Son haftalarda ABD dış ve iç siyasetinde oldukça önemli gelişmeler yaşandı. Aralarında olası bir ateşkes konusunda belirsizlik olan ABD ve İran kısmi bir ateşkes sağladı. İsrail de sonrasında bu anlaşmaya Trump’ın baskısıyla riayet etti.
ABD’li Papa 14. Leo ile Donald Trump arasında meydana gelen polemik ABD siyasetine dair çok şey anlatıyordu. Papa’nın ABD’nin İran tutumuyla ilgili açıklaması ve karşılıklı restlerle Trump ve Vatikan arasındaki tansiyon oldukça yükseldi ve bu durum ABD kamuoyundan da tepkiler aldı.
Bu bültende ABD-İran ilişkileri ve Trump-Papa polemiğine değindikten sonra Temsilciler Meclisi ve Senatonun Trump’ın politikalarını nasıl onayladığına göz atacağız.
İran ile Ateşkes
Trump 7 Nisan’da İran hakkında “Bu gece bir medeniyetin sonu gelebilir.” demişti. Ertesi gün ise İran ile ateşkes konusunda anlaşmaya varıldığı ilan edildi. Trump, Hürmüz Boğazı’nın derhal açılması halinde iki haftalık ateşkes olacağını belirtmişti ki bu süre doldu. Ancak, ABD’nin Hürmüz Boğazı ablukasına karşın taraflar arasında kırılgan bir ateşkes halen devam ediyor görünüyor.
İran ve ABD arasındaki müzakerelere Pakistan öncülük ediyor. Müzakerelerde ABD’nin İran civarındaki ülkelerde bulunan askeri varlığı, İran’ın nükleer kapasite geliştirmesinin sınırlandırılması ve Hürmüz Boğazı’nın açıklık durumu ele alınıyor. Ateşkes başladığından beri İran birkaç kere boğazı açtı ve tekrar kapattı. Zaman zaman boğazdan sınırlı geçişler oldu. Elbette bu durum petrol piyasasını da yakından etkiledi.
Ateşkesin ilk günü İran, İsrail’in Lübnan’a saldırmaya devam ederek ateşkes anlaşmasını ihlal ettiğini ileri sürdü. Nitekim Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif’in de belirttiği gibi anlaşma şartları arasında İsrail’in Lübnan’a saldırıları durdurması da vardı. İran’ın hem Meclis Başkanı Bakir Kalibaf hem de Dışişleri Bakanı Abbas Arakçı bu durumun altını çizerken, ABD Başkanı Trump ve yardımcısı Vance anlaşmada böyle bir maddenin yer almadığını iddia ediyor.
İsrail, İran’da sağlanan ateşkesten 2 gün sonra Lübnan’daki en kanlı katliamlarından birini gerçekleştirdi. İsrail yönetimi Hizbullah ile mücadelenin önemini vurgulasa da Beyrut’ta hayatını kaybeden insanların çoğunu siviller oluşturuyor. 1 Mayıs itibariyle İsrail, Lübnan’daki işgale ve birçok sivilin hayatını kaybetmesine yol açan saldırılarına devam ediyor. Lübnan’daki işgale tepki gösteren Batılı liderler arasında Fransa Cumhurbaşkanı Macron’un yer aldığını da belirtmeden geçmeyelim.
1978 Camp David Anlaşması’ndan bu yana sıcak çatışmaya girmeyen Mısır ve İsrail’in arası da İsrail’in mevcut politikalarından dolayı oldukça gergin vaziyette. Ateşkesten sonra İsrail’in Lübnan’a saldırılarını Dışişleri düzeyinde kınayan Mısır; geçtiğimiz hafta da Türkiye, Endonezya, Libya, Somali, Sudan, Bangladeş, Cezayir, Filistin ve Suudi Arabistan hükümetleri ile birlikte İsrail’in Somaliland’a büyükelçi atamasını kınadı. Geçtiğimiz Aralık ayında Somaliland’i tanıyan İsrail’in, Somali’nin Yemen topraklarına en yakın kısmında yer alan bu bölgeyi tanımasının sebepleri arasında Husilerin Babül Mendep Boğazı’ndaki etki alanlarını kırma hedefi olduğundan bahsetmiştik.
İran ile ABD-İsrail arasında 8 Nisan’da başlayan iki haftalık ateşkesin süresi normalde geçen hafta bitecekti ancak uzatma kararı alındı. Ateşkes uzatılmış olsa bile Hürmüz Boğazı’nın kapalı olmaya devam etmesi ve geçtiğimiz günlerde boğazdan geçmeye çalışan iki konteynıra el konulması, piyasaları olumsuz etkilemeye devam ediyor.
Papa Polemiği
Tarihteki ilk ABD’li Papa olan ve geçtiğimiz yıl seçilen Papa 14. Leo’nun Trump yönetimiyle arasındaki gerilim dünya tarafından biliniyordu. Papa’nın ABD’ye yapacağı ziyareti üç hafta önce iptal etmesi yeni bir gerilimi tetikledi. ABD’nin 250. kuruluş yıl dönümü vesilesiyle gelmesi planlanan Papa’nın bu ziyaretini iptal etmesi sembolik bir önem taşıyor. Çünkü ABD Savaş Bakanlığının agresif politikaları Papalık tarafından hoş karşılanmıyor.
Papa’nın İran savaşını eleştiren sözlerinden sonra Vatikan’ın ABD Büyükelçisi Kardinal Christophe Pierre’nin Pentagon’a çağrılması, iddia edildiğine göre, büyükelçi için oldukça terletici dakikalara sebep olmuş. Papalık bundan yaklaşık 700 yıl önce olumsuz siyasi koşullardan ötürü İtalya’daki merkezinden Fransa-Avignon’a taşınmıştı. Medyada, bu hadisenin görüşme sırasında ABD’li yetkililer tarafından Vatikan Büyükelçisine hatırlatıldığı iddia edildi. Ancak bunlar şimdilik iddia olarak kaldı ve Pentagon’daki görüşmenin gayet itidalli geçtiğine dair iki taraf da açıklamada bulundu.
Papa, bu görüşmeden önce Trump’ın İran’a yönelik “yok olacak medeniyet” tehdidinin kabul edilemez olduğunu beyan etmişti. Ancak bu tartışma taraflar arasındaki ilk gerilim de değil. Papa göreve başladığından beri Trump’ın politikalarına muhalif bir noktada konumlanıyor. Bir noktada iki ülke arasında diplomatik kriz çıkacağını beklemek doğaldı, hele ki ABD hükümetinin halihazırda dış politikada ne kadar agresif politikalara sahip olduğunu göz önüne alırsak. Dolayısıyla Papa, ABD’nin 250. kuruluş yıl dönümü günü olan 4 Temmuz’da kuvvetle muhtemel ABD’de değil İtalya’da olacak.
Kısacası Trump yönetimi, Kongre gücünü de arkasına alarak, izlediği saldırgan politikalar ve sarf ettiği sert sözlerle ABD’yi dünyada yalnızlaştırmaya devam ediyor. Biraz da bundan dolayı tüm dünyanın gözü kulağı altı ay sonra ABD’de yapılacak ara seçimlerde.
Kongre Trump’ın Yanında
2 hafta önce Senato, Demokratların sunduğu önemli bir önergeyi reddetti. Peşinden de Temsilciler Meclisinden benzer bir hamle geldi. Önergede, “Kongre askeri müdahaleye izin vermedikçe ABD askerlerinin İran savaşından çekilmesi gerektiği” yazıyordu. Cumhuriyetçi çoğunluk bu öneriye “hayır” dedi. Normal şartlarda savaş ilan etme yetkisi ABD Kongresine aittir. Ancak bu konu pratikte oldukça tartışmalı bir zemine çekiliyor.
ABD başkanlarının 2. Dünya Savaşı’ndan beri bir ülkeye asker gönderirken kullandığı yöntem, başkanlık kararnameleriyle askeri güç kullanımına gidilmesi şeklinde olmuştur. Doğrudan savaş ilanına anayasal kongre engeli yüzünden gidilmemiştir. Nitekim ABD Kongresinde partilerin birbirine yakın bir dengesi söz konusu olduğu için başkanların bu oylama konusunda daima çekinceleri olagelmiştir.
Mevcut koşullarda da Cumhuriyetçi Kongre üyeleri Trump’ın elinin rahat olması için oy kullandılar. Demokratların önerisi Senato’da 47’ye karşı 52 oyla reddedilirken Temsilciler Meclisinde 213’e karşı 214 oyla reddedildi.
Bu sonuçlar önümüzdeki Kasım ayında Kongre için yapılacak olan ara seçimlerin ne kadar hayati bir öneme sahip olduğunu bir kere daha gözler önüne serdi. Her ne kadar pek çok Cumhuriyetçinin Trump ile görüş ayrılığına sahip olduğu düşünülse de Kongrede yapılan böylesi kritik bir oylamalarda Cumhuriyetçi üyelerin Trump’ın arkasında nasıl hizalandığına bir kere daha şahit olduk.
Hazır ara seçim konusu açılmışken bu konuyla ilgili gündemdeki bir gelişmeye de değinelim. Virginia eyaletinde yapılan halk oylaması neticesinde eyaletin seçim haritası Demokratlar lehine değiştirildi. Halkın yaklaşık %52’si yeni seçim bölgeleri haritasını onayladı. Böylece Kongre seçimlerinde Cumhuriyetçilerin üye sayısı hatırı sayılır miktarda azalmış olacak. Kongredeki Cumhuriyetçi çoğunluğunun sona ermesi ise küresel çapta sivil toplum kuruluşlarını yakından ilgilendiren bir durum. Nitekim 2024 seçimlerinden sonra tüm kaynakları kesilen sivil toplum ve küresel örgütlerin yeniden canlanması için herkesin gözü 2026 ara seçimlerinde.
Trump ve ekibinin Virginia’daki oylamaya tepkisi yüksek oldu. Ancak unutulmamalı ki Cumhuriyetçiler de geçmişte bu durumun benzerlerini başka eyaletlerde yapmıştı. Demokratlar bir zamanlar bu “gerrymandering” denen haritalandırma taktiğinin daha bağımsız şekilde yapılması ile ilgili öneriler getirse de Cumhuriyetçiler buna pek kulak asmamıştı. Bugün ise kozlar çok daha açık oynanıyor.

