*Yazının orijinaline buradan ulaşabilirsiniz.

Bugün Avrupa’nın peşini bırakmayan kötü ruh nedir? Cevap basit: Peşimizi bırakmayan ve bizi sürükleyen şey cehalettir; siyasetin merkezindeki temel fikirlere yönelik cehalet, siyasi tartışmaların anahtar kavramlarına yönelik cehalet; özgürlük, eşitlik, güç, adalet vb. ve siyaset felsefesinin önemli konularına yönelik cehalet.

Cehalet açıkça bir hayalettir zira onu gözlerimizle göremeyiz. Örneğin mikrodalganın nasıl çalıştığını bilemeyebilirsiniz fakat, bilmediğinizi biliyorsunuzdur. Şimdi ayın diğer yüzünde sarı mantar yetiştiren uzaylılar olduğunu tahayyül edin. Bu vakada onların farkında olmadığınızın farkında değilsinizdir.

Aydaki mantar yetiştiricileri için geçerli olan bu durum siyaset felsefesi için de geçerlidir. Ona yönelik cehaletimizden ve aynı zamanda bu cehaletin bize mal olduklarından habersiziz. Bu, Donald Rumsfeld’den alıntı yapmak gerekirse, bilinmeyen bir bilinmeyendir. Halbuki şöyle bir şey de olabilirdi: vatandaşlarımızın zihnini özgürleştiren şey; kitle çıkarım silahlarıdır (weapon of mass deduction)

Böylesine bir cehalet neden önem teşkil etmektedir? Her şeyden öte, sicim teorisini yahut nanoteknolojiyi hiç duymamış olsanız, toplum gerçekten de sıkıntılar çeker mi? Muhtemelen hayır fakat siyaset felsefesi farklıdır. Okuma yazma bilmek veya ortaöğretim ne kadar önemliyse siyaset felsefesi de o kadar önemlidir.

Eğitimli bir toplum eğitimsiz bir topluma kıyasla daha üretken bir biçimde münazara eder, daha bilinçli oy kullanır ve politikacılarını daha rahat bir biçimde mesul tutar. 18 yaşına kadar eğitim veren bir toplum 12 yaşına kadar eğitim veren bir topluma kıyasla daha iyi kalitede bir siyaseti ve siyasetçileri elde eder. Dikkat edin: bu karşılaştırmanın iki tarafında da siyasi sistemi değiştirmedik. Demokrasiyi sabit/değişmez olarak düşünüyoruz ancak değiştirdiğimiz bir şey  var; bu kavramın merkezi kısmını “demos“u (ya da insanları) değiştirdik ve geliştirdik. Onları siyaset felsefesi aracılığıyla tekrar değiştirebiliriz.

Ama nasıl? Gençleri siyaset felsefesinin merkezinde bulunan endişeler (concern) zemininden hareketle halihazırda varolan vatandaşlık eğitimlerininin bir parçası yapıp eğiterek. Bu durum her siyasal pozisyonun artılarını ve eksilerini görebilsinler diye siyasi tartışmaların temel yapı taşlarını değerlendirmeyi ve incelemeyi onlara öğretmek anlamına geliyor.

Birleşik Kralıkta yakın zamanda asistan doktorların yaptığı eylemi ve “adil sözleşme” söylemlerini ele alın. “Adil” ne anlama gelmektedir?

Bir siyaset felsefesi öğrencisi en az üç farklı ihtimal düşünecektir: hak edilen şey (deserve), ihtiyaçlar ve hak sahipliği (entitlement). Adil sözleşme dediğimiz şey doktorların yaptıkları değerli işler ve onları öğrenmek için verdikleri yıllar nedeniyle “hak ettikleri” koşulları ve parayı elde etmeleri midir? Hastaların daha “ihtiyacı oldukları” bakımı elde etmeleri mi? Veya devletin belli bir manifesto taahhüdü temelinde kazandığı seçim sonrası ‘’hak sahibi” olduğu siyasaları elde etmesi mi?

Şimdi muhitinizdeki en güzel evi düşünün. O evi elde etmesi gereken kişi kim? Hak eden mi, ihtiyacı olan mı yoksa hak sahibi olan mı? İhtiyacı en çok olan kişi Suriyeli bir mülteci mi, engelli bir emekli mi yoksa bir dul mu? En çok hak eden kişi bir hemşire, öğretmen veya sosyal görevliler mi? Üzerinde en çok hak sahipliği olan kişi bir İngiliz vatandaşı mı, bekleme listesine yıllarını veren kişi mi yoksa basitçe o ev için en yüklü miktarda parayı ödemeye hazır kişi mi?

Böylece siyaset felsefesi siyasi tartışmalardaki temel fikirleri parçalar, referandumlar, manifestolar ve bütçeler ile ilgili duyduğumuz çeşitli iddiaların foyasını ortaya çıkarır, “meşruluk” ve “adil olma” gibi kavramların, ayrıca “sosyal adalet” ve “doğru olan şeyi yapmak” gibi ifadelerin gizemini ortadan kaldırmaktadır. Önceden anlamadığımız tartışmalara katılmaya bizi teşvik ettiğinden bizi sadece daha bilinçli seçmenler haline getirmez aynı zamanda daha iyi vatandaşlar haline getirir. Politikacıların argümanlarının gerçek yüzünü görüp onlara burun kıvırabildiğimiz bir dünya tahayyül edin.

O halde neden böyle bir öğretimden haz etmemekteyiz? Muhtemelen bunun endoktrinasyon ile sonuçlanacağından korktuğumuz için. Ancak bu korku yanlış olduğu kadar aynı zamanda ironik de. Yanlış çünkü okullarda siyaset felsefesi eğitimi; her tartışmada iki tarafın da argümanlarını dinlediğimiz üniversitelerdeki gibi olacak ve öğrencilerin tartışmalarına ve kendileri için kararlar vermelerine izin verecektir. İronik çünkü okullarda dinsel eğitime zaten izin vermekteyiz ve üstelik meselelere çok yönlü bir yaklaşım da bulunmamaktadır.

İngilizlerin vatandaşlık eğitiminin öğrencilerin “Eleştirel bir biçimde düşünebilmelerini ve siyasi sorunları tartışabilmelerini” istediğini biliyor muydunuz? Bu hususa dair vurgulayacağım şey bu beceriyi sadece siyaset felsefesinin kazandırabileceğidir. Siyaset felsefesi sadece öğrencilerimizin zihnini berraklaştırmak ve zenginleştirmekle kalmayacak aynı şekilde siyasi kültürümüzü de berraklaştıracak ve zenginleştirecektir. Yarının seçmenlerini, politikacılarını ve elbette siyasetini değiştirecektir.

Fotoğraf: Ivan Aleksic