Daktilo 1984Daktilo 1984
    • Hakkımızda
    • İletişim
    • E-Bültene Abone Ol
    • Destek Ol
    Facebook Twitter Instagram Telegram
    Twitter Facebook YouTube Instagram WhatsApp
    Daktilo 1984Daktilo 1984
    Destek Ol Abone Ol
    • İZLE
      • Çavuşesku’nun Termometresi
      • 2’li Görüş
      • İki Savaş Bir Yazar
      • Cumhuriyet’in Edebiyatı
      • Varsayılan Ekonomi
      • Yakın Tarih
      • Tümünü Gör
    • OKU
      • Yazılar
      • Röportajlar
      • Çeviriler
      • D84 INTELLIGENCE
      • Asterisk2050
      • Yazarlar
      • Kitap Yorum
    • D84 FYI
      • Hariçten Gazel
      • ABD Gündemi
      • Avrupa Gündemi
    • daktilo2
    • Project Syndıcate
    Daktilo 1984Daktilo 1984
    Anasayfa » Yas Neden Müfredatta Yok?
    daktilo2 Yazılar

    Yas Neden Müfredatta Yok?

    Elif Avcı26 Nisan 20268 dk Okuma Süresi
    Paylaş
    Twitter Facebook LinkedIn Email WhatsApp

    14 Nisan’da Urfa’nın Siverek ilçesindeki bir lisede silah sesleri duyuldu. Ertesi gün de Maraş’ta bir ortaokulda. İki gün, iki okul. Sabah çocuklarını okula bırakıp akşam morg kapısında beklemek zorunda kalan aileler.

    Haber döngüsü bildiğimiz gibi çalıştı. Komisyonlar kuruldu, teoriler havada uçuştu, bakan ziyaretleri yapıldı, basın açıklamaları okundu. Kim ne dedi, kim kimi suçladı, hangi uzman hangi pencereden yorumladı…Günler geçti ama kalbimdeki ağırlık geçmedi.

    Günlerdir hayatımda hiç tanışmadığım insanların yasını tutuyorum. Bu ülkede güvenle yaşayabileceğimize dair inancımın yasını tutuyorum. Çalındığını düşündüğüm geleceğimizin yasını tutuyorum.

    Bunu fark ettiğim anda analizlere ara verdim. Çünkü kendime başka bir soru sordum: Acaba analiz yapmak, aslında yastan kaçmanın bir yolu mu?

    Yasın yerine açıklama koyarak, duygunun yerine neden-sonuç ilişkileri yerleştirerek hem kendimizi hem birbirimizi koruduğumuzu sanıyoruz belki. Oysa bazen yaptığımız şey korunmak değil, uzaklaşmak.

    Olaydan uzaklaşmak. Birbirimizden uzaklaşmak. Kendimizden uzaklaşmak.

    Sayılar Bize Ne Söylüyor, Ne Söylemiyor?

    Umut Vakfı’nın “Türkiye Silahlı Şiddet Haritası” raporlarına göre, Türkiye’de yaklaşık 36 milyon ateşli silah olduğu ve bunun sadece %10’unun (yaklaşık 4 milyon) ruhsatlı olduğu tahmin ediliyor. Bu, her iki evden birinde potansiyel bir şiddet aracı olduğu anlamına geliyor. Bu gündelik hayatın içine sessizce yerleşmiş bir şiddet kapasitesi.

    Daha korkutucu olan ise şiddetin “bulaşıcı” doğası. PLOS ONE’da yayımlanan bir araştırma, kitlesel saldırıların ardından benzer vakaların ortaya çıkma riskinin yaklaşık 13 gün boyunca en üst seviyede olduğunu ortaya koyuyor. Bu “kuluçka süresi”, yasın ve şokun en taze olduğu dönem. Buna copycat effect deniyor. Eğer bir toplum, o 13 günlük “yas penceresinde” acıyı kolektif bir iyileşmeye dönüştüremezse, sistem o acıyı bir sonraki şiddet eylemi için yakıta dönüştürürebiliyor.

    Bu olayları yalnızca güvenlik ve taklit davranışı ekseninde okumak da eksik kalıyor. Çünkü silahı, oyunları ya da algoritmayı konuşurken insanın iç dünyasını çoğu zaman atlıyoruz.

    Elbette güvenlik önlemleri şart! Silah yasaları, ruhsat denetimi, algoritmik düzenlemeler… Bunlar tartışılmalı, uygulanmalı. Ama tüm bunlar yapılırken kendimize şunu da sormamız gerekiyor: Metal dedektörlerinden geçirdiğimiz bedenlerin içinde büyüyen aşağılanmayı, görünmezliği, birikmiş öfkeyi, tutulmamış yası hangi cihaz tespit edebilir?

    Arno Gruen, modern toplumun en büyük krizlerinden birinin bastırılmış acının öfkeye dönüşmesi olduğunu söyler. Ona göre kişi kendi kırılganlığına, incinmişliğine ve yasına temas edemediğinde, bu duygular çoğu zaman dışarıya saldırganlık olarak çıkar. İnsan bazen başkasına zarar verirken aslında kendi taşıyamadığı iç acıyla savaşır.

    Bu yüzden her olaydan sonra yalnızca faili analiz etmek yetmez. “Bu toplum çocuklarına acıyla ne yapmayı öğretiyor?” sorusu da gerekir.

    Müfredatta Ne Var, Ne Yok

    Bir toplum çocuklarına ne öğretiyorsa, neyi önemli gördüğünü de oradan anlayabiliriz.

    Matematik vardır; çünkü ölçmek önemlidir. Tarih vardır; çünkü hatırlamak önemlidir.
    Proje hazırlama dersleri vardır; çünkü üretmek, planlamak ve sonuç almak önemlidir.

    Yas yoktur. Çünkü yas, bugünün dünyasında çıktı üretmez.

    Eğitim sistemi büyük ölçüde ilerleme fikri üzerine kurulu: daha iyi not, daha iyi okul, daha iyi üniversite, daha iyi kariyer. Yas ise ilerlemekten çok durmakla ilgilidir. Geriye bakmakla, kaybı kabul etmekle, eksilmeyi anlamlandırmakla.

    Okul sana denklem çözdürür ama bir ayrılığın ardından nasıl dağılmadan kalınacağını anlatmaz. CV hazırlatır ama hayal ettiğin hayat gerçekleşmediğinde ne hissedeceğini öğretmez. Sınava hazırlar ama başarısızlıkla nasıl ilişki kurulacağını çoğu zaman öğretmez.

    Çünkü modern eğitim, çoğu zaman işlevsel birey üretmeye odaklanır. Yas ise işlev bozucudur. Yavaşlatır, durdurur, ağlatır, sorgulatır. Hız çağının sevmediği ne varsa içinde taşır.

    CASEL tarafından derlenen araştırmalar, sosyal-duygusal öğrenme programlarına katılan öğrencilerin akademik başarılarında anlamlı artış olduğunu gösteriyor. Yani duygularla uğraşmak öğrenmeye engel değil; çoğu zaman öğrenmenin zeminidir.

    UNICEF ve Dünya Sağlık Örgütü ise ergenlik döneminde ruh sağlığı sorunlarının küresel ölçekte arttığını, kaygı, depresyon ve yalnızlığın gençler arasında ciddi bir mesele olduğunu yıllardır söylüyor.

    Yine de yas; kaybı tanıma, acıya yer açma, bitmiş olanı kabul etme, eksik kalmışken devam etmeyi öğrenme… Dünyanın neredeyse hiçbir yerinde müfredatın doğrudan konusu değil.

    Taziye Pratiklerinin Dönüşümü

    Bir zamanlar taziye ziyaretine gidilirdi. Komşular gelir, uzaktan akrabalar yola çıkardı. Beş gün, yedi gün, kırk gün. Yas bir aile meselesi değil, topluluk meselesiydi. Acı toplumsallaşır, taşınabilir hale gelirdi.

    Sonra kentleşme oldu. Bugün daha kalabalık şehirlerde, daha yalnız hayatlar yaşıyoruz. Apartman komşuları artık birbirinin adını bile bilmiyor. Taziye çoğu zaman WhatsApp mesajına, siyah fonlu bir story’ye ya da mesajların altına bırakılmış bir emojiye sıkışıyor.

    Pandemi döneminde bunu daha da net gördük. Dünyanın birçok yerinde araştırmalar, cenaze ve vedalaşma ritüellerini yerine getiremeyen insanların kayıpla baş etmekte daha çok zorlandığını, yas süreçlerinin uzadığını gösterdi. Ama pandemi yeni bir şey yaratmadı; zaten başlayan çözülmeyi görünür kıldı.

    Biz çoktan taziyenin biçimini koruyup anlamını kaybetmeye başlamıştık.

    Tören kaldı, temas azaldı. Mesaj kaldı, eşlik azaldı. Ne söyleyeceğimizi öğrendik; nasıl yanında duracağımızı değil.

    Türkiye’de yas danışmanlığının hâlâ sınırlı bir alan olması da tesadüf değil. Çünkü bu ülkede kayıp yaşayan bir çalışana çoğu zaman ilk sunulan şey psikolojik destek değil, izin prosedürü oluyor. Yakınını kaybettiğinde sistem önce şunu söylüyor: 3 gün ücretli izin hakkın var.

    İş hukukunun soğuk diliyle karşılaşan insan, çoğu zaman acısını bile hızlı yaşaması gerektiğini hissediyor.

    Sistemin görünmez cümlesi şu: Üzül, ama kısa sürsün.

    İş Kanununun Tanımadığı Yaslar

    Toplum, resmi olarak tanımadığı acıları çoğu zaman gerçek saymaz.

    Nasıl iş kanunu bazı kayıplara izin günü tanıyıp bazılarına tanımıyorsa, kültür de benzer şekilde hangi yasın “meşru”, hangisinin “abartı” olduğuna sessizce karar verir.

    Olmamış bir evliliğin yasını tutamazsın, ortada cenaze yoktur. Düşük yapan kadın tıbbi bir prosedürden geçmiş gibi muamele görür, toplum bir hafta sonra “yeniden deneyin” diye akıl vermeye başlar. Gidemediğin ülkenin, sahip olamadığın geleceğin, biten bir ilişkinin, bozulan bedenin, yaşlanmanın yasını kim tanır?

    Bir de daha kolektif olanlar var. Bu ülkede bir şeylerin düzeleceğine dair inancını kaybetmenin, kurumlara güvenini yitirmenin, çocuklarının daha iyi yaşayacağı fikrinden uzaklaşmanın; yasını nerede, nasıl tutacağız?

    Bu kayıpların çoğunun resmi adı yok. Töreni yok. İzin günü yok. Taziyesi yok.

    Bu yaslar çoğu kez adı bile konmadan içeride birikir. Ve adı konulmayan şeyler kaybolmaz, başka formlarda bize geri dönerler.

    Motivasyon eksikliği sandığın aslında tamamlanmamış bir kayıp olabilir. Tükenmişlik sandığın da hiç tutulmamış bir yas. Belki “neden iyi hissetmiyorum?” sorusunun cevabı da D vitamini eksikliğinde değil, burada saklıdır.

    Çünkü insan sadece sahip olduklarını değil, ihtimallerini de kaybeder.

    Yas Tutamayan Toplum Sertleşir

    Sigmund Freud, yas tutulamayan kaybın melankoliye dönüşebileceğini yazmıştı. Arno Gruen ise inkâr edilen kırılganlığın saldırganlığa evrilebildiğini savundu. Farklı geleneklerden gelseler de ikisinin de işaret ettiği ortak nokta aynıydı: İşlenmeyen acının maliyeti vardır.

    Bu yalnızca bireysel değil, toplumsal bir mesele.

    Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre depresyon, kaygı ve intihar riski dünya genelinde özellikle gençler arasında önemli bir halk sağlığı sorunu olmaya devam ediyor. UNICEF raporları ise gençlerin yalnızlık, gelecek kaygısı ve psikolojik yüklerinin arttığını yıllardır vurguluyor. Yani mesele birkaç “istisnai vaka” değil; duygusal kapasitesi zorlanan kuşaklar.

    Yasla ilişki kuramayan toplumlar zamanla sertleşir. Kendi acısına temas edemeyen biri, başkasının acısına da kolay kolay temas edemez. Empati çoğu zaman sanıldığı gibi yalnızca iyi niyet değil, gelişmiş bir kapasitedir. Sosyal psikoloji araştırmaları, kişinin kendi kırılganlığıyla temas kurabildiğinde başkasının deneyimine daha açık hale geldiğini gösteriyor.

    Kırılganlıktan korkan toplumlar ise başka değerler üretir: Öfkeyi güç sanır, duygusuzluğu olgunluk sanır, “güçlü ol” cümlesini karakter eğitimi gibi dolaşıma sokar. Erkeklik normları, başarı kültürü ve performans toplumu da bunu besler: üzülme, yavaşlama, yardım isteme, devam et.

    14 yaşında bir çocuk sırt çantasına silah koyup okula gidiyor.

    Bunu anlamak için elbette birçok katmana bakmak gerekir: aile yapısı, ekonomik baskılar, dijital kültür, yalnızlaşma, silaha erişim, erkeklik kodları, sosyal medya. Ama çoğu zaman eksik bırakılan başka bir katman daha var:

    Bu çocuk acıyla ne yapmayı öğrendi?

    Üzüntüyle nasıl kalınır, bunu bilen biri miydi? Öfkenin altında bazen kayıp olduğunu duyan oldu mu hiç? Kırılganlığın utanç değil insanlık hali olduğu öğretildi mi ona?

    Aynı soruyu yalnızca çocuk için değil, onu yetiştiren toplum için de sormak gerekiyor.

    Biz acıyla ne yapıyoruz?

    Güvenlikçi teoriler ortada uçuşuyor. Ben masaya daha sessiz bir ihtimali koyuyorum: Okul saldırılarını, artan intiharları, toplumsal öfkeyi, kamusal kabalaşmayı yalnızca güvenlik, ekonomi ya da teknoloji başlıklarıyla açıklayamayız. Yasın sistematik biçimde değersizleştirilmesi de bu tablonun parçası.

    Bazen bir toplumu anlatan şey, neyi konuştuğu kadar neyi konuşamadığıdır.

    Müfredatta Yas Olsaydı Ne Değişirdi?

    Bugün birçok insan integral çözebiliyor ama reddedilmeyi taşıyamıyor. CV hazırlayabiliyor ama yıkımı yönetemiyor. Sunum yapabiliyor ama utancıyla baş başa kalamıyor.

    Bilgi büyüdü. İç kapasite aynı hızda büyümedi.

    Bu yüzden bazı acılar depresyon diye yaşanıyor, bazıları öfke diye, bazıları alaycılık diye, bazıları da başkasına zarar verme isteği diye.

    Müfredatta yas olsaydı belki daha az insan acısını silaha, nefrete, şiddete ya da kendine yöneltirdi.

    Çünkü yas, sadece ölümden sonra yapılan bir seremoni değildir. Kaybın insanı canavara çevirmemesini sağlayan bir beceridir. Ve bunu öğrenmeyen toplumlar, her yeni kayıpta biraz daha sertleşir.

    Tam da bu nedenle kaybı inkâr etmeyen, kırılganlıktan utanmayan, başkasının acısına temas edebilen insanlar yetiştirmek en az matematik kadar kamusal bir yatırımdır.

    Belki çocuklara öğretmemiz gereken ilk şey başarı değil, kaybettikten sonra ne yapacaklarıdır.

    Referanslar ve İleri Okumalar

    • Durlak, J. A., Weissberg, R. P., Dymnicki, A. B., Taylor, R. D., & Schellinger, K. B. (2011). The Impact of Enhancing Students’ Social and Emotional Learning. Child Development, 82(1), 405–432. https://casel.org/the-benefits-of-school-based-social-and-emotional-learning-programs
    • CASEL. (2023). What Is SEL? https://casel.org/fundamentals-of-sel
    • Gruen, A. (1992). The Insanity of Normality: Realism as Sickness: Toward Understanding Human Destructiveness. Grove Press.
    • Towers, S., Gomez-Lievano, A., Khan, M., Mubayi, A., & Castillo-Chavez, C. (2015). Contagion in Mass Killings and School Shootings. PLOS ONE, 10(7), e0117259. https://journals.plos.org/plosone/article?id=10.1371/journal.pone.0117259
    • Umut Vakfı. (2015–2023). Türkiye Silahlı Şiddet Haritası Yıllık Raporları. https://www.umut.org.tr
    • UNESCO & UNICEF. (2020). Framework for Reopening Schools.
    • UNICEF. (2021). The State of the World’s Children 2021: On My Mind – Promoting, Protecting and Caring for Children’s Mental Health. https://www.unicef.org/reports/state-worlds-children-2021

    Fotoğraf: Wiki Sinaloa 

    L1 Sosyoloji
    Paylaş Twitter Facebook LinkedIn Email WhatsApp
    Önceki İçerikBir Hadise Var, Kimse Bilmiyor
    Sonraki İçerik İran-Körfez İlişkilerinin Kısa Bir Tarihi – V

    Diğer İçerikler

    daktilo2 Röportajlar

    Şafak Herdem: Ankara’nın denge siyaseti Türkiye’yi çatışmanın dışında tutsa da enerji ve denizcilik alanında daha kurumsal, önleyici tedbirlere ihtiyaç var

    26 Nisan 2026 Gökhan Korkmaz
    daktilo2 Yazılar

    Türkiye-AB İlişki Durumu: Komplike

    26 Nisan 2026 Ayşe Yürekli
    daktilo2 Yazılar

    İran-Körfez İlişkilerinin Kısa Bir Tarihi – V

    26 Nisan 2026 Birol Başkan

    Yorumlar kapalı.

    Güncel İçerikler

    Şafak Herdem: Ankara’nın denge siyaseti Türkiye’yi çatışmanın dışında tutsa da enerji ve denizcilik alanında daha kurumsal, önleyici tedbirlere ihtiyaç var

    26 Nisan 2026 daktilo2 Röportajlar Gökhan Korkmaz

    Türkiye-AB İlişki Durumu: Komplike

    26 Nisan 2026 daktilo2 Yazılar Ayşe Yürekli

    İran-Körfez İlişkilerinin Kısa Bir Tarihi – V

    26 Nisan 2026 daktilo2 Yazılar Birol Başkan

    Yas Neden Müfredatta Yok?

    26 Nisan 2026 daktilo2 Yazılar Elif Avcı

    E-Bültene Abone Olun

    Güncel içeriklerden ilk siz haberdar olun




    Archives

    • Nisan 2026
    • Mart 2026
    • Şubat 2026
    • Ocak 2026
    • Aralık 2025
    • Kasım 2025
    • Ekim 2025
    • Eylül 2025
    • Ağustos 2025
    • Temmuz 2025
    • Haziran 2025
    • Mayıs 2025
    • Nisan 2025
    • Mart 2025
    • Şubat 2025
    • Ocak 2025
    • Aralık 2024
    • Kasım 2024
    • Ekim 2024
    • Eylül 2024
    • Ağustos 2024
    • Temmuz 2024
    • Haziran 2024
    • Mayıs 2024
    • Nisan 2024
    • Mart 2024
    • Şubat 2024
    • Ocak 2024
    • Aralık 2023
    • Kasım 2023
    • Ekim 2023
    • Eylül 2023
    • Ağustos 2023
    • Temmuz 2023
    • Haziran 2023
    • Mayıs 2023
    • Nisan 2023
    • Mart 2023
    • Şubat 2023
    • Ocak 2023
    • Aralık 2022
    • Kasım 2022
    • Ekim 2022
    • Eylül 2022
    • Ağustos 2022
    • Temmuz 2022
    • Haziran 2022
    • Mayıs 2022
    • Nisan 2022
    • Mart 2022
    • Şubat 2022
    • Ocak 2022
    • Aralık 2021
    • Kasım 2021
    • Ekim 2021
    • Eylül 2021
    • Ağustos 2021
    • Temmuz 2021
    • Haziran 2021
    • Mayıs 2021
    • Nisan 2021
    • Mart 2021
    • Şubat 2021
    • Ocak 2021
    • Aralık 2020
    • Kasım 2020
    • Ekim 2020
    • Eylül 2020
    • Ağustos 2020
    • Temmuz 2020
    • Haziran 2020
    • Mayıs 2020
    • Nisan 2020
    • Mart 2020
    • Şubat 2020
    • Ocak 2020
    • Aralık 2019
    • Kasım 2019
    • Ekim 2019
    • Eylül 2019
    • Ağustos 2019
    • Temmuz 2019
    • Haziran 2019
    • Mayıs 2019
    • Nisan 2019
    • Mart 2019

    Categories

    • Asterisk2050
    • Bültenler
    • Çeviriler
    • D84 INTELLIGENCE
    • daktilo2
    • EN
    • Forum
    • Özetler
    • Podcast
    • PROJECT SYNDICATE
    • Röportajlar
    • Uncategorized
    • Videolar
    • Yazılar
    Konular
    • Siyaset
    • Ekonomi
    • Dünya
    • Tarih
    • Kültür Sanat
    • Spor
    • Rapor
    • Gezi
    İçerik
    • Yazılar
    • Podcast
    • Forum
    • Röportajlar
    • Çeviriler
    • Özetler
    • Bültenler
    • D84 INTELLIGENCE
    Konular
    • Siyaset
    • Ekonomi
    • Dünya
    • Tarih
    • Kültür Sanat
    • Spor
    • Rapor
    • Gezi
    Sosyal Medya
    • Twitter
    • Facebook
    • Instagram
    • Youtube
    • LinkedIn
    • Apple Podcast
    • Spotify Podcast
    • Whatsapp Kanalı
    Kurumsal
    • Anasayfa
    • Hakkımızda
    • İletişim
    • Yazarlar
    • D84 Yayınları
    • İçerik Sağlayıcılar
    • Yayın İlkeleri ve Yazım Kuralları
    © 2026 DAKTİLO1984
    • KVKK Politikası
    • Çerez Politikası
    • Aydınlatma Metni
    • Açık Rıza Beyanı

    Arama kelimesini girin ve Enter'a tıklayın. İptal etmek için Esc'ye tıklayın.

    Çerezler

    Sitemizde mevzuata uygun şekilde çerez kullanılmaktadır.

    Fonksiyonel Her zaman aktif
    Sitenin çalışması için ihtiyaç duyulan çerezlerdir
    Preferences
    The technical storage or access is necessary for the legitimate purpose of storing preferences that are not requested by the subscriber or user.
    İstatistik
    Daha iyi bir kullanıcı deneyimi sağlamak için kullanılan çerezlerdir The technical storage or access that is used exclusively for anonymous statistical purposes. Without a subpoena, voluntary compliance on the part of your Internet Service Provider, or additional records from a third party, information stored or retrieved for this purpose alone cannot usually be used to identify you.
    Pazarlama
    Size daha uygun içeriklerin iletilmesi için kullanılan çerezlerdir
    • Seçenekleri yönet
    • Hizmetleri yönetin
    • {vendor_count} satıcılarını yönetin
    • Bu amaçlar hakkında daha fazla bilgi edinin
    Seçenekler
    • {title}
    • {title}
    • {title}