On sekizinci yüzyılda İran-Körfez ilişkilerini belirleyen asıl gelişme, İran’da merkezi düzenin çökmesi oldu. İlk büyük kırılma 1722’de geldi. Safevi İmparatorluğu Afgan saldırıları altında yıkıldı. Nadir Şah 1736’da İran’ı tekrar tek bir siyasi çatı altında toparladı. Ancak bu kısa sürdü ve 1747’de Nadir Şah’ın öldürülmesinden sonra İran yeniden parçalandı. Yüzyılın ikinci yarısında Karim Han Zand yeni bir güç olarak ortaya çıktıysa da kurduğu düzen güçlü ve istikrarlı olmadı. Nihayet yüzyılın sonuna doğru Kaçarlar İran’da siyasi birliği yeniden tesis etmeyi başardı.
İran’ın çalkantılı yüzyılı Körfez’in güney kıyıları ile ilişkilerini de derinden etkiledi. Safeviler yıkılmadan kısa bir süre önce, 1717–18’de, Bahreyn’i Ummanlı Ya‘rubi imamlığına kaybetmişti. Nadir Şah döneminde İran, Bahreyn’i yeniden hakimiyeti altına aldı. Nadir Şah’ın ölümünden sonra da ada İran bağlantılı Bushehr merkezli Nasr el-Mazkur’un denetiminde kaldı. El-Mazkur 1783’te adanın kontrolünü kaybedince, İran’ın Körfez’in güney sahillerindeki hakimiyeti de sona erdi ve bir daha da tesis edilemedi.
Körfez’in güney sahilleri de aynı şekilde çalkantılı bir yüzyıla girdi. On sekizinci yüzyılın başı itibariyle Körfez’in güney sahillerinde iki güç hakimdi. Hakimiyetini Bahreyn’e kadar yayan Umman-merkezli Ya‘rubi imamlığı. Arap yarımadasının doğusunda Kuveyt’ten Katar’a kadar bölgede Beni Halid kabile konfederasyonu. Bu iki güç de yüzyılı bitiremedi. Ya’rubi imamlığı 1720’lerden itibaren, Beni Halid ise yüzyılın ikinci yarısından çözülmeye başladı.
Bu iki gücün çözülmesiyle ortaya çıkan boşlukta, Körfez’in güney sahillerinde yeni yerel güçler ortaya çıktı. Kuveyt’te el Sabah ailesi, Beni Halid’in himayesi altında yerleşen küçük bir kaleyi zamanla kalıcı bir yerleşim yerine dönüştürdü. Katar’ın Zubara bölgesinde el Khalifa ailesi güçlendi ve 1783’te Bahreyn’i Nasr al-Mazkur’un elinden aldı. Umman’da Ya‘rubi imamlığının iç savaşla çökmesinden sonra Al Busaidi ailesi ortaya çıktı ve yüzyılın ortalarından itibaren ülkede yeni bir siyasi birlik kurdu. Daha kuzeyde Al Qawasim, Ras al-Khaimah ve çevresinde deniz gücü olarak öne çıktı. Güneyde ise Bani Yas, Liwa vahasında güçlenerek ileride Abu Dabi ve Dubai hattında belirleyici olacak yeni bir siyasi odağın temelini attı. Böylece on sekizinci yüzyılın ikinci yarısında Körfez’in güney sahilleri, eski imparatorlukların uzantısı olmaktan çok, yerel hanedanların ve kabile güçlerinin şekillendirdiği yeni bir siyasal düzene girdi.
On sekizinci yüzyılın en dramatik değişimi yarımadanın iç bölgesi Necid’de yaşandı. Necid, Körfez’in güney sahilleri gibi çöl ikliminin hakim olduğu bir bölgeydi. Yerleşim, geniş bir alana yayılmış vahalarda yoğunlaşıyordu. Bu dağınık yapı nedeniyle on sekizinci yüzyıla kadar Necid’de güçlü ve kalıcı bir siyasi birlik kurulamadı. Siyasi iktidar daha çok vaha kentleri merkezli, yerel ve parçalı kaldı.
Normal şartlarda siyasi merkezileşmeye pek müsait olmayan bu bölgede bunu mümkün kılan şey yeni bir dini mesaj oldu. Bu mesajın taşıyıcısı, on sekizinci yüzyılda Necid’de ortaya çıkan Muhammed bin Abdülvehhab’dı. Necid doğumlu Muhammed bin Abdülvehhab, dini eğitimini tamamlayıp kendi dini anlayışını oturttuktan sonra Necid’e döndü. Ancak burada ciddi zorluklarla karşılaştı. Savunduğu dini arınma çağrısı, yerleşik inanç ve ibadet pratiklerinin önemli bir kısmını hedef aldığı için tepki topladı. Hatta iki kez yaşadığı kentten kovuldu ve en nihayetinde Diriyye emiri Muhammed bin Suud tarafından kabul edildi.
Bu salt bir kabul değildi. İkili bir ittifak yaptı. Böylece Necid’de dağınık vaha siyasetini aşabilecek yeni bir güç doğdu. Vahhabi-Suudi devleti olarak adlandırılacak bu gücün kendini tarih sahnesine çıkarması kolay olmadı. Necid’i kontrol altına alması on yıllar aldı ve ancak yüzyılın son çeyreğinde Necid’in dışına taşabildi. 1795’te el-Hasa’yı, 1797’de de Katar’ı denetimi altına aldı. Aynı süreçte Körfez’in güneydoğu ucunda da yeni ittifaklar kurdu. El Kavasım ile yakınlaşması sayesinde Ras el-Hayme ve çevresinde etkisi hissedildi ve Umman’daki Busaidi için de ciddi bir tehdit haline geldi.
Suudi-Vehhabi devleti sadece doğu Arabistan’a değil, daha geniş bir bölgeye de yayılma çabasına girdi. Irak içlerine akınlar düzenledi ve ardından hakimiyetini Hicaz’a kadar yaydı. Böylece yerel bir aktör olmaktan çıktı. Özellikle Hicaz’ın ele geçirilmesi, Osmanlı İmparatorluğu açısından çok büyük bir anlam taşıyordu. Osmanlı artık İslam’ın kutsal şehirlerini denetimi altına alan rakip bir hareketle karşı karşıyaydı.
Bu devlet sadece Osmanlı İmparatorluğu için değil, o sırada Hint Okyanusu’ndaki deniz yollarını güvence altına almaya çalışan İngiltere için de tehdit haline geldi. Özellikle Körfez’in güneydoğu sahilinde güçlenen el-Kavasım ile kurduğu ittifak İngiliz dikkatini bölgeye çevirdi.
Bu ortak tehdit karşısında iki imparatorluk da harekete geçti. Osmanlı devleti, Mısır valisi Mehmet Ali Paşa’yı Suudi-Vehhabi devletinin üzerine gönderdi. Mehmet Ali Paşa önce Hicaz’ı geri aldı. Ardından savaş Necid’e taşındı ve 1818’de Diriyye’nin düşmesiyle ilk Suudi devleti yıkıldı.
İngiltere ilk önce 1798’de Muskat’taki Busaidi ailesi ile anlaşma yaptı. Bu anlaşma ile Umman bağımsızlığını yitirmese de, İngiltere’nin nüfuz alanına girdiğini kabul etmiş oldu. İngiltere ardından Körfez’in güneydoğu sahilinde güçlenen ve korsanlıkla suçladıkları El-Kavasım’ı hedefine koydu. 1809’daki ilk deniz harekatı El-Kavasım’ın gücünü kırmaya yetmedi. İngiltere 1819’da ikinci ve daha kapsamlı bir sefer düzenledi; Ras el-Hayme işgal edildi ve 1820’de Ras el-Hayme’de konuşlu el-Kavasım’a, bugünkü BAE’yi oluşturan öteki sahil şeyhlerine Genel Denizcilik Antlaşması’nı dikte etti. Bu antlaşma ile İngiltere bu emirliklerin Körfez’de yağma ve korsanlık faaliyetlerini yasaklıyordu.
Mehmed Ali Paşa’nın güçleri Necid’te kalıcı olmadı ve kısa bir süre sonra geri çekildi. Vahhabi-Suudi tehdidin bertarafı ile Necid ve yarımadanın doğusunda eski siyasi dinamik yeniden dirildi. İngiltere ise Umman ve BAE’yi oluşturan emirliklerle yaptığı anlaşmalarla Körfez’de kalıcı bir nüfuz alanı kurmanın ilk adımlarını atmış oldu.
Ondokuzuncu yüzyılın geri kalanındaki gelişmeleri bir sonraki yazıda izlemeye devam edeceğiz.
*Birol Başkan güncele ve güncel olmayana dair paylaşımlarını birolbaskan.substack.com adresinde yapmaktadır.

