COP26 Toplantılarından Notlar

  • 26. Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı ya da kısa adıyla COP26 toplantıları, Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (UNFCCC) kapsamında düzenlenen ve neredeyse dünyanın bütün ülkelerinden temsilcilerin katıldığı dünyanın en büyük iklim değişikliği konferansıdır.
  • Bu sene İskoçya’nın Glasgow kentinde 26.’sı düzenlenen iklim değişikliği konferansı, Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’nin (UNFCCC) imzalandığı 1994’den yılından bu yana her yıl düzenli olarak yapılıyor.
  • Bu sene 1-12 Kasım tarihlerinde gerçekleştirilen konferansta, 2015’te imzalanan Paris İklim Anlaşması’nın ardından, aradan geçen sürede iklim değişikliği konusunda ne kadar ilerleme sağlandığı değerlendirilecek ve bu değerlendirmenin gelecek projeksiyonu açısından oldukça önemli olması bu yılki toplantılara ayrı bir önem kazandırıyor. Aslında 2020 yılında düzenlenmesi kararlaştırılan COP26 pandemi nedeniyle bu yıla alınmıştı.
  • İklim değişikliği konusunda COP26 toplantılarından beklentiler bir hayli yüksek ve bu toplantılar ilk defa dünyanın gündeminde bu denli büyük bir yer ediniyor. Yalnızca toplantının düzenlendiği Birleşik Krallık’ta değil, tüm dünyada iklim değişikliği konusunun hassasiyetine dikkat çekmek ve karar alıcıları ciddi adımları atmaya zorlamak için birçok protesto gösterisi düzenleniyor.
  • Global Witness’ın COP26’nın davetliler listesi üzerine yaptığı bir çalışmaya göre fosil yakıt endüstrisi ile ilişkili kişiler 503 kişiyle bu zirvenin en büyük katılımcı grubunu oluşturuyor. En kalabalık delege grubuna sahip Brezilya’nın bile 473 temsilcisi var.[1] Fosil yakıt endüstrisinin çıkarlarını düşünen bunca temsilcinin toplantılarda bulunması eleştirilere konu oluyor.
  • Dünyada en çok karbon salınımına sebep olan Çin’in yetkilileri ile görüşen The Guardian’a göre Çin, COP26 toplantılarında konuşulan küresel ısınmayı 2 derece sınırının altında tutulması hedefine şüpheyle bakıyor ve diğer ülkelerin uzak hedefler yerine somut eylemlere odaklanması gerektiğini iddia ediyor. Çinli yetkililer ayrıca, Çin’in küresel ısınma konusunda üzerine düşenden fazlasını yaptığını ve 2030 yılında ABD’nin tüm elektrik tüketimi miktarında elektriği çevreci yöntemlerle üreteceklerini iddia ediyorlar.[2]
  • Küresel ısınma konusunda somut ve hızlı adımların atılması amacına yönelik gerçekleştirilen toplantılar 12 Kasım’da sona erdiğinde, ortaya çıkacak kararları tüm dünya merakla bekliyor. Birçok devlet başkanı ve ünlü ismin yanı sıra Barack Obama da toplantıların 8. gününde bir konuşma yaparak küresel ısınma konusunda ülkelere çağrıda bulunacak. Haftaya, toplantıların sona ermesinin ardından daha kapsamlı bir analizi Hariçten Gazel’de bulabilirsiniz.

ABD’de Sona Eren Seyahat Yasakları ve Almanya’da Zirveye Çıkan Vaka Sayıları

ABD 20 ay süren ülkeye giriş yasağını sona erdirerek sınırlarını yabancı ziyaretçilere yeniden açtı. Bu yasak, eski Başkan Donald Trump tarafından pandemi önlemi olarak alınmıştı. Seyahat yasaklarının kalkması Birleşik Krallık ve AB ülkeleri de dahil olmak üzere 30’dan fazla ülkeden ABD vatandaşı olmayanların hayatlarını etkilemiş, aileleri birbirinden ayırmış ve turizm sektörüne çok ciddi zarar vermişti.

Ancak yasaklar yalnızca aşıları tam olan, test ve temas takibine tabi tutulanlar için kaldırıldı. Yeni kurallara göre, yabancı yolcuların uçmadan önce aşı kanıtlarını göstermeleri, seyahatten sonraki üç gün içinde negatif Kovid-19 testi sonucu almaları ve iletişim bilgilerini yetkililere teslim etmeleri gerekiyor. Ziyaretçiler bu tedbirleri yerine getirdikten sonra ise karantinaya girmek zorunda kalmayacaklar. Kısıtlamaların kaldırılmasının ardından havayolları insan akınına uğradı. Amerikalı turizmcilerin yüzü gülmeye başladı.[3]

Karar ayrıca ABD’nin sınır komşuları olan Kanada ve Meksika’dan kara yoluyla ülkeye ziyarette bulunacakları da kapsıyor. Binlerce göçmen, gevşetilen kurallardan yararlanmayı umarak Meksika’nın ABD sınırındaki bölgelere geldi. Güney Meksika’da çoğunluğu çocuk binlerce Orta Amerikalı göçmenden oluşan yeni bir grup, sınıra ulaşmak ve ABD’ye kabul edilmek amacıyla Chiapas eyaletinden Oaxaca eyaletine geçti. Ancak, ABD’nin sınırlarda göçmenlere ne tür bir protokol uygulayacağına dair detaylar bilinmiyor.

Almanya’da ise vaka sayıları pandeminin başlangıcından bu yana en yüksek seviyeye gelmiş durumda. Vaka sayılarının zirvelere ulaşması bilim insanları tarafından ‘aşısızların pandemisi’ olarak adlandırılıyor. Almanya’da ülkenin yüzde 67’si aşılanmış durumda ancak şu aralar aşılama hızı düşük seyrediyor. Alman hükümeti aşılamayı hızlandırmak için çareler arıyor.[4] ABD sınırlarını açarken Almanya’nın vaka sayılarında zirveye ulaşması, pandeminin başından beri görmeye alıştığımız çelişkili kararlar serisine bir yenisini daha ekledi. ABD’deki aileleri ile 20 aydır görüşemeyenler için ise ABD’nin sınırlarını açma kararının anlamı çok büyük. Dünya pandemi ile mücadelesini çelişkiler içinde sürdürmeye devam ediyor.

Polonya, Belarus Sınırında Güvenliği Artırıyor

Son dönemde Belarus’tan gelerek Polonya sınırını geçmeye çalışan göçmenler Avrupa’da sık sık gündem olmaya başladı. Ağustos ayından bu yana Orta Doğu ve Afrika’dan binlerce göçmen Belarus’tan Polonya sınırını geçmeye çalıştı. Son olarak Polonya, büyük bir göçmen grubunun Kuźnica’daki sınırı geçmeye çalıştığını belirterek, Belarus sınırına ek güvenlik güçleri yolladı. Savunma Bakanı Mariusz Błaszczak, Belarus sınırında 12 binden fazla askerin görevde olduğunu ve sınırı savunmaya hazır olduklarını söyledi. İçişleri Bakanı Mariusz Kaminski ise ülkenin ana önceliğinin sert bir sınır savunması olduğunu belirtti.

Savunma bakanlığı, iki ülkeyi birbirinden ayıran bir çitin diğer tarafında büyük bir göçmen grubunu gösteren bir video yayınladı. İnsan hakları grupları, AB hükümetlerini, Belarus sınırında mahsur kalan göçmenlerin geri itilmesi ve göçmenlere şiddet uygulanması nedeniyle eleştiriyor.

BM Mülteci Bürosu da Belarus’tan Polonya’ya geçerek sığınma hakkı arayanlara karşı Polonya’nın yasal yükümlülüklere uymasını istedi.

Polonya ve diğer Avrupa ülkeleri, Belarus’un otoriter lideri Alexander Lukashenko’nun AB yaptırımlarına karşı bir koz olarak yasadışı göçmen akımını kasıtlı bir şekilde desteklemekle suçluyorlar. Lukashenko’nun Orta Doğu ülkelerinden birçok insana Belarus vizesi vererek ülkeye getirdiğine dair iddialar da konuşuluyor. Geçtiğimiz hafta Polonya senatosu, göçmenlerin ülkeye yasadışı yollardan girmesini önlemek için Belarus sınırına 350 milyon avroluk bir duvar inşa etme planını onaylamıştı.

Sığınma politikası, insan hakları ve demokrasi üzerine politika fikirleri geliştiren bir Avrupalı ​​düşünce kuruluşu olan Avrupa İstikrar Girişimi (ESI) başkanı Gerald Knaus, Polonya-Belarus sınırındaki durumu “son derece dramatik” ve “ölümcül bir insani trajedinin öncülü” olarak niteliyor. Euronews’e konuşan Knaus, Avrupa’da göçmenlerin geri itilmesini sağlayacak yasaların yapılmaması gerektiğini belirtiyor.[5]

Kışın şiddetini arttırmasıyla Belarus-Polonya sınırında insani krizin daha da derinleşmesi beklenirken, güvenlik güçlerinin şiddete başvurmasından da endişe ediliyor. Son yıllarda Avrupa gündemini meşgul eden göçmen krizi farklı gündemlerle kesişiyor. Önceki dönemde Yunanistan ve İtalya üzerinden Avrupa’ya geçmeye çalışan göçmenler tartışılırken, göçmen krizi bugünlerde Belarus ve Polonya bağlamında tartışılıyor. AB demokrasisini en çok zorlayan gündemlerden biri olan göçmen krizi, birlik içinde daha birçok tartışmaya gebe bir gündem olarak sıcaklığını korumaya devam ediyor.


[1] https://www.bbc.com/news/science-environment-59199484

[2] https://www.theguardian.com/environment/2021/nov/08/china-calls-for-concrete-action-not-distant-targets-in-last-week-of-cop26

[3] https://www.reuters.com/world/us/international-travellers-head-united-states-flights-reopen-2021-11-08/

[4] https://www.euronews.com/2021/11/08/covid-cases-hit-record-high-in-germany

[5] https://www.euronews.com/2021/10/29/poland-s-senate-to-vote-on-350-million-wall-along-belarus-border