Liberal Düşünce Sözlüğü’nün diğer maddelerine bu linkten ulaşabilirsiniz.
ABD Bağımsızlık Bildirgesi (Declaration of Independence), 4 Temmuz 1776 tarihinde onaylanan ve 13 Amerikan kolonisinin İngiliz Kraliyet yönetiminden koptuğunu dünyaya duyuran devrimci bir siyasi belgedir.
Amerikan anayasa teorisinin en temel başlangıç noktası kabul edilen bu metin, bütün insanların eşit yaratıldığını ve yaratıcıları tarafından “yaşam, özgürlük ve mutluluğu arama” gibi devredilemez doğal haklarla donatıldığını ilan eder.
Liberalizmin devlet anlayışını özetleyen belgeye göre hükümetlerin yegâne kuruluş amacı, bireylerin doğuştan sahip olduğu bu temel hakları güvence altına almaktır; meşru bir yönetim gücünü yalnızca “yönetilenlerin rızasından” alabilir.
İçerdiği haklar son derece geniş kapsamlı ve devrimci bir dille yazıldığı için modern anayasa mahkemelerinde doğrudan dar bir yasal kısıtlama aracı olarak kullanılması zor olsa da Bağımsızlık Bildirgesi, Amerikan siyasi değerlerinin en yüksek felsefi ifadesi konumundadır.
Bildirge, 18. yüzyılın ikinci yarısında İngiliz sömürgeciliğinin ağır vergi ve baskı politikalarına karşı gelişen siyasi rahatsızlıkların ve Amerikan Bağımsızlık Savaşı’nın doğrudan bir ürünüdür. Metin, komite üyelerinin ufak tefek değişiklikleriyle birlikte esas olarak Thomas Jefferson tarafından kaleme alınmıştır. Metnin felsefi kökleri, İngiliz düşünür John Locke’un doğal haklar teorilerine ve ondan çok kısa bir süre önce Virginia’da kabul edilen Haklar Bildirgesi‘ne dayanmaktadır.
Yapısal olarak iki ana bölümden oluşur: Hükümetlerin meşruiyet sınırlarını belirleyen teorik giriş kısmı ile, Büyük Britanya Kralı’nın anayasal sınırları aşarak işlediğine inanılan yaklaşık 30 adet somut ihlali listeleyen iddianame kısmı. Belge her ne kadar 1776’da kabul edilmiş olsa da ilan ettiği “eşitlik” ülküsü ile o dönemki kölelik gerçeği arasındaki büyük çelişki, Amerikan tarihinde uzun süre tartışılmıştır. Ancak Abraham Lincoln’ün de ileride belirteceği üzere bu metin, anında her şeye eşitlik getiren bir sihirli değnek değil, özgür bir toplum inşası için daima referans alınacak, uğrunda çalışılacak ve sürekli yaklaşılmaya çalışılacak “standart bir düstur” olarak tasarlanmıştır.
ABD Bağımsızlık Bildirgesi, liberal düşüncenin felsefi ilkelerden çıkıp somut bir devletin kuruluş felsefesi haline geldiği en kritik anlardan biridir. Bildirge, Locke’un teorilerini yankılayarak, hakların devletten bağımsız ve ondan önce var olan devredilemez unsurlar olduğunu ilan etmiş, modern liberal bireyciliğin en güçlü manifestolarından biri olmuştur. Klasik liberalizmin kalbinde yer alan “sınırlı devlet” ideali, hükümetin yalnızca birey haklarını korumak için var olduğu ilkesiyle bu belgede vücut bulur.
Dahası Bildirge, despotik ve keyfi iktidarlara karşı “devrim hakkını” açıkça savunur: Bir hükümet, insanların doğal haklarını sistematik biçimde çiğniyor ve İngiliz Krallığının yaptığı gibi meşruiyetini yitiriyorsa, halkın, temel haklarını savunmak için söz konusu yönetimi değiştirme veya ortadan kaldırma hakkı son çare olarak meşrudur. Bu yönüyle bildirge, egemenliğin kaynağını yeryüzündeki bireylerin özgür iradesi olarak belirlemiştir.
Son olarak, “bütün insanların eşit yaratıldığı” tezi, doğuştan gelen aristokratik ayrıcalıkları reddeder ve hiç kimsenin bir başkasını doğuştan yönetme hakkı olmadığını belirterek liberal eşitlik anlayışını perçinler. Zaman içinde bu belge, içindeki vaatleri başlangıçta kapsam dışı bırakılan azınlıklar, siyahiler ve kadınlar için de talep eden sivil haklar hareketlerine ilham vermiş ve liberalizmin kendi kendini düzelten felsefi bir pusulası işlevi görmüştür.

