Hariçten Gazel Haftalık Dış Haberler Bülteni (21-27 Nisan 2026)
Nisan’ın son haftasında da İran Savaşı’nın nasıl sonlanacağına dair tartışmalar devam etti. Bu bültende İran’da ateşkes ve Hürmüz Krizi üzerinde durduktan sonra Rusya’dan İran’a gelen diplomatik desteğe ve Stockholm Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsü’nün (SIPRI) 2025 yılı küresel askerî harcamalara dair raporuna değineceğim.
İran’dan Yeni Teklif, Trumpt’tan Tehditler
ABD medyasında geçen haberlere göre İran, Trump yönetimine Hürmüz Boğazı’nın açılması ve savaşın bitirilerek İran’a güvenlik garantilerinin verilmesi karşılığında savaşın sona erdirilmesi için yeni bir teklifte bulundu. İran’ın teklifine göre nükleer görüşmeler ise ertelenecek.
Trump bu teklife, İran ile yapılacak herhangi bir barış anlaşmasının İran rejiminin nükleer silah elde etme girişimlerini sona erdirmesine bağlı olacağının altını çizerek karşılık verdi.
Trump, 25 Nisan günü Fox News’e yaptığı açıklamada da ABD heyetinin Pakistan’a seyahatini son anda iptal ettiğini söylemiş ve “Elimizde tüm araçlar mevcut, bizi istedikleri zaman arayabilirler, ama artık öylece oturup boş muhabbetler etmek uğruna 18 saatlik uçuşlar yapmayacaksınız.” ifadelerinde bulunmuştu.
Trump’ın bu çıkışları ABD yönetiminin İran tarafından diplomasi yoluyla oyalandığına inandığını gösteriyor. Savaşta karizması çizilen ABD Başkanının, görüşmelerde şartlarını dayatan taraf olma arzusunda olduğu da anlaşılıyor.
Ancak Müçteba Hamaney önderliğindeki İran yönetimi ve özellikle de Devrim Muhafızları kendi şartlarının kabul edilmesi hususunda geri adım atacak gibi durmuyor.
İran rejimi Hürmüz’deki ABD ablukası ve İsrail’in ateşkese rağmen Lübnan’da saldırılara devam etmesini de ateşkese giden yolda engellenmesi gereken eylemler olarak görüyor.
Sözün özü, mevcut durumda savaşın iki tarafı da uzlaşmaya gidecek yolu açabilecek bir diplomatik yaklaşımdan uzak.
Ancak Hürmüz’de ABD ablukasının İran ekonomisine yaratacağı maliyet ve ABD’nin iddia ettiği İran yönetimi içindeki sorunlar (nükleer silah edinme ve nükleer müzakereler konusundaki görüş ayrılıkları gibi), zamanın İran aleyhine de işleyebileceğini gösteriyor.
Elbette Hürmüz krizinin ABD başta tüm dünya ekonomilerine çıkarttığı faturanın da ne kadar katlanılabilir olduğu önümüzdeki diğer bir belirsizlik. Sonuç olarak 28 Şubat’ta başlayan ve 7 Nisan’daki ateşkes ile ara verilen savaşın sisi, kalın bir bulut halinde küresel siyaset ve ekonominin tepesinde gezinmeye devam ediyor.
Arakçi’nin Rusya Ziyareti
İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, Trump ile ateşkes görüşmeleri için çözüm yolları aranırken ve Hürmüz Boğazı krizi ABD ablukası ile iyiden iyiye derinleşirken geçtiğimiz hafta Rusya’yı ziyaret ederek destek aradı.
Arakçi, Rusya ziyareti öncesinde de Pakistan ve Umman’a giderek diplomasi trafiği yürütmüştü. Özellikle Umman ile İran arasındaki görüşmeler, Hürmüz Boğazı’nın gelecekte nasıl yönetileceğine dair önemli istişareler içeriyordu. Ayrıca mevcut durumda Hürmüz Boğazı’ndan güvenli geçiş sağlanması için de Umman’a önemli görevler düşüyor.
Arakçi’nin Rusya ziyaretinde İran tarafı, Rusya ile stratejik ortaklıklarının güçlenerek devam edeceği vurgusu yaparken Rusya lideri Putin ise Orta Doğu’da barışın tesis edilmesi için ülkesinin her şeyi yapmaya hazır olduğunu ifade etti.
Putin ayrıca, “İran halkının bağımsızlığı ve egemenliği için ne kadar cesur ve kahramanca mücadele ettiğini görüyoruz.” açıklamasıyla İran’a destek verdi. Ancak bu destek, İran’a silah gönderilmesi, diğer askeri alanlarda yardım yapılması ve insani kriz konularında daha somut adımlara dönüşebilir mi sorularının cevabı yanıtsız kaldı.
Rusya’nın savaşın sona erdirilmesi için İran’ın elindeki yüzde 65 oranında zenginleştirilmiş 450 kiloya yakın uranyumun kendi ülkesine getirilmesi konusunda da bir teklifte bulunduğunu biliyorduk Belki bu görüşmede bu konu da gündeme gelmiştir. Çünkü ABD tarafı nükleer konusunda İran’dan güven verici bir adım bekliyor ve bu adımı barış için şart koşuyor.
Ancak yukarıda da belirttiğim gibi nükleer konusu İran rejimi içerisinde tartışmalara neden oluyor ve Devrim Muhafızlarının özellikle şahin isimleri, nükleer konusunda geri adım atmak istemiyor. Zira ABD ile Obama döneminde yapılan önceki nükleer anlaşmayı Trump yönetimi bozduğu için İran haklı olarak ABD yönetimine bu konuda güvenmiyor. Nitekim barış görüşmelerinin tıkanmasının önündeki en büyük engeli de bu nükleer meselesi teşkil ediyor.
Stockholm Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsü’nün (SIPRI), 2025 Yılı Küresel Askerî Harcama Raporu
Her yıl tüm dünyada askeri harcamaları ölçmesi bakımından çok önemli kabul edilen Stockholm Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsü (SIPRI), 27 Nisan 2026 tarihinde 2025 yılına ait küresel askeri harcamalarla ilgili yıllık raporunu yayınladı.
Özetle söylersek rapor, küresel anlamda insanlık olarak ciddi bir silahlanma evresinde bulunduğumuzu tekrar teyit ediyor. Zira 2025 yılında dünya çapındaki askeri harcamalar 2.887 milyar dolara ulaşarak (SIPRI tarafından ölçülen en yüksek değer) rekor seviyeye çıktı ve bu artış trendi üst üste 11. yılını tamamladı.
2025 yılında toplam askeri harcamalar, küresel gayri safi yurtiçi hasılanın (GSYİH) yüzde 2,5’ini oluşturdu. 2025 yılında en fazla harcama yapan beş ülke ABD, Çin, Rusya, Almanya ve Hindistan oldu; bu 5 ülke toplam harcamanın yüzde 58’ini gerçekleştirdi.
ABD’nin askeri harcamaları 2025 yılında yüzde 7,5 düşerek 954 milyar dolara gerilerken, Çin’in harcamaları yüzde 7,4 artarak tahmini 336 milyar dolara ulaştı. Bu veri, son yıllarda ABD ile Çin arasındaki ekonomik büyüklük farkının askeri harcama alanında da git gide kapandığını, ancak halen ABD lehine muazzam bir askeri harcama fazlalığının olduğunu gösteriyor.
Rusya, 2025 yılında askeri harcamalarını yüzde 5,9 artırarak tahmini 190 milyar dolara, yani GSYİH’sinin yüzde 7,5’ine çıkardı ki bu tablo (özellikle Ukrayna işgalinin başından bu yana) Rus halkının askeri harcamalar uğruna fakirleştiğini de gösteriyor.
Rusya’nın işgal girişiminde bulunduğu Ukrayna ise 2025 yılında en fazla harcama yapan yedinci ülke oldu ve harcamalarını yüzde 20 artırarak tahmini 84,1 milyar dolara, yani GSYİH’sinin yüzde 40’ına çıkardı.
2025 yılında askeri harcamalar, Amerika kıtası hariç tüm dünya bölgelerinde arttı. Avrupa’daki toplam askeri harcamalar 2025 yılında yüzde 14 artarak 864 milyar dolara yükselirken, Asya ve Okyanusya’daki harcamalar yüzde 8,1 artarak 681 milyar dolara ulaştı.
32 NATO üyesinin askeri harcamaları 2025 yılında 1.581 milyar dolara ulaştı; bu rakam, küresel harcamaların yüzde 55’ini oluşturuyor. Avrupalı NATO üyeleri toplamda 559 milyar dolar harcadı.
SIPRI’nin verilerine göre 32 NATO üyesinden 23’ü, 2025 yılında GSYİH’sinin en az yüzde 2,0’sini askeriyeye ayırdı. Bu durumda Ukrayna Savaşı’nın payı bulunduğu gibi Trump yönetimi ile birlikte Transatlantik ilişkilerin krize girmesi ve ABD’nin diğer NATO üyelerini askeri harcamalarını arttırması hususunda zorlamasının da payı var.
Türkiye listede 30 milyar dolarlık harcama ile 18. sırada bulunuyor. Suudi Arabistan 83.2 milyar dolar ile 8., İsrail 48.3 milyar dolar ile 11. sırada yer alırken Polonya da 46.8 milyar dolar ile 14. sırada kendine yer bulmuş. Bu rakamlar Türkiye’nin içinde bulunduğu ekonomik kriz nedeniyle potansiyeline ve bulunduğu bölgedeki hassas durumuna oranla daha düşük bir askeri harcama gerçekleştirdiğini de ortaya koyuyor.
2026 yılında tüm dünyada askeri harcamaların daha da artacağına şüphe yok. Zira Rusya’nın Ukrayna’yı 2022 Şubatında topyekûn işgale kalkışması ile başlayan savaş, İsrail’in 7 Ekim’de Hamas’ın saldırısına karşılık olarak neredeyse tüm Orta Doğu’yu etkileyen bir savaşa girişmesi ve son olarak ABD’nin de İsrail’in yanında 2. kez olmak üzere İran’a saldırması, Orta Doğu ve Avrupa başta olmak üzere tüm dünyayı bir güvenlik krizinin içine itmiş durumda. Silahlanma da bu çoklu krizlerle birlikte artıyor.
3. Dünya Savaşı’na doğru mu gidiyoruz tartışmalarının son yıllarda alevlenmesi, bu açıdan bakıldığında pek de haksız sayılmaz.

