşim yeri olmayan bugünkü Hollanda coğrafyasında 14.-15. yüzyıllardan sonra insan popülasyonu artmaya başlamıştır. 17. Yüzyıl sonrasında ise tarımda, denizcilikte, ticarette dünyanın en büyük markası haline gelmiştir. Hikâyemizin sorusu şudur: Bugün tüm dünyanın hâlâ övgüyle bahsettiği; küçücük ve elverişsiz bir toprak, kısa zamanda nasıl tarımın ve ticaretin mabedi haline geldi?

Hollanda’nın ilk yerlileri geçimlerini balıkçılıktan sağlamıştır. İlerleyen süreçte Kuzey Denizi’nde balık sebebiyle diğer milletlerle aralarında bir ihtilaf meselesi olmuştur. Ancak Avrupa’ya ihracatta Hollanda bu savaştan galip çıkmıştır. Balıkçılıkla başlayan ticari hareketler zamanla yerini komple denizciliğe bırakmış, özellikle su yolları üzerindeki hamlelerle su kanalları oluşturan Hollandalılar zenginleşmeye başlamıştır. Ekonomik alanda rekabet içinde olduğu İngiltere, İskoçya gibi ülkeleri geride bırakan Hollanda ticari alandaki başarısından sonra taşıma işinde de kendini geliştirmiştir. Diğer gemi düzeneklerine nazaran daha az masraflı nakliyat gemileri inşa ederek Avrupa’ya ihraç etmeye başlamışlardır. Zamanla Avrupa’nın gemicilik konusunda bir numarası haline gelen Hollanda’da şehirler gelişmiş ve büyük bir denizcilik pazarı haline gelmiştir. Elbette gemi üretip ihraç etmek, ticarette taşımacılık da yaparak pazara her alanda giren bir millet için yeterli değildir. Nihayetinde yükleri dağıtacak gemilerin mürettebatının güvenilirliği alıcı için önemlidir. İş ahlâkı kavramının adeta vücut bulmuş hâli Hollanda’da nesilden nesile anlatılagelir:

“1500’lü yılların sonlarında Asya’ya kuzeyden giden bir rota bulmaya çalışan Hollandalı Kaptan Barrentz ve mürettebatı, içinde ticari malların da bulunduğu yük gemisiyle yola çıkar ve bugünkü Rusya dolaylarında denizin donması nedeniyle mahsur kalır. 8 ay boyunca bu lokasyonda gemi güvertesini yakarak ısınır, avlanarak doymaya çalışırlar. Halbuki geminin yük deposunda bir kış yetecek kadar giyişi ve yiyecek bulunur. Bahar geldiğinde hayatta kalanlar Hollanda’ya dönerek alınan malları sahiplerine eksiksiz teslim ederler.”

Uç bir örnek olarak görenler olacaktır ancak bu olay bence önemli bir temsili üstlenmektedir.

Ticarette böyle epey mesafe kat eden Hollandalının başlarda siyasi gidişatı ticaretteki kadar parlak değildir. Yönetimi soyluların elinde olan şehirler ve şehirliler, denizcilik ile ticaret sayesinde zenginleşmelerinin neticesinde yönetimi soyluların elinden satın alarak ağır vergilerden kurtulmuşlardır. Burada ve daha sonrasında en dikkat çekici mesele ise Hollandalı şehirlilerin soylulardan ya da dönemin yönetim biçiminden ziyade paradan yani vergiden şikayetçi olmasıdır. 

İspanya Kralı kısa bir süre sonra, “siyasi evlilik” yoluyla Hollanda’yı bir vilayet gibi yönetmeye başlamıştır. Bürokratik sisteme çoğunlukla sahip olmuş, halkı kendi kontrolü altına almıştır. Hollanda yerlileri buraya kadar bu durumdan rahatsız ya da şikayetçi olmamışlardır. İspanya ne zaman ki yerlilerin maddi durumlarıyla alakalı meselelere el atmıştır, işte o zaman Hollanda halkında rahatsızlık başlamıştır.

16. Yüzyıl sonunda askeri zorunluluklardan dolayı ayrı şehirlerde refah içinde yaşayan halk, şehirleri birleştirme kararı almıştır. Neticede Hollanda halkı İspanya hakimiyetinden kurtulmuştur. Daha sonra askeri korunma maksadıyla İngiltere Kraliçesinin hükümranlığı altına girmek için başvuran Hollandalılar, yine ağır vergilerden ötürü vazgeçip Hollanda Birleşmiş Şehirler Cumhuriyetini kurmuşlardır. Bu aynı zamanda seçkinlerin ve iş adamlarının karar mercii olduğu bir demokrasi anlayışı demektir.

Dış ticaret alanını genişletmeye mecbur kalan; ancak, bunu lehine çok iyi kullanan ülke, gelişmeye ve zenginleşmeye devam etmiştir. Bu süre zarfında “modern anlamda” dünyanın ilk borsası 1609’da Amsterdam’da kurulmuş, halk senetlerini nakit paraya burada çevirmiştir. Yurtdışından para girdisi artmış, yabancı tüccarlar fırsat kapısı olarak değerlendirdikleri Amsterdam Borsası’nı keşfetmiş ve yatırım yapmışlardır. Bundan komisyon alan Hollanda kazanmaya devam etmiştir. Az nüfus ve çok gelir, parayı muhafaza etme ihtiyacını beraberinde getirmiş bununla birlikte dünyanın “modern anlamda” ilk bankası kurulmuştur. 17. Yüzyılda dünya ticaretinin bir numarası haline gelen Hollanda, Amerika kıtasından Uzak Asya’ya Ümit Burnu’ndan Yeni Zelanda’ya kadar geniş bir hâkimiyet sahası oluşturmuştur. 

Yüzyıllardır ticari ahlakından çok şey kaybetmeyen Hollanda, bugün de en zengin ülkelerden biri konumundadır. Bunun altında yatan neden ise ticaretin; uluslararası, bürokratik, siyasal, her türlü tehdide karşı varlığını sürdürmesi ile gelişmiş veya geri kalmış diğer milletlerin egosu ve katı kurallarını yerle bir eden ticaret anlayışlarıdır.

Fotoğraf: CHUTTERSNAP


Kaynakça: 

-The Rise of the Great Powers / Netherlands, 24 Kasım 2006

-Filiz Yetiz, The Birth Of The Banking And The Turkish Banking System, Nisan 2016