31 Mart seçimlerine ilişkin bu sonsuz sayım sayfası kapandığında, benim zihnimde oy torbalarına sarılıp uyuya kalmış insanların fotoğrafları kalacak.

Seçim sayım merkezlerinde, oy pusulalarını korumak için günlerdir uykusuz kalmış, perişan insanların fotoğraflarını görünce, şaka yollu olarak, “dünya seçim literatürüne yeni bir kavram kazandırdık: uyursayarlık!” demiştim.

İşin şaka kısmını bir tarafa bırakınca, sandıkların başında uyuyup kalmış bu insanların fedakârlığının insanın içini sıcak duygularla doldurduğunu söylemeliyim.

Demokrasiyi korumak için, oy torbalarına sarılmış insanlar, yırtıcılara karşı yavrularını bağırlarına basmış, onları korumak için hayatlarını ortaya koyacak birer anne gibi görünüyorlar.

Bu açıdan bakınca başta CHP olmak üzere, seçim sandıklarına sahip çıkan bütün muhalefet partilerini tebrik etmek gerekiyor.

Bugün hala daha tam olarak anlaşılamıyor ama Ankara ve İstanbul’un seçilmiş belediye başkanları koltuklarına oturduktan sonra, iktidarın kaybının ne kadar büyük olduğu yavaş yavaş daha net bir resim olarak ortaya çıkacak.

Bu seçim başarısında Kılıçdaroğlu’nun İstanbul ve Ankara adaylarını belirleme konusunda gösterdiği muazzam isabet ve Selahattin Demirtaş’ın cezaevinden bile liderlik yapılabileceğini gösteren, kendi seçmen kitlesini “bağrınıza taş basıp oy verin” diyerek, sandığa yöneltmedeki başarısı en belirleyici faktörler oldu.

Demek ki, ezberler bir kenara bırakılıp, biraz stratejik bir akıl kullanıldığında siyasi hayatın akışı bütünüyle değiştirilebiliyormuş.

Önceki yazımda, bu seçim yenilgisiyle gerçek bir yüzleşme cesareti gösteremeyen AKP’nin bundan sonra hep yokuş aşağı gideceğini söylemiştim.

Muhalefet bu seçimlerde sergilediği stratejik zekayı bundan sonra da göstermeyi başarabilirse, AKP’nin kayıpları kartopu gibi büyüyecektir.

Ama CHP eski hastalıklarına geri döner, yine toplumu eğitilecek bir cahil sürüsü gibi görürse, belediye başkanları, seçildikleri illerde kaynakları adil ve eşit bir şekilde dağıtmak yerine, partililere peşkeş çekmeye kalkarsa bu trend kolaylıkla geriye de dönebilir.

Benim bu yazıyı yazdığım sırada, sonsuz sayım maratonu hiç bitmeyecekmiş gibi görünerek devam ediyordu.

Yüksek Seçim Kurulu’nun dün başka bugün başka türlü konuşması, geçersiz oyları dün saydırmayıp bugün saydırması, bu işin uzamasının en önemli nedenlerinden birisi.

Fakat AKP kulislerinden sosyal medyaya sızan haberlere bakılacak olursa, YSK mazbataları verdikten sonra da, bu çekişmenin bitmeyebileceğini anlıyoruz.

Öyle anlaşılıyor ki, birilerinin aklına epeydir tukaka haline getirilmiş olan “bireysel başvuru” yolunu kullanmak gelmiş.

Bu durumda, Binali Yıldırım ve Mehmet Özhaseki, İstanbul ve Ankara’nın belediye başkan adayları ve büyük olasılıkla da AKP, parti tüzel kişiliği olarak AYM’ye başvuracak, bir “ihlal kararı” çıkartmaya çalışacaklar.

Ardından da bu “ihlal kararı” dayanak olarak alınarak, “AYM kararları herkesi bağlar, seçim yenilenmeli” deyip tekrar işe girişmek planlanıyor olmalı. 

Bu başvuruda herhalde Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine Ek 1 Nolu Protokolün 3. Maddesine dayanılacak. O madde şöyle diyor; “Yüksek Sözleşmeci Taraflar, yasama organının seçilmesinde halkın kanaatlerinin özgürce açıklanmasını sağlayacak şartlar içinde, makul aralıklarla, gizli oyla serbest seçimler yapmayı taahhüt eder”.

Bana sorarsanız, bu maddede söylenen hiçbir husus bu seçimlerde ihlal olmadı. İktidarın muazzam kudretiyle kontrol altında tuttuğu bu seçimlerde, bu maddenin kapsamına girebilecek hiçbir ihlalin meydana gelmesinin mümkün olmaması bir yana, daha temel bir mesele var.

Dikkat ederseniz, maddede “yasama organının seçilmesi”nden söz ediliyor.

Nitekim, Mansur Yavaş 2014 seçimlerini kaybetmesinin ardından, bu maddeye dayanarak AYM’ye bireysel başvuruda bulunmuştu.

AYM’de benim dikkat çektiğim gibi, “…AİHS kapsamında korunan hak, yasama organının seçimi ile ilgili olup…mahalli idare niteliğinde olan Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimiyle ilgili ihlal iddiaları” bireysel başvuru konusu yapılamaz demişti.

Yani, AYM belediye seçimleri söz konusu olduğunda “konu bakımından” yetkisiz olduğunu söylemişti.

Ortada bu kadar açık bir içtihat varken, AYM’nin bu defa belediye seçimlerini bireysel başvuru kapsamında incelemesi pek mümkün görünmüyor.

Belki de, bu AYM’ye başvuru fikri, artık yenilginin kabul edildiği bir noktada ortaya çıktı.

Kaybetmek kesinleşince, “AYM’ye başvuruyoruz” diyerek, giderek gücü zayıflayacak bir umut verilecek kitlelere…

Son bir teselli…

Ama bunların hiç birisi sonuç vermeyecek ve sonunda demokrasi için günlerce uykusuz kalan insanlar kazanacak…

Demokrasi kazanacak…


*Bu yazı 7 Nisan 2019 tarihinde http://orhankemalcengiz.net  adresinde yayınlanmıştır.