Amerika Açık Tenis Turnuvası’nda Yeni Yıldızlar ve Yeni Rekorlar

Yılın son Grand Slam turnuvası olan ve New York’ta gerçekleştirilen Amerika Açık Tenis Turnuvası bu sene son derece heyecan verici gelişmelere sahne oldu. Grand Slam turnuvalarında yeni tenis yıldızlarının kendilerini göstermesine birçok kez şahit olduk. Ancak bu sene özellikle kadın tenisinde finale yükselme başarısı gösteren 2002 doğumlu iki genç kadın tenisçi Leylah Fernandez ve Emma Raducanu birçok rekora imza atarak spor dünyasını salladı. Tenis haberlerinin dünyaca ünlü gazetelerin ana sayfalarına çıkması pek sık görülmeyen bir gelişme olduğu için, bu hafta dünya gündeminin olumsuzluklarına kısa bir ara vererek Amerika Açık Tenis t-Turnuvası’nın kadınlar ayağını değerlendirmeye karar verdik.

Turnuva sırasında 19. yaş gününü kutlayan, Ekvadorlu bir baba ve Filipinli bir annenin çocuğu olan Kanadalı tenisçi Leylah Fernandez turnuvaya dünya sıralamasında 73. olarak başladı. Son derece keskin, derin topları kolaylıkla atabilen ve oyunun her yönünde başarılı vuruşlara sahip ve aynı zamanda da solak olan genç tenisçi, 3. turda eski Amerika Açık şampiyonu Naomi Osaka’yı, 4. turda ise Grand Slam şampiyonlukları bulunan Angelique Kerber’i eleyerek dikkatleri üzerine çekmişti. Ardından çeyrek final ve yarı finalde sırasıyla WTA turunun en istikrarlı oyuncuları arasında yer alan dünya 5 numarası Elina Svitolina ve dünya 2 numarası Aryna Sabalenka’yı eleyerek finale yükseldi ve tarihi bir başarıya imza attı. Son dönemde Andrescu ve Shapovalov ile güçlenen Kanada tenisi bir üst düzey oyuncu daha kazanmış oldu.  

13 Kasım 2002 doğumlu, Romen bir baba ile Çinli bir annenin çocuğu olan İngiliz tenisçi Emma Raducanu bu sene Wimbledon’da 4. tura çıkma başarısı göstererek, uzun zamandır bu seviyeye ulaşan en genç İngiliz tenisçi olmuş ve tenis dünyasına heyecan katmıştı. Amerika Açık Tenis Turnuvası’na dünya 150.’si olarak başlayan genç tenisçi, istikrarlı oyunuyla sırasıyla S. Voegele, S. Zhang, Sorribes Tormo, Belinda Bencic ve son dönemin yükselen yıldızları arasında yer alan Maria Sakkari’yi eleyerek katıldığı ikinci Grand Slam turnuvasında finale yükseldi. Emma Raducanu açık dönemde elemelerden gelerek finale çıkan ilk tenisçi olma başarısını da göstererek tenis tarihine adını altın harflerle yazdırdı.

Final maçı 11 Eylül saldırılarının ve bu saldırıda hayatını kaybedenlerin anıldığı bir tören ile başladı. Ayrıca Arthur Ashe Kortu’nun zeminine 11 Eylül tarihi yazılmıştı. Amerikalıların hafızasında önemli bir yere sahip 11 Eylül saldırılarının 20. yıl dönümü olması nedeniyle bu sene gerçekleştirilen birçok faaliyet ve anma törenlerinden biri de final maçında bu şekilde gerçekleştirilmiş oldu. Bu iki tenisçinin hayat hikayelerindeki ortak noktalar ve ikisinin de çok sürpriz bir şekilde farklı yollardan finale ulaşmaları final maçı konusundaki beklentileri artırdı. Hem Fernandez hem de Raducanu Kanada’da göçmen ailelerin çocukları olarak dünyaya geldi. Ancak, Raducanu’nun ailesi o henüz iki yaşındayken İngiltere’ye taşındığı için genç tenisçi hem İngiliz hem de Kanada pasaportuna sahip. Kadın tenisi tarihinde 9. kez 20 yaş altı iki tenisçi bir Grand Slam turnuvasının finalinde karşılaştı. 20 yaş altı iki tenisçinin finalde karşılaştığı son karşılaşma 1999 yılında Amerika Açık’ta 18 yaşındaki Martina Hingis ve 17 yaşındaki Serena Williams’ın oynadığı ve Williams’ın kazandığı finaldi. Ancak o finalde Hingis zaten dünya 1 numarasıydı. Fernandez ve Raducanu ise seri başı olmadan Grand Slam finaline yükselen ilk iki kadın tenisçi oldular.

Final maçında Fernandez, Raducanu’ya göre biraz daha gergin ve final heyecanına kendini biraz daha fazla kaptırmış göründü. Bu durum oyunda da kendini gösterdi ve Fernandez ilk setin ilk servis oyununda servisini kırdırarak ilk seti 6-4 kaybetti. Turnuva boyunca olağanüstü geri dönüşlere imza atan Fernandez bu sette çok iyi vuruşlar yapmış olmasına rağmen Raducanu’nun savunmasına karşı geri dönüş gerçekleştiremedi. 2. sette de Raducanu istikrarlı oyununu ve etkileyici return’lerini sürdürdü. Fernandez’in özellikle güçlü forehand vuruşları maç boyunca iyi çalıştı ancak Raducanu çok iyi savunma yaparak ve rakibi bozan sert return’ler ile karşılık vererek bu seti de 6-3 kazandı. 2. set sırasında Raducanu’nun dizinde ufak bir kanama nedeniyle maç sırasında bir sağlık molası verildi. Fernandez’in bu sağlık molasından da negatif etkilendiği görüldü. Sonuçta, Raducanu’nun eleme maçlarından beri süren peri masalı kadın tenis tarihinde unutulmaz bir maç ve mutlu son ile birlikte son buldu. İngilizler’in 1977 yılında Wimbledon’ı Wirginia Wade’in kazanmasından bu yana hasretle bekledikleri kadınlarda Grand Slam kupası, sonunda Emma Raducanu tarafından İngiltere’ye getirilmiş oldu. İngiliz seyirciler İngiltere’de ücretli bir platformda yayımlanacak final maçını yaptıkları bir kampanya ile ulusal bir TV kanalının yayımlamasını sağlamıştı. Gelen bu kupa İngiliz tenisseverlerin çabalarına fazlasıyla değmiş oldu. Wirgina Wade ise kortta bu tarihi maçı gururlu gözlerle izledi. 2004 Wimbledon’da Maria Sharapova’nın 17 yaşında bir Grand Slam kazanmasından sonra Raducanu en genç yaşta Grand Slam kazanan tenisçi olmuş oldu. Bu rekorların dışında daha da inanılmaz olan ise Raducanu’nun turnuva boyunca bırakın set kaybetmeyi, hiçbir rakibine beş oyun alma imkanını dahi göstermemesiydi.[1] Bu senenin Amerika Açık Kadınlar bölümü bu maçla biterken uzun süre hafızalardan silinmeyecek bir turnuva geride kalmış oldu. Ancak şurası bir gerçek ki bu iki tenisçinin bu üst düzey performanslarını bu şekilde sürdürmeleri, WTA turunda diğer genç yıldızlarla birlikte rekabeti ve kaliteyi önümüzdeki dönemde daha da üst seviyelere çıkartacak.   

Gine’de Darbe: Afrika’da Sonu Gelmeyen Askeri Müdahaleler

Batı Afrika’da yer alan Gine 1958 yılında Fransa’dan bağımsızlığını kazandığından bu yana askeri darbeler ile sık sık karşılaşan bir ülke. İlk defa 2010 yılında çok partili demokratik seçimlerini yapan ülkede 5 Eylül Pazar günü yeni bir darbe gerçekleşti. 2010 yılından beri ülkenin seçilmiş Cumhurbaşkanı olarak görev yapan Alpha Conde, özel kuvvetler komutanı olan Mamady Doumbouya’nın güçleri tarafından başkanlık sarayında kuşatılarak yakalandı. Mamady Doumbouya darbenin ve dolayısıyla da ülkenin yeni lideri olarak devlet televizyonundan, anayasanın ve hükümetin feshedildiğini, ülkenin bütün kara ve hava sınırlarının kapatıldığını duyurdu. Başkent Conakry’de darbe sırasında silahlı çatışmalar da yaşandı.[2]

Conde 2010 yılından bu yana ülkenin doğal kaynaklarını ülkenin refahını artırmak için kullanmaya çalıştı. Ancak Conde’nin bu çabaları ülke genelinde hissedilecek iyileştirmelere neden olmadı. 2019’da Conde 3. kez görev yapmasını güvence altına alacak bir referandum ile anayasayı değiştirdi. Bu değişiklik ülkede muhaliflerin katıldığı birçok protestoya neden oldu. Conde hükümeti ise bu protestoları ve muhalif liderleri birçok otoriter yöntem ile bastırmaya çalıştı. Tüm bu gelişmeler sonrasında ülkede yeni bir darbe olabileceği söylentileri de yayılmaktaydı. Zaten, Doumbouya’nın gerçekleştirdiği darbeye muhalefet tarafından açık bir destek verilmemiş olsa da büyük tepkiler de gösterilmedi.

Askeri darbeler Afrika’da yer alan sömürge ülkelerinin bağımsızlıklarına kavuştukları 50’li yılların sonlarından bu yana Afrika siyasetinin değişmez bir parçası haline dönüşmüş durumda. Gine’de gerçekleşen bu son darbe Afrika’nın darbelerle imtihanını bir kez daha dünya gündemine taşıdı. Gine’nin komşusu Mali’de bir yıldan kısa bir sürede 2 darbe yaşandı ki bu darbelerin sonuncusu Mayıs ayında gerçekleşmişti. Nijer’de ise Mart ayında, yasama yılı açılışının bir gün öncesinde, askeri güçlerin giriştiği bir darbe girişimi engellendi. ABD’li araştırmacılar Jonathan Powell ve Clayton Thyne tarafından yapılan bir araştırma, 1950’lerin sonlarından bu yana Afrika’da bu tür 200’den fazla darbe girişimi gerçekleştiğini tespit etti. Araştırmaya göre bu girişimlerin yarıya yakını başarılı oldu. Araştırmadan çıkan diğer bir sonuç ise neredeyse bütün darbe liderlerinin bu girişimlerinin ısrarla bir darbe olmadığını iddia etmesi ve bu yolla meşruiyet kazanmaya çalışmaları.[3] 1960 ile 2000 yılları arasında ortalama her sene 4 darbe yaşanan kıtada, 2000 sonrası dönemde darbe girişimlerinin sayısı azalmış olsa da fakirliğin, kabile çekişmelerinin ve istikrarsız siyasi ortamın Afrika ülkelerinin darbe tarihine yeni sayfalar eklemesi kaçınılmaz gibi görünüyor. Ne de olsa bir ülkede bir defa darbe gerçekleşmesi, gelecekte yeni bir darbe olma ihtimalini oldukça güçlü bir şekilde artırıyor.

Afganistan’da Taliban 11 Eylül’ün 20. Yılı Anmaları Haftasında Geçici Hükümetini İlan Etti

7 Eylül Salı günü Taliban, ABD liderliğindeki askeri koalisyona karşı 20 yıllık mücadeleyi yöneten örgüt yöneticilerinin en önemli isimlerinden oluşan katı bir geçici hükümet kurulduğunu tüm dünyaya duyurdu. Afganistan’ın önceki hükümetinden hiçbir üyenin ve hiçbir kadının yer almadığı bu geçici hükümet, Taliban’ın son dönemde vermeye çalıştığı ılımlı mesajlara güvenilemeyeceğinin başka bir göstergesi oldu. Amerika’da 11 Eylül saldırılarının 20. yılını anma etkinliklerinin düzenlendiği hafta açıklanan Taliban hükümetinde, doğrudan ABD askerlerine saldırılarda bulunmuş ve ABD yönetiminin suçlu olarak aradığı isimlerin yer alması Biden yönetiminde endişe yarattı.

Taliban’ın ilan ettiği İslam Emirliği’nin başkanı Hibatullah Ahundzade, Mayıs 2016’da Taliban’ın baş komutanı olmuştu. Ahundzade şu anda Afganistan İslam Emirliği’nin resmi olmayan lideri konumunda. Ahundzade hayatını Afganistan’da savaşarak geçirmiş, Taliban yönetiminde birçok görevlerde bulunmuş ve şu anda 60’lı yaşlarda olduğu tahmin edilen, örgütün en saygın yöneticilerinden biri. Ancak Ahundzade hükümette resmi bir görev almış değil. Geçici hükümetin başbakanı olarak atanan Molla Muhammed Hasan Akhund, 1994 yılında Taliban’ı kuran 4 isimden biri. 1996-2001 yılları arasında Taliban yönetiminde Dış İşleri Bakanlığı ve Başbakan Yardımcılığı yapan Akhund, Birleşmiş Milletler’in kara listesinde yer alıyor. İç İşleri Bakanlığı görevi verilen Siraceddin Hakkani de yine önde gelen Taliban liderleri arasında. Özellikle, ABD güçlerine ve müttefiklerine karşı yapılan kanlı saldırıların sorumlusu olan Hakkani grubunun lideri olarak biliniyor ve FBI’ın arananlar listesinde yer alıyor.[4] 

Başbakan yardımcısı ise Abdül Gani Baradar oldu. Baradar 2001 sonrası dönemde Taliban direnişinin kilit isimlerinden biri olmuş, 2010 yılında Pakistan’da yakalanarak 8 yıl hapis yatmış ve 2018 yılında Amerika’nın isteği üzerine hapisten çıkarılarak Doha’da gerçekleştirilen ABD-Taliban görüşmelerini yürütmüştü. Savunma Bakanı olarak atanan Muhammed Yakup, Taliban’ın kurucularından Molla Muhammed Ömer’in oğlu. Taliban’ın askeri operasyonlarından sorumlu yöneticisi olan Muhammed Yakup’un 30’lu yaşlarında olduğu tahmin ediliyor ve gelecekte Taliban liderliği için en önemli adaylardan biri olarak görülüyor. Geçici hükümetin kurulmasıyla Başbakan Akhund, Afganistan’da İslam şeriatının geçerli olacağını, şeriat ile çelişmedikçe uluslararası anlaşmalara uyacaklarını açıkladı.

ABD Dış İşleri Bakanı Antony Blinken, Alman Dış İşleri Bakanı Heiko Maas ile 8 Eylül tarihinde gerçekleştirilen ortak basın toplantısında Afganistan’da kurulan geçici hükümet ile ilgili açıklamalarda bulundu. Blinken ABD’nin Taliban’dan, kurulacak hükümetin kapsayıcı olması gerektiğini istediğini ancak bu geçici hükümetin kapsayıcı olmadığını, hükümette kadın bulunmadığını ve suçları nedeniyle aranan insanlar bulunduğunu belirterek Taliban yönetimini eleştirdi. Blinken, Taliban yönetimini sözleriyle değil icraatları ile değerlendireceklerini ve ABD ile müttefiklerinin çıkarlarını koruyacak şekilde bu hükümetle ilişkiler kuracaklarını da sözlerine ekledi.[5] Öte yandan Afganistan ile ilgili bu hafta, Birleşmiş Milletler’in son dönemde Afganistan’da özellikle de kadınların Taliban yönetimine karşı gerçekleştirdiği protestolarda 4 kişinin öldürülmesini kınaması ve Kabil Havalimanı’ndan Amerikalıların ve ABD yönetimiyle çalışmış insanların tahliyesinin sürmesi konuları da gündemde yerini aldı.


[1] https://www.wtatennis.com/news/2252363/the-improbable-run-of-us-open-champion-emma-raducanu

[2] https://www.reuters.com/world/africa/heavy-gunfire-heard-guinea-capital-conakry-reuters-witness-2021-09-05/

[3] https://www.bbc.com/news/world-africa-46783600

[4] https://www.bbc.com/news/world-asia-58235639

[5] https://www.state.gov/secretary-antony-j-blinken-and-german-foreign-minister-heiko-maas-at-a-joint-press-availability-2/